EĞİTİM/ÖĞRETİM

Ara tatille ilgili düzenleme Mayıs ayında yayımlanacak olan 2026-2027 Eğitim Öğretim Yılı Çalışma Takviminde yapılacak

"Bu yıl için zaten herhangi bir şey yok, bu yıl takvimimizi ilan ettik. Biz mayıs ayında önümüzdeki yılın takvimini hazırlıyoruz, yani 2026-2027 eğitim öğretim yılı, şimdi orada Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı birer haftalık dilimlerle bizim eğer akademik takvimimizi etkileyecek durumda olursa orada bir tedbir alabiliriz ama dediğim gibi bu, ara tatilleri kaldırmak değil; ara tatilleri yaz tatiline eklemek."

Bakan Tekin, CNN Türk'te yayımlanan "Hakan Çelik ile Hafta Sonu" programında eğitim gündemine ilişkin soruları yanıtladı. Tekin, programın başında Balıkesir'de F-16 uçağının düşmesi sonucu şehit olan Hava Pilot Binbaşı İbrahim Bolat'a Allah'tan rahmet diledi.

Tekin, Millî Eğitim Bakanlığının illere gönderdiği Ramazan Etkinlikleri Genelgesi'ne yönelik eleştirilerin ve 168 kişinin imzaladığı laiklik bildirisinin hatırlatılması üzerine şu anda Türkiye'nin içinde bulunduğu bölgede sıcak gelişmeler yaşandığını, sıkıntılı bir coğrafyada yaşadıklarını belirterek, "O yüzden Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Yurtta sulh cihanda sulh!' ifadesi çok kritik. Biz bu coğrafyada hem kendi ülkemizde hem etrafımızda barışın teminatı olan bir ülkeyiz. Bunu yapabilmek için asıl görev, Millî Eğitim Bakanlığına ait." dedi.

Bütün çocukların 66 aydan itibaren zorunlu olarak Millî Eğitim Bakanlığına emanet edildiğine işaret eden Tekin, "Biz, bize emanet edilen çocukları, bahsettiğimiz referans değerler etrafında yetiştirmekle mükellefiz. Yani kendisine emanet edilen vatanı, vatana ait değerleri, kutsalları, barışı, insan haklarını, demokrasiyi, hukuk devletini sahiplenecek; olağan dışı bir durum olduğunda yardımlaşma, dayanışma ve benzeri duygularla mücehhez bir kuşak yetiştirmemiz lazım ki barut fıçısı gibi olan bu coğrafyada kendi değerlerimizi, bağımsızlığımızi, etrafımızda barışı koruyacak bir kuşak olsun. Bu, Bakanlığın temel işlerinden biri. Bu görevi bize hem anayasamız veriyor hem de Millî Eğitim Temel Kanunu, bize bu işlevi yerine getirmeyi bir sorumluluk olarak veriyor." ifadelerini kullandı.

Bu işi yaparken anayasanın ve kanunların diğer hükümlerine de riayet ederek, bildiride ifade edilen laiklik gibi konuları göz önünde tutarak asli görevlerini yerine getirmekle mükellef olduklarını belirten Bakan Tekin, bu konuda çok hassas olduklarını belirtti.

Türkiye'de millî birliği, beraberliği temin edecek hususları ilk defa gündemlerine almadıklarına işaret eden Tekin, 2023 haziran ayı itibarıyla Bakan olduğunu, ilk yaptıkları şeylerden birinin okul bahçelerinde çocukların, kültür aktarımının önemli unsurlarından biri olan geleneksel çocuk oyunlarını oynamalarına imkân sağlamak olduğunu anlattı. Devamında 2024 yılında dünya barışına katkı sağlamak amacıyla okullara Filistinli çocuklar için saygı duruşuyla başladıklarını hatırlatan Tekin, bir sonraki yıl "Çanakkale'de Gazze'ye Vatan Savunması" temasıyla okulları başlattıklarını, bu yıl çocukların çevre ve doğa bilincinin gelişmesi için farkındalık etkinlikleri düzenlediklerini söyledi. Bahar yarıyılı başlarken okullarda bayrak üzerinden bir farkındalık oluşturduklarını dile getiren Bakan Tekin, "Bütün bunlar, bizi biz yapan değerlerimiz etrafında millî birlik oluşturacak; beraberliği, yardımlaşmayı, dayanışmayı güçlendirecek adımlar. Ramazan da bizim kültürümüzde bahsettiğimiz işlevleri açısından önemli rolü olan bir değer. Bu sebeple sıra dışı, kural dışı, mevzuat dışı şeylerin yapılmasını da engelleyecek biçimde bir genelge hazırladık. Genelge'de anayasamızdan, Millî Eğitim Temel Kanunumuzdan, Bakanlığın öğretim programlarından referansla ramazan ayının bir dizi etkinlikle farkındalık oluşturulabilecek bir imkân olduğunu öğretmenlerimize, okullarımıza, idarecilerimize duyurduk." diye konuştu.

