"Dünya beşten büyüktür, daha adil bir dünya mümkündür." Adaletin Sesi Erdoğan
"Dünya beşten büyüktür, daha adil bir dünya mümkündür."
— Dr. Osman Aşkın Bak (@OA_BAK) September 22, 2026
Adaletin Sesi Erdoğan#ErdoganTheVoiceOfJustice pic.twitter.com/vIJOHf50EO
“Dünya beşten büyüktür…” Yıllardır güçlenerek devam eden bir çağrı, kararlı bir duruş ve Türkiye’nin küresel adalet mücadelesinde yükselen güçlü sesi. Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu bir dünya için…
“Dünya beşten büyüktür…”
— Prof. Dr. Vedat Işıkhan (@isikhanvedat) September 22, 2026
Yıllardır güçlenerek devam eden bir çağrı, kararlı bir duruş ve Türkiye’nin küresel adalet mücadelesinde yükselen güçlü sesi.
Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu bir dünya için…
Adaletin Sesi Erdoğan#ErdoganTheVoiceOfJustice pic.twitter.com/H5xMzee5BZ
“Dünyanın gidişatına baktığımızda önümüzde iki yol olduğu görülecektir. Ya korkuyla, çatışmayla ve içe kapanmayla belirsizliği daha da büyüteceğiz ya da adaletle, dayanışmayla ve ortak iradeyle geleceği beraber inşa edeceğiz. Şüphesiz karanlığa yumruk sallamak kolaydır. Zor olan o karanlığı aydınlatacak bir mum yakabilmektir. Türkiye ikinci yolu seçmiştir. Bu yolda inşallah sabırla yürüyecektir. Rabbim yolumuzu açık etsin, yar ve yardımcımız olsun diyorum.” İnsanlığın karanlığı yeneceğine ve bu sağduyulu çağrıya er veya geç cevap vereceğine yürekten inanıyoruz.
Birleşmiş Milletler 81'inci Genel Kurulu #UNGA81 https://t.co/MffviPgjNM
— Recep Tayyip Erdoğan (@RTErdogan) September 22, 2026
"Vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak Rabbim ömür verdikçe bu kürsüden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya onların da sesi olmaya, onlar için konuşmaya, mücadele vermeye inşallah devam edeceğim.”
📍 Birleşmiş Milletler 81'inci Genel Kurulu
— Prof. Dr. Vedat Işıkhan (@isikhanvedat) September 22, 2026
Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan: "Vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak Rabbim ömür verdikçe bu kürsüden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya onların da sesi olmaya, onlar… pic.twitter.com/wUwVs9jAtp
Bu, Tayyip Erdoğan’ın şahsi meselesi değildir; bu insani bir meseledir, hepimiz için vicdani bir meseledir. Bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak için kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı bu görevini icra edemez hale gelmiş, daha doğrusu getirilmiştir.
“Biz gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz.” Bu sözler milletimizin, bedeli ne olursa olsun mazlumun yanında durmayı ve adaleti savunmayı esas alan duruşunun, Sayın Cumhurbaşkanımızın şahsında vücut bulan sarsılmaz iradesidir. Her türlü baskı karşısında hakikati savunmaktan vazgeçmeyen, mazlumların sesini dünyanın en etkili kürsülerinden yükselten bir liderin yol arkadaşları olmaktan gurur duyuyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, geleceği adaletle, dayanışmayla ve ortak iradeyle inşa etmek için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.
Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden 16’ncı kez milletimizin adalet iradesini ve mazlumların haklı mücadelesini dile getirdiği hitaplarını dinledik.
— Alparslan Bayraktar (@aBayraktar1) September 22, 2026
Gazze’de yaşanan zulmü insanlığın ortak vicdanına taşıyan Sayın Cumhurbaşkanımız;… pic.twitter.com/4ELVx210nm
Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın üzerinden 81 yılı aşkın bir süre geçti ama insanlık hâlen o günkü güçlü iradenin hayat bulacağı günleri hasretle bekliyor. Geride bıraktığımız 12 ay, 60’ı aşkın çatışma ve savaşla son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Gazze’den Ukrayna ve Rusya’ya, Myanmar’dan Darfur’a, İran’dan Lübnan’a 250 bin insan hayatını kaybetti. Çok daha fazlası tarifsiz acılar yaşadı. Yalnızca Gazze’de son 3 yılda çoğu çocuk ve kadın 74 bin kardeşimiz, İsrail’in devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır. ABD Başkanı Sayın Trump’ın gayretleri ve bizim de dâhil olduğumuz ülkelerin katkılarıyla varılan ateşkes sonrasında bile katledilen Gazzelilerin sayısı 1.500’ü aşmıştır.
Eğer Birleşmiş Milletlere olan güven gerçekten artırılmak isteniyorsa yapılması gerekenler bellidir: Gazze’de çocuklar güven içinde olacak. Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçaklarını, İHA’ları, SİHA’ları değil, özgürce süzülen uçurtmaları görecek. #UNGA81 Lübnan’da çocuklar, gecenin bir vaktinde bomba sesleriyle uyanmayacak. Asyalı emekçilerin alın teri, vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek. Afrikalı kardeşlerimiz, geleceklerine en az müreffeh ülkelerin vatandaşları kadar güvenle bakacak, umutla bakacak. Birleşmiş Milletlere güven, ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir. 190’dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı, kabul edelim ki ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir. Güvenlik Konseyi, dünya 5’ten büyüktür ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir.
"İnsan merkezli teknoloji anlayışını hakim kılarak teknolojiye sahip olanlar ve olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz. Bilinmelidir ki, tekno kutuplaşma ve dijital hegemonya ne Birleşmiş Milletler merkezli sistemin ne de onun asli unsuru olan devletlerin hayrınadır."
📍Birleşmiş Milletler 81'inci Genel Kurulu
— Mehmet Fatih KACIR (@mfatihkacir) September 22, 2026
Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan:
"İnsan merkezli teknoloji anlayışını hakim kılarak teknolojiye sahip olanlar ve olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz.
