Türkiye, yaklaşık 8 yıldır bitmeyen bir ekonomik buhranın içinden geçmektedir.
Bitmeyen kriz.
Bitmeyen enflasyon.
Bitmeyen hayat pahalılığı.
Bitmeyen kira baskısı.
Bitmeyen fatura yükü.
Bitmeyen borç sarmalı.
Bitmeyen gelecek kaygısı.
Millet her yıl “bu sene düzelir” umuduyla sabretmiş, fedakârlık yapmış, eksilen sofrasına rağmen ayakta kalmaya çalışmıştır. Ancak bugün gelinen noktada artık sabır değil, geçim gücü tükenmiştir.
Her sabah yeni bir zam haberiyle uyanan, markette etiket değiştiren, pazarda fiyat sorup alamadan dönen, kirayı nasıl ödeyeceğini düşünen, çocuğunun beslenme çantasını doldurmakta zorlanan milyonlarca insan vardır.
Bir toplum sürekli tetikte yaşayamaz.
Bir millet her gün “Bugün neye zam geldi?” korkusuyla güne başlayamaz.
Bir ailenin bütün hayatı kira, fatura, kredi kartı borcu ve market fişi arasında sıkışıp kalamaz.
Bugün yaşanan yalnızca ekonomik kriz değildir; aynı zamanda toplumsal yorgunluk, psikolojik tükenmişlik ve gelecek kaygısıdır.
Çocuklar Eksik Besleniyor, Gençler Hayal Kuramıyor
Ekonomik kriz en çok da çocukları ve gençleri vurmaktadır.
Bugün birçok çocuk okula yeterli ve dengeli beslenemeden gitmektedir. Süt, yumurta, peynir, et, meyve gibi temel gıdalara erişim her geçen gün zorlaşmaktadır.
Çocuğun beslenme çantasının boşalması, yalnızca bir ailenin değil, ülkenin geleceğinin sorunudur.
Gençler ise eğitim alsa da iş bulma kaygısından kurtulamamakta, iş bulsa da aldığı ücretle bağımsız bir yaşam kuramamaktadır. Evlenmek, ev kiralamak, yuva kurmak, gelecek planı yapmak birçok genç için artık imkânsıza yakın hâle gelmiştir.
Bir ülkede gençler hayal kuramıyorsa, o ülkenin geleceği alarm veriyor demektir.
Gençlerin umut hakkı ertelenemez.
Çocukların beslenme hakkı pazarlık konusu yapılamaz