"Öğrenci, öğretmen ve velilerin hukukunu da korumak için suç duyurusunda bulundum"

Genelge'nin sonunda iki hususa herkesin dikkatini çektiklerini kaydeden Tekin, bunlardan birinin gönüllülük esası, diğerinin mahremiyet olduğunu vurguladı. Tekin, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Orucunu tutan, tutmayan ayrımının alenileştirilmemesi gibi hususlara riayet edilmesini ısrarlı bir biçimde söyledik. Tüm bunları yaptıktan sonra Genelge'mizin yayımlanmasını müteakip o gün itibarıyla bir bildiri yayımlandı. Bu bildiri; bir Bakan olarak, bir akademisyen olarak, bir siyaset bilimci olarak asla kabul edemeyeceğim tanımlamaları bünyesinde barındırıyor. Birincisi, biz millî birlikten ve beraberlikten bahsederken yaptıklarımızın 'Talibanlaştırma' olarak yorumlanması. Bunu yapanları gerici, azgın bir sapkınlık gibi tanımlıyor. Bu bildiriyi yayımlamanın kendileri açısından demokratik bir hak olduğunu söylüyorlar. Ben de diyorum ki demokratik hukuk devleti prensipleri içinde burada beni rahatsız eden şeyleri yargıya taşımak benim açımdan da demokratik bir hak. Bu bahsi geçen ifadelerden dolayı suç duyurusunda bulundum. Yani 'Talibanlaştırma, Trump'ın ipine sarılma, gerici azgınlık, sapkınlık...' Bunlar kabul edilebilir şeyler değil. Ben yazıyı yazan Bakan olarak, Genelge hükümlerine göre okullarımızda etkinlik yapan öğrencilerimiz, onların velileri, öğretmenlerimiz, idarecilerimiz, hepsi zan altında bırakılıyor. Onların hukukunu korumak için çıkıp onlar gibi ekranlarda hakaret mi etmem gerekiyor? Gayet doğal, hukuk devletinin prensipleri içinde, yaptıkları şeyin bu etkinlikleri organize edenler için kişiler için hakaret içerdiğini ifade ederek suç duyurusunda bulundum. Bundan rahatsız oldular ve mevzuyu bambaşka yerlere taşıdılar."

"Toplumun desteği yüzde 78-80"

Bakan Tekin, bir saha araştırmacısından rica ettiklerini ve önceki akşam ham sonuçların geldiğini belirterek şu anda toplumda Genelge'nin doğruluğuyla ilgili kanaatin yüzde 78-80 bandında olduğunu belirtti. Bunun bekledikleri bir oran olduğunu, çok yüksek bir destek gördüklerini ifade eden Tekin, Cumhur İttifakı'na oy veren seçmenler arasında ise desteğin yüzde 98 olduğunu belirtti. Tekin, şunları kaydetti:

"Demek ki toplumun yüzde 78'i, yüzde 80'i ramazan ayında yardımlaşma, dayanışma, millî birlik duygularının çocuklarımız tarafından içselleştirilmesi için yapılacak etkinlikleri destekliyorlar. Burada hepimizin rahatsız olacağı şeyler var. O da şu: Biz iyi niyetle bir yola çıktık ve iyi niyetle birtakım faaliyetler yapıyoruz. Bu faaliyetleri art niyetli bir biçimde sabote etmek isteyen örnekler olabilir. Yüz binlerce etkinlik yapıldı, bunlar içinde bizim söylediğimiz ilkelere yani mahremiyet ve gönüllülük esasına aykırı işler yapıldığına dair şikâyet geldiğinde...Kamuoyuna yansıyan birkaç olay var, onun dışında rahatsızlığını dile getiren kimse yok. Tam tersine CİMER'den 150 bine yakın teşekkür var, Bakanlığın iletişim hatlarından yüz binlerce teşekkür var. İnanılmaz bir heyecan oluştu. Bizim niyetimiz; millî birlik ve beraberlik, dayanışma gibi bizim açımızdan kritik değerler için bir referans oluşturmak. Olumsuz, kabul edemeyeceğimiz, Genelge'mizdeki amir hükümlere aykırı bir eylem olursa onun da gereğini yapacağımızı şimdiden paylaşıyoruz."