Bilinmelidir ki, tekno kutuplaşma ve dijital hegemonya… pic.twitter.com/9FPPuCrWhz
14 yıllık zulmün ardından Suriye, 8 Aralık Devrimi’yle birlikte yeni bir yola girdi. Cumhurbaşkanı Şara’nın liderliğinde Suriye’nin, her türlü iç ve dış tahrike rağmen güvenli, huzurlu bir ülke olma hedefine doğru ilerlediğini görüyoruz. Bu yolculuklarında kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz. Bir diğer komşumuz Irak’ta devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve istikrarın tahkim edilmesi çabalarına desteğimiz tamdır. Kalkınma Yolu Projesi başta olmak üzere bölgemizin refahını artıracak stratejik ulaştırma ve enerji projelerinde Irak’la iş birliği içinde çalışıyoruz. #UNGA81
Bir yandan hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmamız gerekirken diğer yandan daha adil bir düzenin inşası gibi meşakkatli ancak ulvi bir sorumluluk taşıyoruz. #UNGA81 Bu noktada bazı temel prensipleri paylaşmak istiyorum: Evvela uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz. Unutulmasın ki yapanın yanına kâr kaldığı, dahası cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkûmdur. İkinci olarak uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı her aşamada yeni bir yol açmak için bölgesel sahiplenmeyi kullanmak durumundayız. Türkiye olarak Karadeniz Tahıl Koridoru gibi bu ilkeyle hareket ettiğimiz her konuda netice aldık, hem bölgesel hem küresel güvenliğe katkı sunduk. Üçüncü olarak iş birliğini ve açık diplomasiyi devletler arası münasebetlerin merkezine koyan bir anlayışı mutlaka yeniden tesis etmeliyiz. Dördüncü olarak dünya genelinde gittikçe derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten yeni bir paradigmayı beraber inşa etmeliyiz. Son olarak insan merkezli teknoloji anlayışını hâkim kılarak teknolojiye sahip olanlar ve olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz. Bilinmelidir ki teknokutuplaşma ve dijital hegemonya, ne Birleşmiş Milletler merkezli sistemin ne de onun asli unsuru olan devletlerin hayrınadır.
Türkiye, lobilerin saldırılarına rağmen aile ve çocukların korunmasında inisiyatif almaya devam edecektir.
Türkiye, lobilerin saldırılarına rağmen aile ve çocukların korunmasında inisiyatif almaya devam edecektir. #UNGA81 pic.twitter.com/cVr3huIrMz
— Recep Tayyip Erdoğan (@RTErdogan) September 22, 2026
Tayyip Erdoğan olarak, vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin cumhurbaşkanı olarak BM kürsüsünden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya, onların sesi olmaya, onlar için konuşmaya, mücadele vermeye devam edeceğim. #UNGA81 Biz gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz. Dünyanın gidişatına baktığımızda önümüzde iki yol olduğu görülecektir: Ya korkuyla, çatışmayla ve içe kapanmayla belirsizliği daha da büyüteceğiz ya da adaletle, dayanışmayla ve ortak iradeyle geleceği beraber inşa edeceğiz. Şüphesiz karanlığa yumruk sallamak kolaydır; zor olan, o karanlığı aydınlatacak bir mum yakabilmektir. Türkiye ikinci yolu seçmiştir ve bu yolda inşallah sabırla yürüyecektir.
Eşim@EmineErdogan’ın 2017’de “Dünya Ortak Evimizdir” diyerek başlattığı Sıfır Atık Hareketi küresel bir farkındalık seferberliğine dönüştü. İklim kriziyle mücadelenin kuşkusuz pek çok yolu vardır. Sıfır Atık Hareketi, tüm bu yolların birleştiği en sağlam köprüdür. #UNGA81
Bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar.
Bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar tarihin azabından kurtulamayacaklar.
— Recep Tayyip Erdoğan (@RTErdogan) September 22, 2026
Tarihin azabından kurtulsalar Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar. #UNGA81 pic.twitter.com/uiFwck09EI
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’na hitap etti
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul Salonu'ndaki 81. Genel Kurul görüşmelerinde katılımcılara hitap etti.
Konuşmasına BM'nin 81'inci Genel Kurulu'nun başta mazlumlar olmak üzere, tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyerek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurul Başkanlığını tamamlayan Annalena Baerbock'a teşekkür etti, başkanlık görevini devralan Khalilur Rahman'a da başarılar diledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 10 yıldır BM Genel Sekreterliği görevini yürüten Antonio Guterres'e de çabalarından dolayı teşekkür etti.
Bir üzüntüsünü dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti:
"Üye ülkelerin kahir ekseriyetinin resmen tanıdığı Filistin Devleti'nin değerli Başkanı Sayın Mahmud Abbas, üst üste iki yıldır bu salonda yer alamıyor. Filistinli kardeşlerimize yönelik bu haksızlık, vicdanları yaralamaktadır. Bilinmesini isterim ki, Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler, tıpkı geçen yıl olduğu gibi özgür ve egemen Filistin Devleti'nin sesi olacak, Filistin halkının mücadelesini bu kürsüden dünyaya duyurmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle, bugün bir kez daha Filistin Devleti'ni henüz tanımamış tüm ülkeleri bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyorum.
26 Haziran 1945'te Birleşmiş Milletler Antlaşması imzalanırken üye ülkeler büyük bir umutla şunları deklare etmişlerdi: 'Biz Birleşmiş Milletler halkları, bir insan ömrü içinde iki kez insanlığa tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, adaletin korunması ve antlaşmadan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli koşulları oluşturmaya, iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye karar verdik.' demişlerdi. Anlaşmanın üzerinden 81 yılı aşkın bir süre geçti ama insanlık hâlen o günkü güçlü iradenin hayat bulacağı günleri hasretle bekliyor."
"Gazze halkı hâlen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor"
Öyle çok uzağa gitmeye gerek olmadığını, sadece son bir yıldaki tabloya göz atmanın kâfi olacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bakınız geride bıraktığımız 12 ay, 60'ı aşkın çatışma ve savaşla, son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti." dedi.
Gazze'den Ukrayna ve Rusya'ya, Myanmar'dan Darfur'a, İran'dan Lübnan'a 250 bin insanın hayatını kaybettiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çok daha fazlası tarifsiz acılar yaşadı. Yüz binlercesi doğduğu, büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı. Yalnızca Gazze'de son 3 yılda çoğu çocuk ve kadın 74 bin kardeşimiz İsrail'in devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze halkı hâlen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor, eşlerinin, çocuklarının, anne-babalarının naaşlarını çıkarıyor." diye konuştu.
İsrail'in saldırılarında ellerini ve ayaklarını kaybeden masum çocukların tahtadan yapılan protezlerle okullarına gitmeye, hayata tutunmaya çalıştığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze'deki hastanelerde yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70'inden fazlasının hizmet veremediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba, bir dede olarak, bu kürsüde içim parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım; Gazze, bugün sadece dünyanın en büyük çocuk kabristanı değildir. Aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgedir. Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır. Başkan (Donald) Trump'ın gayretleri ve bizim de dâhil olduğumuz ülkelerin katkılarıyla varılan ateşkes sonrasında bile katledilen Gazzelilerin sayısı 1500'ü aşmıştır. Filistin Direniş Hareketi, barış planının ikinci aşamasına geçişi kabul ettiği hâlde İsrail Hükûmeti, işgali durdurmaya yanaşmıyor. Batı Şeria'da ise yerleşimci terörünün en ağır dönemi yaşanıyor."