Tekin, ramazan etkinlikleriyle ilgili, dinî referansları kendi çıkarları için kullanan bazı gruplara yönelik kaygıların gündeme getirildiğinin hatırlatılması üzerine FETÖ ya da benzeri yapılarla mücadele konusunda oturup saatlerce konuşabileceklerini, bu konuda nerede durduğunun herkes tarafından bilindiğini dile getirdi. Tekin, "2013 yılında başlayan ve 2014 yılı bahar aylarında yasalaşan, FETÖ ile mücadele anlamında çok kritik bir süreç olan dershane konusunda, bugün süreci eleştiren CHP'nin nerede durduğuna bir bakmamız lazım. Yani FETÖ uyarısı yapan CHP, 2014 yılında neredeydi? 2014 yılında CHP, bizim FETÖ süreciyle ilgili başlattığımız dershane yasasını Anayasa Mahkemesine taşıdı. FETÖ dershanelerinde ağlayan milletvekilleri vardı. FETÖ'nün bankasının kapanmaması için önünde eylem yapan CHP'liler vardı. Şimdi biz FETÖ ve benzeri hassasiyetleri göz önünde bulundururken, o gün onların yanında olanlar bugün bize bu uyarıyı yapıyorlar. Burası bir samimiyet testi." diye konuştu.

Yazıda dini vecibelerle alakalı hiçbir ifade olmadığını vurgulayan Tekin, geçen yıl 23 Nisan'da da ulusal egemenlik kavramının ne olduğunun çocuklara öğretilmesi amacıyla okullarda bu tür etkinlikler yapılacağını dair Genelge yayımladıklarını hatırlattı. Tekin, "Bizim buradaki Genelge'mizin odak noktası ne dinî sorumluluklar ne de başka bir şey. Biz sadece ülkemizin geleceğini emanet edeceğimiz çocuklarımızda bu ülkeye sahip çıkacak, bu ülke içinde millî birliği, dayanışmayı, beraberliği en üst düzeye çıkaracak bir bilinç oluşturmaya çalışıyoruz, bu genelgenin esprisi bu." dedi.

Ramazan ayında yapılacak şeylerle ilgili okul bazlı örnekler hazırladıklarını belirten Tekin, bunların tamamının sağlık, beraberlik, bütünlük, bunlarla ilgili farkındalık oluşturacak etkinlikler olduğunu söyledi. Bunu laiklik meselesine taşımanın çok abes olduğunu ifade eden Bakan Tekin, "Laiklik kavramı üzerinde oturup uzlaşmamız gerekiyor, laiklikten ne anladığımızı konuşmamız gerekiyor. Bu coğrafyada Osmanlı Devleti çatısı altında bile farklı inançların özgürlük ve barış içinde, yani kendi dinî inanç ve ibadetlerini özgür biçimde gerçekleştirebildikleri, barış içinde yaşadıkları bir gelenekten geliyoruz biz." şeklinde konuştu.

Farklı inançlarda olan kişilerin özgürce ve hoşgörüyle yaşadığı, birbirlerine saygı duyduğu bir coğrafyada yaşadıklarını vurgulayan Tekin; uzun yıllar Sivas'ta, Tokat'ta bulunduğunu, oruç tutan ya da tutmayan komşularının ramazan ayında evinde pişen yemekleri, iftar için hazırladıklarını ve birbirlerine ikram ettiklerini anlattı. Tekin, o birliktelik arzusunun Türk insanının mayasında olduğunu, okullarda da yeniden canlı tutarak bunu sağlayabileceklerini düşündüğünü söyledi. Genelgen'in amacının da bu olduğunu dile getiren Tekin, buradan laiklik tartışmasının çıkacağının akıllarından bile geçmediğini ifade etti. Tekin, şu değerlendirmeleri yaptı:

"Böyle bir tartışmanın çıkabileceğini tahmin etmiyordum ama şunun farkındaydım: Yani şunu görünce, bu eleştiriyi yapan kişilerin Türkiye'nin toplumsal yapısıyla ilgili zerre miktarı bilgisi olmadığını anladım. Kabir başında rakı içen, bunu içebilecek kadar Türkiye'nin toplumsal yapısına yabancılaşmış bir siyasetçinin ramazanla ilgili böyle bir değerlendirme yapabileceğini de burada böylece görmüş olduk, bu da başka bir boyutu olayın..."