"Karşımızda öldürmeye doyamayan bir zihniyet var"
Kudüs'te, Müslüman ve Hristiyanların kutsal mekânlara erişiminin engellendiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Hepimizin ortak girişimi olan UNRWA yok edilmek isteniyor. Bugün kalbimle kelamım arasına yine perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim. Kimse kusura bakmasın, kimse gücenmesin, alınmasın. Bu, Tayyip Erdoğan'ın şahsi meselesi değildir. Bu, insani bir meseledir, hepimiz için vicdani bir meseledir. Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var. Karşımızda son derece vahim bir tablo var. Yüreğinde insanlık olan, yüreğinde merhamet, şefkat olan, insaf ve vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz.
Hepimizi sarsması gereken bu manzaranın bize anlattığı şudur; bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak için kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı, bu görevini icra edemez hâle gelmiş, daha doğrusu getirilmiştir. Teşkilat, kan kaybetmeye devam etmektedir. Filistin'de, Lübnan'da, Sudan'da ve diğer kriz bölgelerinde umutlarını Birleşmiş Milletlere bağlamış olanlar, derin bir hayal kırıklığı içindedir."
Bir gün herkesin, insanlığın ortak vicdanına sığınmak zorunda kalacağına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün kendimizi güven içinde, refah içinde, esenlik içinde hissedebiliriz. Çatışma bölgelerinden, kriz bölgelerinden uzakta konfor içinde yaşayabiliriz. Fakat yarın ne olacağını, başımıza ne geleceğini hiçbirimiz bilemeyiz. Bunun için uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden tesisine odaklanan bu yılki Genel Kurul temasını fevkalade isabetli buluyorum." ifadelerini kullandı.
Konuşmasında, BM Genel Sekreteri'nin BM80 Girişimi dâhil bu yönde sarf ettiği samimi çabaları desteklediklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu reform iradesinin müteakip Genel Sekreter döneminde de sürdürülmesini beklediklerini söyledi.
Birleşmiş Milletler'e olan güvenin gerçekten artırılmak istenmesi durumunda yapılması gerekenlerin belli olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:
"Gazze'de çocuklar güven içinde olacak. Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçaklarını, İHA’ları, SİHA’ları değil; özgürce süzülen uçurtmaları görecek. Lübnan’da çocuklar gecenin bir vaktinde bomba sesleriyle uyanmayacak. Asyalı emekçilerin alın teri, vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek. Afrikalı kardeşlerimiz, geleceklerine en az müreffeh ülkelerin vatandaşları kadar güvenle bakacak, umutla bakacak. Birleşmiş Milletler'e güven ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir. 190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı, kabul edelim ki ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir. Güvenlik Konseyi, 'Dünya 5'ten büyüktür' ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir."
"Mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz"
Bir yandan hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmaları gerekirken, diğer yandan daha adil bir düzenin inşası gibi meşakkatli ancak ulvi bir sorumluluk taşıdıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bu noktada bazı temel prensipleri sizlerle burada paylaşmak istiyorum: Evvela uluslararası hukukun, güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz. Unutulmasın ki yapanın yanına kâr kaldığı, dahası cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkumdur. İkinci olarak, uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı her aşamada, yeni bir yol açmak için bölgesel sahiplenmeyi kullanmak durumundayız. Türkiye olarak, bu ilkeyle hareket ettiğimiz, Karadeniz Tahıl Koridoru gibi her konuda netice aldık hem bölgesel hem küresel güvenliğe katkı sunduk. Üçüncü olarak, iş birliğini ve açık diplomasiyi devletler arası münasebetlerin merkezine koyan bir anlayışı mutlaka yeniden tesis etmeliyiz. Güvensizlik üzerine bina edilen bir siyaset anlayışının kazananı olmadığını tarih bize acı tecrübelerle pek çok defa göstermiştir. Dördüncü olarak, dünya genelinde gittikçe derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten yeni bir paradigmayı beraber inşa etmeliyiz. Biz, bunun yolunun ortak kalkınma, dayanışma ve bağlantısallıktan geçtiğine inanıyoruz. Birbirine yollarla, ticaretle, enerji hatları ve ortak üretimle bağlanan toplumlar, eninde sonunda huzur ve istikrarda da birleşecektir. Son olarak, insan merkezli teknoloji anlayışını hâkim kılarak, teknolojiye sahip olanlar ve olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz. Bilinmelidir ki tekno-kutuplaşma ve dijital-hegemonya, ne Birleşmiş Milletler merkezli sistemin ne de onun asli unsuru olan devletlerin hayrınadır."
"Filistin Devleti'nin vücut bulacağı günleri göreceğiz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak bu ilkeleri sadece dile getirmekle kalmadıklarını, attıkları her adımda daha adil ve insani bir uluslararası sistemin arayışında olduklarını belirterek, şunları kaydetti:
"Bölgesel sahiplenme anlayışıyla Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurduğumuz Savunma İttifakı hem aramızdaki dayanışmayı perçinliyor hem de bölgemizdeki sorunlara bölge içerisinden çözümler üretmeyi amaçlıyor. Körfez'de fitili ateşlenen çatışma ve savaş ortamının sona erdirilmesi için ilgili aktörlerle yürüttüğümüz çabalarımız sürüyor. Buradaki çatışmaları civar bölgelere yaymak gibi tehlikeli bir girişimin kimseye faydası olmadığının altını önemle çiziyorum. Gazze'de ise bir yıl evvel Şarm El-Şeyh'te attığımız imzanın takipçisiyiz. Gazze'nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor. Bu konuda sizleri, İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya çağırıyorum. Şunu artık herkes anlasın ve kabul etsin: Filistin Devleti'ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti'nin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz."
"Kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz"
Suriye'nin 14 yıllık zulmün ardından 8 Aralık Devrimi ile yeni bir yola girdiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Cumhurbaşkanı (Ahmed) Şara'nın liderliğinde Suriye'nin her türlü iç ve dış tahrike rağmen güvenli, huzurlu bir ülke olma hedefine doğru ilerlediğini görüyoruz. Bu yolculuklarında kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz." dedi.
Irak'la ilişkilere de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:
"Bir diğer komşumuz Irak'ta, devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve istikrarın tahkim edilmesi çabalarına desteğimiz tamdır. Kalkınma Yolu Projesi başta olmak üzere bölgemizin refahını artıracak stratejik ulaştırma ve enerji projelerinde Irak'la iş birliği içerisinde çalışıyoruz. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ise Ukrayna'nın egemenliği ve toprak bütünlüğü sağlanarak sona ermesi samimi arzumuzdur. Karadeniz'de seyrüsefer emniyetinin yeniden tesisi, gıda güvenliğinin temini ve savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasının önlenmesi amacıyla taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz'de ticari gemilere yönelik son saldırıların, kim tarafından yapılırsa yapılsın, kabul edilemez olduğunu bilhassa vurguluyorum."
"Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı izolasyon son bulmalı"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiğine inandıklarını dile getirerek, "Ege ve Doğu Akdeniz'de mevcut meselelerin iyi komşuluk ilişkileri temelinde ve uluslararası hukuka uygun biçimde çözülmesini arzu ediyoruz. Doğu Akdeniz Konferansı önerimiz, müşterek bir zemin oluşturulmasına katkı yapacaktır. Bu vesileyle Birleşmiş Milletler Genel Kurullarında yaptığım çağrıyı bugün bir kez daha tekrarlıyorum: Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır. Uluslararası toplumu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum." ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin gelişen savunma sanayisiyle, şoklara karşı dirençli ekonomisiyle çatışmaların ortasında istikrar adası olmayı sürdürdüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ülkemiz, Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olarak kıtanın refah ve güvenliğinin temininde önemli roller üstlenmektedir." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Temmuz ayında başarıyla ev sahipliği yaptığımız NATO Ankara Zirvesi, ortak güvenliğimize ilişkin kararlılığımızın somut bir nişanesi olmuştur. Türkiye’nin güvenlik mimarisinin dışında bırakıldığı bir Avrupa'nın daha güçlü, daha güvenli olması, açık söylüyorum, mümkün değildir. Avrupa Birliği ile geleceğimizi işte bu stratejik vizyonla şekillendiriyoruz. Aynı vizyonu AB'den de bekliyoruz. Balkanlar, bizim güçlü tarihi, kültürel ve beşerî bağlarımızın olduğu bir bölgedir. Balkan Barış Platformu'nda iş birliğimizi derinleştirecek ortak adımlar atıyoruz. Güney Kafkasya'ya bakışımız da son derece nettir: Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barışın tesisini temenni ediyoruz. Sayın (İlham) Aliyev ile Sayın (Nikol) Paşinyan'ın ortaya koydukları çözüm iradesini takdirle karşılıyor, destekliyoruz. Ermenistan ile yürüttüğümüz normalleşme sürecini de kararlılıkla ilerletiyoruz."
"Libya'da istikrar ve sükunetin korunması önceliğimiz"
Türk Devletleri Teşkilatının yıldan yıla güçlenen örnek bir bölgesel iş birliği modeli hâline geldiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 Ekim'de Ankara'da yapılacak 13'üncü Liderler Zirvesi'nin Teşkilatın önünde yeni kapılar, yeni ufuklar açacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, aralık ayında Libya'da düzenleyecekleri 4'üncü Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi'nin 20 yılı aşkın süredir geliştirdikleri kurumsal ortaklıklarının sembolü olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Güney Asya'da Keşmir meselesi dâhil tüm ihtilafların, ilgili Birleşmiş Milletler Şartı ve kararları çerçevesinde diyalogla ele alınması önemlidir. Yapıcı hareket edildiği takdirde her türlü sorunun çözümü mümkündür. Aynı durum Afrika kıtasındaki gerilimler için de geçerlidir. Sudan’da ateşkes ve kalıcı barış çabalarına, Somali'de güvenlik, kalkınma ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi gayretlerine desteğimiz tamdır. Libya'da istikrar ve sükunetin korunması önceliğimizdir. Gündemdeki uzlaşı sürecinin, Libyalıların liderliği ve sahipliğinde yürütülmesi zaruridir. Biz de Türkiye olarak bu sürecin başarısı için desteğimizi sürdürüyoruz. Öte yandan, Yeniden Asya Girişimi'mizle, Asya-Pasifik'teki ortaklarımızla ilişkilerimizi geliştirmeye devam ediyoruz. ASEAN ile ilişkilerimizin Diyalog Ortaklığı düzeyine yükselmesini, bu yaklaşımın somut bir neticesi olarak görüyoruz. Aynı şekilde Latin Amerika ve Karayip ülkeleriyle ilişkilerimizi karşılıklı saygı, ortaklık ve kazan-kazan anlayışıyla geliştiriyoruz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, herkesin rızkını, yaşam kaynağını tabiattan aldığını ancak dünyanın çevre ve iklim noktasında ciddi tehditlerin eşiğinde bulunduğunu belirtti.
Hava, su ve toprağın yanında birçok canlının iklim değişikliğinden etkilendiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, gelişmekte olan ülkelerin ve Pasifik bölgesinin iklim krizini iliklerine kadar yaşarken, ihtiyaç duydukları finansmana erişimde ciddi zorluklarla karşılaştıklarına dikkati çekti.
Bu yıl kasım ayında Antalya'da COP31 Zirvesi'ne ev sahipliği yapacaklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Zirvede özellikle iklim adaletinin öne çıkarılmasını sağlayacağız. Avustralya ile geliştirdiğimiz ortaklıkla, COP31'i finansman taahhütlerinin yerine getirildiği, teknoloji transferinin hızlandırıldığı ve verilen sözlerin somut adımlara dönüştüğü bir 'Uygulama COP'u, özellikle COP31'i bizler için tüm dünyada birleştiğimiz bir birliktelik hâline getirecektir. Bu fırsattan istifadeyle sizleri COP31 Liderler Zirvesi'ne davet ediyorum.
Eşim Emine Erdoğan'ın 2017'de 'Dünya ortak evimizdir' diyerek başlattığı Sıfır Atık Hareketi o günden bugüne küresel bir farkındalık seferberliğine dönüştü. Şurası bir gerçek ki iklim kriziyle mücadelenin kuşkusuz pek çok yolu vardır. Sıfır Atık Hareketi, tüm bu yolların birleştiği en sağlam köprüdür. Sizlerin de desteğiyle bu köprünün daha da güçleneceğine inanıyorum."
"İsrafın önlenmesine katkı yapmaya hazırız"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, iklim değişikliği kadar büyük bir başka tehlikenin de tüketim hırsıyla israf kültürünün yaygınlaşması olduğunu söyledi.
Dünyada her yıl 5,8 trilyon tabak yemeğin çöpe gittiğine, 2 milyar tonun üzerinde gıdanın israf edildiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir tarafta tonlarca yemeğin çöpe atıldığı, diğer tarafta yüz milyonlarca insanın çöpten yemek topladığı bir dünyada adaletten bahsedilemez. Türkiye olarak gerek israfın önlenmesi çalışmalarına gerekse küresel gıda güvenliğinin sağlanmasına her türlü katkıyı yapmaya hazırız. Bu anlayışla Dr. Mehmet Mehdi Eker'i Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı Genel Direktörlüğüne aday gösterdik. Desteklerinizi esirgemeyeceğinize inanıyorum."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünya hızla değişirken insanlığın da eş zamanlı olarak yeni sosyal tehditlerle yüzleşmeye başladığını belirterek, Batı'da veba gibi yayılan İslam düşmanlığının bunların en başında geldiğini söyledi.
Bilhassa Müslüman kadınlar ve kız çocuklarının son yıllarda ayrımcılığa daha fazla maruz kaldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kimi ülkelerin okullarda uygulamaya koyduğu başörtüsü yasaklarını, kadınların en temel haklarına yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz." diye konuştu.
"Gerçekler elbette birilerini rahatsız edecek"
Artan yabancı karşıtlığı, kültürel ırkçılık ve antisemitizmin de kararlılıkla mücadele edilmesi gereken zehirli akımlar olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Küresel cinsiyetsizleştirme politikaları, aile kurumuyla birlikte masum çocukları da hedef alan bir kuşatmaya dönüşmüştür. Bu kuşatmayı, ancak kadın ve erkekten oluşan aileyi koruyarak kırabiliriz. Türkiye, lobilerin saldırılarına rağmen aile ve çocukların korunmasında inisiyatif almaya devam edecektir. Toplumsal barışı dinamitleyen bir diğer tehdit, sosyal medyada yaygınlaşan dezenformasyon faaliyetleridir. Hakikati savunmak, bugün daha önce hiç olmadığı kadar önemli hâle gelmiştir. Aynı tehlikeyle kontrolü giderek zorlaşan yapay zekâda da karşılaşıyoruz. Yapay zekâ için uluslararası ortak bir hukuki çerçeve oluşturulmasının vakti çoktan gelmiştir."
Birleşmiş Milletler Uluslararası Yapay Zekâ Sözleşmesi'nin hazırlanması ve yürürlüğe konulması için yürütülen çalışmalara hız verilmesinin önemine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün burada açık yüreklilikle dile getirdiğim gerçekler elbette birilerini rahatsız edecek, konforlarını bozacak, yalanlarının maskesini indirecektir. Bunların, sesimizi kısmak için her türlü algı operasyonuna başvuracaklarını da çok iyi biliyorum." dedi.
"Haksızlık karşısında susmayız"
Şair merhum Sezai Karakoç'un "Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar." şiirini seslendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
"Tayyip Erdoğan olarak vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak, Rabb'im ömür verdikçe, bu kürsüden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya, onların da sesi olmaya, onlar için de konuşmaya, mücadele vermeye inşallah devam edeceğim. Biz, gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz, ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz.
Dünyanın gidişatına baktığımızda önümüzde iki yol olduğu görülecektir, ya korkuyla, çatışmayla ve içe kapanmayla belirsizliği daha da büyüteceğiz ya da adaletle, dayanışmayla ve ortak iradeyle geleceği beraber inşa edeceğiz. Şüphesiz, karanlığa yumruk sallamak kolaydır. Zor olan, o karanlığı aydınlatacak bir mum yakabilmektir. Türkiye ikinci yolu seçmiştir ve bu yolda inşallah sabırla yürüyecektir. Rabb'im yolumuzu açık etsin, yâr ve yardımcımız olsun. Bu salonda ve dünyanın dört bir yanında bizleri dinleyen dostlarımızı bu ortak gelecek vizyonuna sahip çıkmaya davet ediyorum. Tekrar görüşmek dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum."
Öte yandan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmanın ardından NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, Türkiye’nin daha adil bir dünya ve daha güçlü bir uluslararası sistem hedefini vurguladı.
İletişim Başkanı Duran, mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu kürsüsünden bir kez daha Türkiye’nin adalet, barış ve insan merkezli mesajlarını güçlü bir şekilde tüm dünyaya duyurdu.
Gazze’de yaşanan insanlık dramını en açık ifadelerle uluslararası toplumun gündemine taşıyan Sayın Cumhurbaşkanımız; özgür ve egemen Filistin Devleti’nin sesi olmaya devam edeceğimizi vurguladı, Filistin’i henüz tanımayan ülkelere kararlarını gözden geçirme, Filistin’i tanıma çağrısında bulundu.
Cumhurbaşkanımız, Birleşmiş Milletlere duyulan güvenin yeniden tesis edilmesi için köklü bir reform iradesine ihtiyaç olduğunu ifade etti. 190’dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin kararlarına bağlı olduğu bir yapının adaleti ve güveni tam anlamıyla sağlayamayacağını vurgulayarak ‘Dünya 5’ten büyüktür’ çağrısını bir kez daha yineledi.
Sayın Cumhurbaşkanımız, Birleşmiş Milletler kürsüsünde uluslararası hukukun güçlüye ve zayıfa göre değişmediği; açık diplomasinin, bölgesel sahiplenmenin, ortak kalkınmanın ve dayanışmanın esas alındığı daha adil bir küresel düzenin gerekliliğini ortaya koydu.
Kasım ayında Antalya’da ev sahipliği yapacağımız COP31 Liderler Zirvesi’nin iklim adaletinin öne çıktığı, finansman ve teknoloji transferine ilişkin taahhütlerin somut adımlara dönüştüğü bir zirve olması temennisini paylaştı. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünde başlatılan Sıfır Atık hareketinin bugün uluslararası ölçekte güçlü bir çevre seferberliğine dönüştüğünü ifade etti.
Sayın Cumhurbaşkanımız, aile kurumunun ve çocukların korunmasının önemine değinerek, Türkiye’nin bu alandaki güçlü duruşunu kararlılıkla sürdüreceğini söyledi. Sosyal medyada yaygınlaşan dezenformasyonun toplumsal barış açısından oluşturduğu tehdidi vurgulayarak, hakikati savunmanın öneminin altını çizdi.
Yapay zekânın beraberinde getirdiği yeni risklere dikkat çekerek, bu alanda uluslararası düzeyde ortak bir hukuki çerçevenin oluşturulması ve Birleşmiş Milletler çatısı altında yürütülen düzenleme çalışmalarının hızlandırılması gerektiğine işaret etti.
Sayın Cumhurbaşkanımız, Suriye’den Ukrayna’ya, Kıbrıs’tan Kafkasya’ya, Afrika’dan Asya’ya; yapay zekâdan dezenformasyonla mücadeleye kadar birçok başlıkta Türkiye’nin barış, istikrar, diyalog ve ortak çözümden yana yaklaşımını dünyayla paylaştı.
Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi önümüzde iki yol var: Korkuyla, çatışmayla ve içe kapanmayla belirsizliği büyütmek ya da adaletle, dayanışmayla ve ortak iradeyle geleceği birlikte inşa etmek.