"Art niyetli yaklaşımlara karşı anında tedbir alınıyor"

Bir okulda işte selefi andı okutulduğu eleştirilerinin hatırlatılması ve "Bu ve buna benzer hadiseler olduğunda Millî Eğitim Bakanlığı nasıl bir tutum alıyor, nasıl bir yol izleniyor?" sorusunun yöneltilmesi üzerine Tekin, bu Genelge'yi yazdıklarında il millî eğitim müdürleriyle bir toplantı yaptıklarını ve genelgenin amaçlarını daha geniş bir perspektifle anlattıklarını hatırlattı. Genelge'nin ekinde faaliyet örnekleri koyduklarını, iki önemli ilkeyi, mahremiyet ve gönüllülüğü özellikle vurguladıklarını kaydeden Bakan Tekin, şunları kaydetti:

"Sonra ramazan başladığında bu kez online olarak il müdürü arkadaşlarımızla bir toplantı daha yaptık. Çok yoğun bir ilgi olunca, iki gün önce bu sefer Personel Genel Müdürümüz il müdürlerimizle online bir toplantı daha yaptı. Burada yapmak istediğimiz, söylediğimiz şey şu: Toplumdan çok yoğun bir destek gördü, bunu sabote etmek isteyen art niyetli yaklaşımlar olabilir, bunlara karşı dikkatli olalım. Biz başka örnekleri de yaşadık, yani bayrak örneğinde bile farklı şeylerle karşı karşıya kaldık. Bunlara karşı Millî Eğitim Bakanlığı, okul yöneticilerimiz ve öğretmenlerimiz çok duyarlılar zaten... Hemen, anında tedbir alınıyor."

Yüz binlerce güzel etkinlik yapıldığına işaret eden Bakan Tekin, bunların içinde birkaç tane kendisinin tasvip etmediği, kimsenin tasvip edemeyeceği örnekler olduğunu söyledi. Tekin, "Bunlardan hareketle lütfen bu arkadaşlarımızın emeğini, bizim bu konudaki niyetimizi böyle sakata getirecek şeylerin içerisine girmeyelim. Ben muhalefette de aynı şekilde sesleniyorum. Benim çağrım şu: Bizi kutuplaşma yaratmakla suçlayan muhalefetin kutuplaşmayı engellemek için bu süreçlere destek olmasını bekliyorum. Buyurun gelin, beraber yapalım bu etkinlikleri, yani siz de katılın. Bakın, önceki akşam Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Eğitim, Gençlik, Spor ve Kültür Komisyonu üyelerini biz beraber iftara yapalım diye davet ettik, ona bile gelmediler." değerlendirmesini yaptı.

Tekin, "Okul zilleriyle ilgili bir standart var mı?" sorusuna, "Burada bir anomali durumu olduğu için geçtiğimiz yaz aylarındaki genelgelerimizden bir tanesinde okul zili uygulamasını kaldırdık." karşılığını verdi. Zilsiz okul uygulamasını başlattıklarını ifade eden Tekin, çocukların sorumluluk bilincinin gelişmesi açısından da bunu yaptıklarını belirtti. Okul zili uygulamasının elektronik ortamda otomatik yapıldığını ve hafta sonu çevredeki insanların rahatsız olabildiğini hatırlatan Tekin, bunların yaşanmaması için uygulamayı kaldırdıklarını ifade etti. Tekin, "Nöbetçi öğretmen arkadaşlarımız var, teneffüsün bittiğini, dersin başladığını hatırlatıyorlar." dedi.

"Ara tatille ilgili düzenleme yaparsak bu, ara tatilleri kaldırmak değil; yaz tatiline eklemek"

Ara tatilin kaldırılıp kaldırılmayacağı sorusu üzerine Tekin, mevzuata göre okulların 180 iş günü devam etmek zorunda olduğunu, yine kanuna göre öğretmenlerin yılda iki ay yaz tatili yaptıklarını açıkladı. Tekin, şunları söyledi:

"Bunları koyduğumuzda ve üzerine işte 29 Ekim ile başlayıp yaz tatiline kadar yılbaşı, şubat tatili, 23 Nisan, 19 Mayıs, 1 Mayıs, Nevruz, Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı... Bunları eklediğimizde bazen takvim olarak sorun yaşayabiliyoruz. Bahar yarıyılında Ramazan ve Kurban Bayramı aynı yarıyıla denk düştüğünde ve her ikisinde birer haftalık veya 9'ar günlük tatiller olduğunda bizim hukuken yapabileceğimiz, yapmamız gereken o iş günü sayısını tamamlayamayacak duruma geliyoruz, dolayısıyla bu olunca sorunlar yaşanıyor. Ara tatilleri kaldırmak deyince çocuklar, gençler şöyle anlıyorlar: Sanki okula eklenecek gibi. Böyle değil. Burada yapacağımız şey şu: Eğer yaparsak okulların açılışını eylül ayında öteleyeceğiz, yine 180 iş günü okullar devam edecek, yine öğretmenlerimiz iki ay tatil yapacak. Yani o aradaki tatil kısmı buraya eklenebilir, eylül ayının bu yıl 8'inde başladı, diyelim 15'inde başlayacaktır. Biz okula çocukların geldikleri gün sayısını artırmıyoruz burada, tatili de azaltmıyoruz. Artmayacak da azalmayacak da. Tatiller de azalmayacak, bir şey değişmiyor yani.

Bu yıl için zaten herhangi bir şey yok, bu yıl takvimimizi ilan ettik. Biz mayıs ayında önümüzdeki yılın takvimini hazırlıyoruz, yani 2026-2027 eğitim öğretim yılı, şimdi orada Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı birer haftalık dilimlerle bizim eğer akademik takvimimizi etkileyecek durumda olursa orada bir tedbir alabiliriz ama dediğim gibi bu, ara tatilleri kaldırmak değil; ara tatilleri yaz tatiline eklemek."

Engelli öğretmen atamasıyla ilgili çalışmalarda son durumun sorulması üzerine Tekin, engellilerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Emine Erdoğan'ın çok hassas oldukları bir konu olduğuna işaret etti. Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde 35 bin engelli personel istihdam edildiğini, bunların yaklaşık 20 bininin öğretmen olduğunu belirten Tekin, "Biliyorsunuz; EKPSS, yani engelli arkadaşlarımızın girdiği bir KPSS sınavı var. O sınavın sonuçlarına göre hem normal memurlarımızı hem de öğretmen arkadaşlarımızı istihdam ediyoruz. 2026 Bütçe Kanunu yeni geçti, kamu kurumlarının personel dağılımı Hazine ve Maliye Bakanlığımız ve Cumhurbaşkanlığı Strateji Başkanlığı ile yapılıyor. Yaptıktan sonra biz ya da bütün bakanlıklar o yıl içinde ne kadar istihdam yapacağını belirlemiş oluyor. Biz de o rakamlardan sonra, yani oradaki toplantılardan sonra engelli arkadaşlarımızla ilgili bir açıklamada bulunacağız, mutlaka yıl içerisinde." diye konuştu.

Şu anda sayı veremeyeceğini belirten Tekin, yasal olarak engelli istihdamı oranının yüzde 2 olduğunu ancak Millî Eğitim Bakanlığında şu anda bu oranın yüzde 3,37 seviyesinde bulunduğunu kaydetti. Tekin, "Yasal zorunluluğumuzun neredeyse iki katı kadar engelli personel çalıştırıyoruz, yeni dönemde de engelli arkadaşlarımızla yol yürüyeceğiz, alacağız." dedi.

Tekin, "2023'te atanan öğretmenler üç yıldır ailelerinden uzakta görev yaptıklarını ifade ediyorlar. Bu dönemde atananlar için bir özel tayin söz konusu olabilir mi?" sorusuna şu karşılığı verdi:

"Biz şunu yapmak durumundayız. Okullarımızdaki eğitim öğretim süreçlerinin niteliğini artırıcı tedbirler almak durumundayız. Şöyle düşünün; çocuğunuzu okula yazdırdınız, birinci sınıfa başladı eylül ayında, haziran ayında öğretmeni değişti, sonra ertesi yıl ikinci sınıfta başka bir öğretmen geldi, üçüncü sınıfta başka bir öğretmen geldi. Şimdi bu bilhassa temel eğitimde eğitim öğretim niteliğini ciddi şekilde etkileyen bir durum. Bundan dolayı üç yıl çalışma zorunluluğunu getirdik, daha doğrusu dört yıldı, üçe düştü. Şu anda öğretmen arkadaşlarımız yasal olarak bulundukları yerlerde üç yıl çalışmak durumundalar, üç yılı doldurduktan sonra biz zaten yer değişikliği taleplerini yerine getiriyoruz."