Türkiye’nin tercihi bellidir.
Daha adil bir dünya ve daha güçlü bir uluslararası sistem. İnsanlığın ortak geleceği için Türkiye sözünü söylemeye, hakkı ve hakikati savunmaya devam edecek.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “100 Yıllık Dostluk: Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri” etkinliğinde konuştu:
“100 Yıllık Dostluk: Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri” etkinliğinde Türk-Amerikan toplumunun kıymetli üyeleriyle, Türk ve Amerikan iş dünyasının değerli temsilcileriyle bir araya geldik. Türkiye-Amerika iş birliğini çok daha ileriye taşımaya yönelik çabalarımıza bugün bir arada bulunduğumuz Kongreden, iş ve akademik çevrelerden, kültür-sanat dünyasından Amerikalı dostlarımızın katkılarını takdirle karşılıyoruz. Amerika’da yaşayan vatandaşlarımızın bir yandan ülkemizle bağlarını korurken diğer yandan Amerika’nın toplumsal dokusuna güçlü biçimde entegre olmalarından memnuniyet duyuyoruz. Değerli dostum Başkan Trump ile samimi ve istisnai diyaloğumuzun katkısıyla münasebetlerimizin her alanında önemli ilerlemeler kaydettik, kaydediyoruz. Türkiye ile Amerika arasındaki güçlü bağların ve müttefiklik hukukunun diplomatik ilişkilerimizin ikinci yüzyılında daha da güçlenmesini temenni ediyorum.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler'in (BM) 81. Genel Kurulu'na katılmak için geldiği ABD'nin New York kentinde bir restoranda düzenlenen "100 Yıllık Dostluk: Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri" etkinliğine katıldı.
“100 Yıllık Dostluk: Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri” Etkinliği https://t.co/WxIfHM1kQh
— Recep Tayyip Erdoğan (@RTErdogan) September 22, 2026
Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkeler arasında diplomatik ilişkilerin tesisinin 100. yılına güçlü bir başlangıç yaptıklarını söyledi.
Bu müstesna dönemin arifesinde düzenlenen bu etkinlik için Amerika-Türkiye İş Konseyi'ne ve Amerikan Ticaret Odası'na teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Değerli dostum, Başkan Trump'la samimi ve istisnai diyaloğumuzun katkısıyla münasebetlerimizin her alanında önemli ilerlemeler kaydettik, kaydediyoruz. Sayın Trump'la geçtiğimiz yıl Washington'daki görüşmemizin ardından kendisinin temmuz ayında Ankara'yı ziyareti köklü müttefiklik ilişkilerimizi en açık tabiriyle teyit etmiş, pekiştirmiştir. Yeni bir soluk kazandırmıştır." ifadesini kullandı.
Bu ziyaretler vasıtasıyla bir yandan ilişkilerin ikinci yüzyılına kapıyı aralarken, diğer yandan birçok konuda somut ilerlemeler sağlamak için var güçleriyle çalıştıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bölgemizde ve dünyada karşı karşıya bulunduğumuz çatışmalar, savaşlar ve krizler, Türkiye ile Amerika'nın yakın diyalog içinde olmasını gerektiriyor. Amerika'yla tesis ettiğimiz diyalog ve eşgüdüm sayesinde Orta Doğu başta olmak üzere Afrika'dan Asya'ya küresel etkilerine tanık olduğumuz birçok meselede ülkelerimiz için olumlu neticeler alıyoruz. Önümüzdeki dönemde de gayretlerimizi artırarak bunu sürdürmekte kararlıyız. Bu noktada şu hususun altını öncelikle çizmek istiyorum. Amerika Birleşik Devletleri ile stratejik münasebetlerimizi ekonomik ve ticari ilişkilerimizden asla ayrı düşünemeyiz, düşünmüyoruz. Tam tersine bugün ticaret alanındaki ilişkilerimiz, siyasi münasebetlerimizi destekleyen ve ilerleten unsurların başında geliyor.
Dünyadaki ekonomik ve siyasi dalgalanmalara rağmen ticaret hacmimiz son 10 yıldır ikiye katlanmış durumda. 2025'te 38 milyar doları aşan ikili ticaretimiz bu yılın ilk sekiz ayında 28 milyar dolara ulaştı. Sene sonunda 40 milyar dolarla 2025'in rakamını geçeceğimiz anlaşılıyor. Başkan Trump'la birlikte belirlediğimiz 100 milyar dolar ticaret hedefini son derece gerçekçi ve ulaşılabilir buluyorum. Ancak çabalarımızı biraz daha artırmamız gerekiyor. Bunu özellikle şunun için söylüyorum. Türkiye dünyanın en stratejik coğrafyasının kalbinde yer alan bir ülkedir. Son dönemde etrafını saran krizlere ve çatışmalara rağmen istikrar adası kimliğini korumuş, hatta güçlendirmiştir."
"Ciddi potansiyel barındıran birçok bölgeyle güçlü bağlara sahibiz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Suriye'den Irak'a, Kafkasya'dan Kuzey Afrika'ya kadar ciddi potansiyel barındıran birçok bölgeyle güçlü bağlara sahibiz. Bu bağlardan kazan-kazan anlayışıyla en etkili şekilde istifade ediyoruz." dedi.
Türkiye'nin ekonomiye dair hemen her başlıkta son 24 yılda ciddi başarılar elde ettiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Göreve geldiğimizde 236 milyar dolar seviyesinde milli geliri olan Türkiye, bugün 1,8 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaştı. 3 bin 600 dolar olan kişi başına düşen gelirimiz 2026 sonu itibarıyla inşallah 20 bin doları aşacak." ifadesini kullandı.
Son 24 yılda ülkeye çektikleri doğrudan yabancı yatırım miktarının 300 milyar dolara yaklaştığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2023'te yaşanan deprem felaketinin şehirlerde açtığı yaraları kısa sürede sarmayı başardıkları anımsattı.
Sadece üç yıl gibi bir sürede enkazları kaldırdıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Şehirlerimizi sıfırdan tekrar inşa ettik, deprem bölgesini dünyanın en büyük şantiyesine çevirerek 455 binden fazla konutu tamamlayıp, depremzedelerimize teslim ettik. Tüm bu rakamlar, tüm bu başarılar aslında bizlere şunu gösteriyor, Türkiye ekonomisi güçlü şoklara karşı dirençli bir ülkedir. Türkiye'ye yatırım yapan hep kazançlı çıkmıştır. Türkiye, kendisine güveneni hiçbir zaman yarı yolda bırakmamıştır. Şimdi bu güçlü zemin üzerinde yeni bir yatırım hamlesi başlatıyoruz."