"Alan değişikliği yapılacak mı, yapılacaksa kılavuz ne zaman yayımlanacak?" sorusuna da Bakan Tekin şu cevabı verdi:

"Alan değişikliği de yapacağız ama bizim o konuda kriterlerimiz var. Orada kul hakkı yemeden, adaletsizlik yapmadan bir alan değişikliği gündemimizde. Bir branşta çok yüksek bir puanla bir arkadaşımız atanamamışken daha düşük puanla başka bir branşa atanıp sonra o lisanstan mezuniyet alan kişiler o branşa geçmek istiyorlar. Orada bir kaotik durum ortaya çıkıyor, biz onu da koruyacak şekilde, herhangi bir adaletsizlik olmayacak şekilde, ihtiyaçlarımızı da göz önünde bulundurarak alan değişikliği de yapacağız."

"PİKTES öğretmenleri kadroya alınacak mı?" sorusu üzerine Tekin, "PİKTES biliyorsunuz, ülkemizde bulunan Suriyeli misafirlerle ilgili olarak Avrupa Birliği kaynaklı olarak yürüttüğümüz bir projeydi. O fonla sınırlı, o konuyu da biz değerlendiriyoruz, 3 bin civarında öğretmen arkadaşımız kaldı zaten." dedi.

Tekin, bir başka soru üzerine şu anda Türkiye'de 800 bin civarında Suriyeli öğrenci olduğunu, dönüşlerle birlikte bunun sürekli azaldığını ifade etti.

"Heybeliada Ruhban Okulu açılacak mı, son durum nedir?" sorusuna Tekin şu karşılığı verdi:

"Heybeliada biliyorsunuz, dünyada bilhassa Hristiyan camiası tarafından çok önemli bir sembol hâline gelmiş bir yapı, bizim ülkemizde bulunuyor. Benim ziyaretimin esprisi şuydu: Bu konuda verilecek karar; Cumhurbaşkanımız, Dışişleri Bakanlığımız, ilgili bakanlıkların verecekleri bir karar. Bu karar neticesinde eğer siyaseten açılması yönünde bir talimat veya bir siyasi karar oluşursa hangi prosese uygun olarak açılacağını biz yerinde görmek, arkadaşlarla konuşmak üzere oradaydık. Bir rapor hazırladık. Sayın Cumhurbaşkanımız, dış politikayı yöneten ekibimiz, Dışişleri Bakanlığımız bize açılması yönünde bir şey söylerse biz ona göre hangi düzeyde, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite veya lisans sonrası hangi seçeneklere göre, hangi yasal düzenlemeler ışığında açılabileceğine dair gittik ziyaret ettik. Nasıl bir yol yürüyeceğimize dair bir yol haritası oluşturduk. Heybeliada'da şu anda ruhban okulu yok, kapalı ama orada bir lise açık, öğrencisi olmamakla beraber. Öğrencisi yok ama hukuken, statü olarak açık."

"Ruhban okulunda yaptığınız incelemeler sonucunda sizinle alakalı tarafını tamamlamış oldunuz mu, bir pürüz kaldı mı?" sorusu üzerine Tekin, "Bizimle ilgili kısımda Yükseköğretim Kuruluyla beraber bu konuda bir hazırlığımız var ancak sorun şu: Karşı taraftakilerin de bu okulun düzeyiyle ilgili henüz net bir fikirleri yok. Muhatap olduğumuz kişilerde bir kafa karışıklığı da var." diye konuştu.

Bakan Tekin, "Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, burs verdiği için mi gözaltına alındı, böyle bir durum mu var? sorusuna. "Ben buraya girerken cep telefonuma düştü, bilemiyorum tabii ama burs verdiği için hiçbir belediye başkanı gözaltına alınmaz." yanıtını verdi.

Türkiye'deki Fransız okullarıyla ilgili yaşanan gelişmelerin sorulması üzerine Tekin, yabancı okullarla ilgili ellerinde Lozan Antlaşması olduğunu, Türkiye'deki azınlık okullarıyla yani Türk vatandaşı olan azınlık nüfusunun devam edeceği okullarla ilgili hiçbir problem olmadığını söyledi. Ermeni, Rum ve Museviler vatandaşların bu okullara devam ettiklerini anlatan Tekin, bu okulların Özel Öğretim Kurumları Kanunu'na tabi olduklarını kaydetti.

İkinci olarak Lozan'da kapatılan yabancı okullar bulunduğuna işaret eden Tekin, " Kurtuluş Savaşı süresinde kapatıldı. Lozan'dan sonra ilgili ülkelerin...İtalya, Almanya, Avusturya gibi ülkelerin devlet başkanları Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e mektup yazıyorlar ve mektuplarda talep ettikleri okulların açık olmasını istiyorlar. 11-12 okuldan bahsediyoruz, Lozan mektupları diye bildiğimiz okullar. Bunlarla ilgili de problemimiz yok, bunlar da devam ediyorlar, buralara Türk vatandaşı öğrenciler de gidebiliyorlar." şeklinde konuştu.

Üçüncü olarak büyükelçilikler bünyesinde açılan okullar olduğunu ifade eden Tekin, Pakistan okulu gibi sadece kendi ülke vatandaşlarının veya başka ülke vatandaşlarının gideceği, Türk çocuklarının gidemeyeceği okulların da hukuki olduğunu belirtti.

Tekin, şu değerlendirmeyi yaptı: "Buraların dışında kamuoyunda tartışılan bazı okullar, bizden izin almadan Türk vatandaşlarının devam edemeyeceği, yani ne Lozan'da ne Lozan mektuplarında ne de sonrasında yapılan ikili anlaşmaya dayanmayan okullar var. Biz bunlarla ilgili bir süreç başlattık, dedik ki bu okullarınızın açık olmasını istiyorsanız eğer... Fransa ile ilgili yaşadığımız şey, oydu. biz oturalım masaya, bir uluslararası sözleşme imzalayalım tıpkı Lozan gibi, tıpkı Lozan mektupları gibi çünkü bizim iç hukukumuzda usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş uluslararası sözleşmeler, Anayasa 90, kanunlarının üstünde kabul ediliyor. Fransız tarafı, ben müsteşarken 2014-2015 yılında bunu konuştuğumuzda, 'Evet, haklısınız, yapmamız lazım.' dedi. Yapmadılar. Sonra ben Bakan olarak göreve başladıktan sonra, bu konuda tekrar bir adım attık. Fransa Büyükelçisi yine aynı şeyleri söyleyince bir dakika dedim... Aynı şeyleri söyleyince, biz o zaman dedik ki bu artık inandırıcı değil. Aradan on yıl geçmiş, on yıl hâla aynı şeyi söylüyorsunuz ama burada bir şey istedik biz. Dedik ki bunun karşılığında Fransa'da yaşayan Türk vatandaşlarının çocuklarının Türkçe ve Türk kültürü dersiyle ilgili bir şeyi biz de protokole koyalım, biz orada o kazanımı elde edelim, sizin de bu okullarınızla ilgili gerekli adımları atalım. Görüşmeler devam ediyor. Bu şekilde bir uluslararası sözleşme imzalanmadığı sürece o okullara yeni kayıt alınamayacağını, Türk vatandaşları açısından yeni kayıt olan kişilere de denklik vermeyeceğimizi deklare ettik zaten."

Akran zorbalığının önlenmesi konusunda yürütülen faaliyetlere ilişkin soru üzerine Bakan Tekin, Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün bu konuda çok yoğun bir şekilde çalıştığını söyledi. Bunun adını "akran nezaketi" ifadesiyle kullandıklarına dikkat çeken Bakan Tekin. "Bu konuda yaptığımız araştırmalar, akran arasındaki en büyük akran zorbalığı olarak tanımlanan şeyin sosyal medya üzerinden ve elektronik ortamda, yüzde 90'a yakını oradaki uygulamaları zorbalık olarak kabul ediyor. Dolayısıyla biz bir taraftan sosyal medya okuryazarlığını, bir taraftan da bu psikolojik rehberlik faaliyetlerini yürütüyoruz." diye konuştu.

Enerji okuryazarlığı ve sürdürülebilirlik başlıklarında okullarda farklı şeyler yapılmasının söz konusu olup olmadığı sorusu üzerine Tekin, "Tabii ki çok güzel olur. Biz zaten programlarımızı oluştururken, yani müfredatı yazarken bütün bunlarla ilgili enerji verimliliği, enerjinin doğru kullanılması, kaynak israfının engellenmesi konularında ilgili STK'lerin fikirlerini aldık. Şimdi de bizimle bu konuda ortak çalışmak isteyen, farkındalık oluşturmak isteyen bütün STK'lara açığız." çağrısı yaptı.