"Aşmamız gereken engeller, atmamız gereken adımlar var"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, nisan ayında açıkladıkları yatırım programıyla dünyanın en rekabetçi teşvik paketlerinden birini hayata geçirdiklerini belirterek, şöyle konuştu:
"Ülkemizde yatırım yapanlar için Kurumlar Vergisi'ni yüzde 25'ten, yüzde 12,5'e indirdik. İstanbul Finans Merkezi'yle belirlenen endüstri bölgelerinde transit ticaretten elde edilen kazançları Kurumlar Vergisi'nden muaf tuttuk. Bu imkanı ilk kez Türkiye geneline de taşıdık. Yatırımcılara diyoruz ki 'gelin operasyonlarınızı Türkiye'den yönetin'. Elbette bu süreçte iş konseyi ve ticaret odasına görevler düşüyor. Sizlerden, Türkiye'nin sunduğu fırsatlardan faydalanmaları için Amerikalı yatırımcıları teşvike devam etmenizi bekliyoruz. Hamdi (Ulukaya) seni bekliyoruz. Bu teşviklerimizin sadece ticaretimize değil, ülkelerimiz arasındaki siyasi münasebetlere de büyük katkı yaptığını görüyorum. Ancak önümüzde daha yürümemiz gereken uzun bir yol var. Bu yolda aşmamız gereken engeller, atmamız gereken adımlar var."
"Amerika'yla iş birliğimizi derinleştirmemiz ortak faydamıza olacaktır"
"Amerika ile nükleer ve LNG dahil enerji, sivil havacılık, yüksek teknoloji gibi alanlarda tesis ettiğimiz iş birliğini ileriye taşımaya hazırız." diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
"Ortaklığımızın geleneksel olarak en güçlü alanlarından biri olan savunma sanayiinin gerek ikili gerek NATO bünyesinde geliştirilmesi zaruridir. İki müttefik arasında zaten hiç olmaması gereken engelleri artık geride bırakarak yeni bir ivme yakalamak istiyoruz. Bu noktada şunu da belirtmek durumundayım. Türkiye yaptığı atılım ve hamlelerle savunma sanayinde artık yalnızca bölgesinde değil, dünya ölçeğinde rağbet gören bir aktör haline gelmiştir. Bundan 20 yıl önce senede sadece 248 milyon dolar savunma ihracatı yapıyorken, bugün 10 milyar dolardan fazla ihracat yapar seviyeye geldik. Küresel savunma malzemeleri ihracatındaki payımız 5 yıl önceye kıyasla yüzde 120'nin üzerinde arttı. Artık firmalarımız sahip oldukları donanım ve inovasyonla Amerika'da yatırım yapar seviyeye ulaştı. Çok yakında savunma sanayi ihracatında dünyada ilk 10 ülke arasına gireceğimize inanıyorum. Amerika'yla iş birliğimizi ortak üretim imkanları dahil çok boyutlu şekilde derinleştirmemiz, ortak faydamıza olacaktır."
"İlişkilerimizin daha da güçlenmesini temenni ediyorum"
Türkiye-Amerika iş birliğini çok daha ileriye taşımaya yönelik çabalarında, programda bulunan kongreden, iş ve akademik çevrelerden, kültür-sanat dünyasından Amerikalı dostlarının katkılarını takdirle karşıladıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Amerika'da yaşayan vatandaşlarımızın bir yandan ülkemizde bağlarını korurken, diğer yandan Amerika'nın toplumsal dokusuna güçlü biçimde entegre olmalarından memnuniyet duyuyoruz. Türk-Amerikan toplumu bünyesinden siyaset, iş, bilim, kültür, sanat, spor ve diğer alanlarda temayüz etmiş vatandaşlarımızla iftihar ediyoruz. Sizlerden başarılarınıza yeni başarılar eklemenizi bekliyoruz. Türkiye ile Amerika arasındaki güçlü bağların ve müttefiklik hukukunun diplomatik ilişkilerimizin ikinci yüzyılında daha da güçlenmesini temenni ediyorum."
Programda, ABD-Türkiye İş Konseyi Başkanı Hamdi Ulukaya tarafından günün anısına Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hediye takdim edildi.
New York’ta “100. Yıla Girerken Türkiye-ABD İlişkileri” paneli düzenledi
Başkanlığımız, New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu haftasında "100. Yıla Girerken Türkiye-ABD İlişkileri" başlıklı bir panel düzenledi.
Panele, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkanvekili Çağrı Erhan, ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi emekli diplomat James Jeffrey ve ABD'nin eski Bakü Büyükelçisi Matthew Bryza konuşmacı olarak katılırken panelin moderatörlüğünü SETA Washington Koordinatörü Kadir Üstün yaptı.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Kılıç, burada yaptığı konuşmada, Türk-Amerikan ilişkilerinin güvenlik boyutlu tarihsel derinliğine değindi. Kılıç, "Bu durum, ilişkilerimizin yalnızca askerî bağlara dayandığı anlamına gelmez ancak bence NATO, ilişkimizin önemli bir parçasıdır." dedi.
İkili ilişkilerde 2010'lardan başlayan ve bugüne kadar genişleyen dönemi "stratejik bir dönüşüm süreci" olarak tanımlayan Kılıç, Türkiye'nin dış politikayla ilgili hiçbir konuda tavrını ortaya koymaktan çekinmeyen güçlü bir bölgesel aktör olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kararlı liderliğine vurgu
Türkiye'nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "kararlı liderliği" öncülüğünde bölgesinde gerektiğinde güvenlik temelli adımları attığına dikkati çeken Kılıç; Suriye, Irak, Azerbaycan ve diğer ülkelerdeki krizlerin çözümünde Türk askerinin hayati rol oynadığına işaret etti. Ankara'nın tüm bu adımlarında ve bugün Rusya-Ukrayna savaşında barışa giden bir süreç için sorumluluk aldığını kaydeden Kılıç, "Rusya ile ilişkilerimizde farklı bir strateji izliyoruz, aynı zamanda İran ve İsrail arasındaki çatışmaya barışçıl bir çözüm bulmaya yönelik müzakereler sırasında da öyle." dedi.
"Bizim sarsılmaz bir çekirdeğimiz var"
Türkiye'nin 1950'lerde ve 60'larda içinde bulunduğu bölgenin ve coğrafyanın zaman içinde ciddi ölçüde değiştiğini ve bugün çok farklı bir bölgesel durumun ortaya çıktığını vurgulayan Kılıç, "Bizim buradaki sabit unsurumuz, Osmanlı İmparatorluğu'nun ardından Türkiye'dir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti hâlâ aynı coğrafyada yer almaktadır. Bu, istikrar açısından hayati bir noktadır. Bizim sarsılmaz bir çekirdeğimiz var." diye konuştu.