"18 yaşın altındaki çocukların internete erişiminin sınırlandırılmasıyla ilgili bazı adımlar var dünyada da Türkiye'de de. Siz de o kanaatte misiniz?" sorusu üzerine Tekin, bu konuyu gündeme ilk olarak kendilerinin getirdiğini vurguladı. Okullar için cep telefonunu kısıtladıklarında bunu gündeme getirdiklerini hatırlatan Tekin, "Onu şu anda Aile Bakanlığımız ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız birlikte yürütüyorlar, yakın bir zamanda onunla ilgili bir düzenleme gelecek. Ben çocuklarımızın zorunlu eğitim çağını bitirinceye kadar bu yasakla karşı karşıya bulunmasını istiyorum. Yaş koymayalım, yani 12 yıllık zorunlu eğitimi bitirinceye kadar diyelim tarafındayım ama ilgili Bakanlıklar bir yaş üzerinde çalışıyorlar." değerlendirmesinde bulundu.

"Okula başlama yaşıyla ilgili bir değişiklik çalışması var mı?" sorusu üzerine Tekin, okula başlama ve okulda bulunma yaşıyla ilgili konuyu tartışmaya açtıklarında bunun biraz farklı bir yere evrildiğini belirtti. Tekin, "Biz şunu söylüyoruz: Okul öncesi eğitimi yaygınlaştırarak çocukların okula başlama yaşını biraz da erkene alıp daha standart hale getirelim. Şöyle düşünün: Şu anda 66 aylık bir çocukla 84 aylık bir çocuk aynı sınıfta okula başlayabiliyor, burada bir düzenleme yapalım istiyorduk, çalışıyor arkadaşlar." şeklinde konuştu.

Kantinlerde satılan ürünlerin takibiyle ilgili soru üzerine Tekin, Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı ile beraber bunun takibini yaptıklarını söyledi. Ortak bir yönetmeliklerinin olduğunu belirten Tekin, "Okullarda satılabilecek ürünlerle ilgili çok geniş bir liste var, ona riayet ediyoruz. Hem Tarım Bakanlığı hem bizim müfettişler denetimlerini yapıyorlar." diye konuştu.

"Özel eğitime ihtiyacı olan çocuklar için mevcut öğretmen ve sınıf kapasitesi ne durumda?

Biraz daha arttırılabilir mi?" sorusuna Tekin, "Bizim en çok ihtiyaç duyduğumuz öğretmenlik alanı özel eğitim öğretmenliği. Kapasitemiz var, öğretmen ihtiyacımızı zamanla gideriyoruz, öğretmen ihtiyacımızı giderdikçe de sınıf ve okul açıyoruz. Özel eğitim okulları kampüsleri açmaya başladık zaten şimdi, sadece özel eğitim üzerine. En son geçtiğimiz aralık ayında Emine Erdoğan Hanımefendiyle birlikte Zonguldak Karadeniz Ereğli'de açtık." yanıtını verdi.

Beyin göçünün tersine çevrilmesi için bir çalışma yürütülüp yürütülmediği sorusu üzerine Bakan Tekin, bu konuda çok abartılı şeyler söylendiğini dile getirdi. Bu konuyu vahim bir boyutta görmediklerini kaydeden Tekin, "1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanun var, her yıl burs başvurusuna çıkıyoruz lisansüstü eğitim için. yani master ve doktora için. Birçok alanda boş kalıyor. Spesifik alanlar değil, üniversitelerdeki normal anabilim dalları. Bu konuda çok abartılı, şişirme rakamlar var. Böyle bir algı oluşturuluyor." dedi.

"Çocuklarımızın geleceğe daha iyi hazırlanmaları için seferberlik hali içindeyiz"

Bakan Tekin, bugün 28 Şubat olduğunu hatırlatarak Türkiye'de demokrasi ve insan hakları açısından önemli kırılma anlarından biri olduğunu söyledi. Tekin, şunları söyledi:

"İnşallah bu türden demokrasiye antidemokratik müdahalelerin olmadığı Türkiye'yi hep beraber yaşarız, bir daha o kötü günleri yaşamayız diye ümit ediyorum. Öğretmen arkadaşlarıma gerçekten çok samimiyetle teşekkür ediyorum. Toplumu da öğretmen arkadaşlarımızın hukukuna sahip çıkmak, onlara destek olmak konusunda daha duyarlı olmaya davet ediyorum. Velilerimizi aynı şekilde bu sürecin içinde daha aktif bulunmaya davet ediyorum. Biz 1 milyon 200 bin kişilik bir ordu olarak Türkiye'de çocuklarımızın geleceğe daha iyi hazırlanmaları için yoğun bir seferberlik hali içerisindeyiz. Destekler, dualarla yürüyecek inşallah."

{ "vars": { "account": "G-DWD9KP42D3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } < type="adsense" data-ad-client="ca-pub-7735276658433681">