Zaman zaman Avrupa'da Türkiye'ye karşı ön yargılı yaklaşımlarla karşılaştıklarını ve bu kişilerin o ülkelerdeki karar verme süreçlerinde etkili olduklarını anlatan Kılıç, iki örnek vererek bu tür yaklaşımların neden yanlış olduğunu katılımcılarla paylaştı. Kılıç, "Yapmamız gerekenleri kabul etmenin önemli bir şey olduğunu düşünüyorum. Türkiye olarak bunu uzun süredir yaptığımıza inanıyorum ancak Avrupa Birliği ve bölgemizle ilgili olarak dile getirilenleri de anlıyorum. Bundan sonra herkesin politika, özellikle de uluslararası politika konusunda daha fazla çaba göstereceğini düşünüyorum." ifadelerini kullandı.
Erhan, ikili ilişkilerin tarihsel boyutunu anlattı
Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkanvekili Erhan da Türk-Amerikan ilişkilerini tarihsel bir perspektiften analiz ederek ilişkilerin Osmanlı İmparatorluğu döneminde nasıl başlayıp geliştiğini anlattı.
ABD ile Osmanlı arasındaki ilişkilerin 1830'lara kadar gittiğini ve o dönemde deniz ticareti, limanların kullanımı ve bağlantılı ekonomik ilişkilerin önemli roller oynadığını belirtti. İkili ilişkilerin temellerinde önemli ölçüde güvenlik unsurlarının olduğunu kaydeden Erhan, 1830'larda Osmanlı donanmasının inşası sürecinde ABD donanmasının oynadığı role atıfta bulundu.
ABD'nin, 1. Dünya Savaşı'na girmesine rağmen Osmanlı'ya hiçbir zaman savaş ilan etmediğini hatırlatan Erhan, "Almanlara savaş ilan ettiler ancak Osmanlı'ya savaş ilan etmediler." dedi.
"Aynı dünyada varlık gösteriyoruz"
ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Jeffrey de Türkiye ve ABD'nin çok sayıda ortak ilgi alanı ve değeri bulunduğunun altını çizerek "Aynı dünyada varlık gösteriyoruz." dedi.
Türkiye ve ABD'nin sadece NATO, Dünya Bankası ya da Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) gibi çeşitli kuruluşlarda birlikte olmadığını kaydeden Jeffrey, "Mesele kurumlardan ibaret değil. Örneğin Çin, Rusya ve İran bu dünyada yaşamıyor ve bu dünyayı değiştirmek istiyor." diye konuştu.
Türkiye tüm Akdeniz'i veya Avrupa'nın büyük bölümünü etkileyebilecek konumda
Bu "dünyanın" hem ABD hem de Türkiye açısından faydalı olduğuna işaret eden Jeffrey, "Birbirimizi tamamlıyoruz. Portekiz ile de benzer bir dünya görüşüne sahibiz ancak Portekiz, tüm Akdeniz'i veya Avrupa'nın büyük bölümünü etkileyebilecek konumda değil. Yıl 1450 değil. Türkiye bunu yapabilir. Bu da Türkiye'yi bizim açımızdan önemli kılıyor ve iki başkent arasındaki koordinasyon olağanüstü düzeyde." diye konuştu.
Jeffrey, Türkiye ve ABD'nin özellikle anlaşmazlık yaşadığında bunu sınırlı tutabilmek için koordinasyon yürüttüğünü belirterek şu değerlendirmede bulundu:
"Türkiye'nin başarılarına gelince; 2019, buna iyi bir örnektir. Aynı anda Kafkaslar'da, Suriye'nin İdlib bölgesinde, Türk ordusuna büyük bir maliyet yüklenmesine rağmen ve Libya'da elde edilen sonuçlar, her üç durumda da bizim başarılarımız olarak da ortaya çıktı. Hatta bunlar Suriye'deki tablonun tamamını değiştirdi. Uygulamaların ve yöntemlerin tamamını değiştirdi ve nihayetinde bizim başarılarımız Türkiye'nin başarılarına dönüştü."
Türkiye'ye uygulanan yaptırım "absürt bir durum"
ABD'nin eski Bakü Büyükelçisi Bryza ise Türkiye'nin özellikle coğrafya açısından ABD için "hayal edilebilecek en stratejik konuma sahip ülke" olduğunu belirterek ABD'nin bazen bunun önemini yeterince anlamadığına işaret etti.
ABD'li siyasetçilerin bile Türkiye konusunda çok fazla tarihsel bilgisinin bulunmamasını eleştiren Bryza, "Birbirimize ilişkin zihinsel haritalarımızı güncellememiz gerekiyor. Bu sürekli ihtiyaç duyduğumuz bir şey." dedi.
Türkiye'de insanların zaman zaman ikili ilişkiler açısından düşmanca ya da karşıt görünen veya yapıcı olmayan bir şey olduğunda, bunun bir planın parçası olduğunu düşündüğünü kaydeden Bryza, "Türkiye'de, Batı-Türkiye ilişkilerini daha da şüpheci bir noktaya sürüklemeye yönelik bir plan olduğu düşünülüyor. Sizi temin ederim ki Washington'da böyle bir plan yok." diye konuştu.
Bryza, "Ama buna rağmen, inanılmaz bir coğrafyaya sahip, NATO'nun ikinci büyük ordusuna, hatta genel anlamda en güçlü ordularından birine sahip bir ülkenin, savunma sektörüyle ilgili olarak ABD tarafından yeniden yaptırımlara tabi tutulduğu absürt bir durumla karşı karşıyayız. Kaldı ki Kıbrıs nedeniyle 1975'te uygulanan ambargo da var." ifadelerini kullandı. Bryza, bunun ABD'de stratejik düşünce alanında bazı eksikliklerden kaynaklanabileceğine işaret etti.
ABD-İran çatışmasına da değinen Bryza, ABD Başkanı Donald Trump'ın savaşı sonlandırmak istediğini ancak tamamen de bölgeyle bağlantısını koparamayacağını savundu.
İlişkilerin 100. yılına özel fotoğraf sergisi
Öte yandan panelin düzenlendiği salonun girişinde Türk-Amerikan diplomatik ilişkilerinin 100. yılı anısında İletişim Başkanlığı tarafından bir fotoğraf sergisi açıldı.
Sergide, ikili ilişkilerin diplomatik olarak başlamasından bu yana Türk liderlerin ABD'de liderler düzeyindeki temasları ile ABD başkanlarının Türkiye'ye yaptıkları ziyaretlerden bazı kareler yer aldı.
Katılımcılar, 30 civarında özel fotoğrafın yer aldığı sergiye büyük ilgi gösterdi.