Bizim arayışımız çocuklarımızın teknolojiyle kurduğu ilişkileri bir istikamete kavuşturmak, onları güvenli ve ahlaklı bir öğrenme iklimine yöneltebilmektir. Dijital Çağda Güvenli Toplum Paneli
Çocuklarımız bugün iki dünyada büyüyor: Biri evimizin ve okulun sıcaklığı, diğeri sınırlarını tam göremediğimiz dijital evren. Mesele teknolojiyi dışlamak değil, evladımızın kalbine dokunabilmektir. Bizler de Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile “iyi insan” yetiştirmeyi hedefliyoruz. Çünkü iyi insan yetiştiğinde güçlü aile, güçlü toplum kendiliğinden inşa edilecektir. Dijital Çağda Güvenli Toplum Riskler ve Çözümler Paneli
Çocuklarımız bugün iki dünyada büyüyor: Biri evimizin ve okulun sıcaklığı, diğeri sınırlarını tam göremediğimiz dijital evren.
— Yusuf Tekin (@Yusuf__Tekin) April 30, 2026
Mesele teknolojiyi dışlamak değil, evladımızın kalbine dokunabilmektir.
Bizler de Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile “iyi insan” yetiştirmeyi… pic.twitter.com/Rp5aVxGzYa
Bakan Tekin, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen "Dijital Çağda Güvenli Toplum: Riskler ve Çözümler Paneli"nin açılışına katıldı.
Katılımcılara hitap eden Tekin, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okul saldırılarında hayatını kaybeden öğretmen ve öğrencilere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diledi.
Bu ağır hadiselerden herkesin aynı acı, endişe ve sorumluluk duygusuyla etkilendiğini belirten Bakan Tekin, okullarda çocukların güvenliği ve öğretmenlerin de huzur içinde mesleklerini yapabilme ortamını sağlamanın asli görevleri olduğunu ifade etti.
Çocukların kendini güvende hissettiği bir okul iklimi, ailelerinin içinin rahat olduğu bir sosyal hayat, öğretmenlerin mesleklerini huzurla icra edebildiği bir eğitim ortamı ve dijital mecralarda korunmuş bir çocukluk alanını aynı sorumluluk perspektifi içinde gördüklerini söyleyen Tekin, bu sorumluluğun hakkını vermenin yolunun -yaşananları anlık tepkilerin dar alanında tüketmeden- aileden okula, dijital mecralardan akran ilişkilerine, rehberlik hizmetlerinden güvenlik politikalarına geniş bir perspektifle ele almaktan geçtiğini vurguladı.
Bugünün dünyasının eski alışkanlıklar, güvenlik öngörüleri ve kabullerle, eski iletişim kalıplarıyla okunamayacak kadar farklı, hızlı ve çok katmanlı bir yapıya kavuştuğunu aktaran Tekin, "Bu değişim en çok da çocuklarımızın hayatında kendisini gösteriyor. Aile ile çocuk arasındaki temas, okul ile öğrenci arasındaki bağ, arkadaş çevresinin etkisi, öğretmenin rehberliği ve büyüklerin çocuk üzerinde himaye edici rolü yeni sınamalarla karşı karşıya kalıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Çocukların kendilerini aynı anda iki ayrı dünyanın içerisinde hissettiğinin altını çizen Tekin, şöyle devam etti:
"Biri evi, ailesi, okulu, öğretmeni, arkadaşlarının olduğu bir evren... Diğer tarafta ise sınırlarını çoğu zaman bizim göremediğimiz, dilini de tam olarak çözemediğimiz, kurallarını küresel platformların belirlediği, duyguları ve davranışları yönlendiren devasa dijital bir evren var. Çocuklarımız belki kendi odalarında oturuyor ama zihni, dünyanın öbür ucundaki bir şiddet anlatısına, bir öfke grubuna, bir yalnızlık kültürüne, bir intikam fantezisine, bir sahte aidiyet vaadine temas edebiliyor. Eskiden çocuklarımızın hâlini büyük ölçüde yüzünden, arkadaş çevresinden, okul içindeki davranışlarından, evdeki tavırlarından çözümleyebiliyorduk ama bugün çocuklarımızın gündelik hayatı gözümüzün önünde akarken onları etkileyen içeriklerin, seslerin, sembollerin ve telkinlerin önemli bir kısmı bizim göremediğimiz bir alanda şekilleniyor."
"Artık geniş zeminde hep beraber tartışmak mecburiyetindeyiz"
Bakan Tekin, "görmek" kavramının çocukların hangi duyguyla ekran başına geçtiğini, oradan hangi duyguyla kalktığını, kimlerle temas kurduğunu, hangi kelimeleri benimsediğini ve hangi davranışlarında keskin değişimler başladığını fark edebilmek olduğunu dile getirdi.
Çocukların sessizliğinin, öfkesinin, arkadaş çevresinden kopuşunun ve ailesiyle kurduğu bağdaki incelmenin zamanında okunabilmesinin önemine işaret eden Tekin, "Zira bugünün dijital dünyası, çocuklarımızın önüne büyük imkânlar açtığı kadar onları daha önce hiçbir neslin, hiçbirimizin karşılaşmadığı türden büyük risklerle yüzleşme durumunda bırakmıştır. Bilgiye erişim çok kolaylaştı ama beraberinde zararlı içeriklere erişim de çok kolaylaştı. Öğrenme imkânları çoğaldı ama öbür taraftan şiddeti sıradanlaştıran, öfkeyi büyüten, mahremiyeti ortadan kaldıran, yalnızlığı karanlık bir aidiyete dönüştüren yapılar da aynı oranda arttı." dedi.
Çocukların merakının, algoritmaların elinde bir kapıdan diğerine taşınan savunmasız bir yolculuğa dönüştüğünü belirten Tekin, şunları kaydetti:
"Bizim arayışımız, teknolojiyi mahkûm etmekten ya da evlatlarımızı çağın imkânlarından mahrum bırakmaktan ziyade çocuklarımızın teknolojiyle kurduğu bu ilişkileri bir istikamete kavuşturmak, onları güvenli ve ahlaklı bir öğrenme iklimine yöneltebilmektir. Ülkemizde ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan okul saldırılarını artık geniş zeminde hep beraber tartışmak mecburiyetindeyiz. Karşımızda klasik güvenlik tedbirleriyle, bütünüyle kavrayıp çözebileceğimiz bir tablo yok maalesef. Okul saldırılarının arka planında kimi zaman sosyal izolasyon, kimi zaman aile içi kırılmalar, kimi zaman ağır zorbalık tecrübeleri, kimi zaman çevrim içi şiddet toplulukları, kimi zaman bir fail hayranlığı, kimi zaman görünür olma arzusu, kimi zaman da bütün bunların üst üste bindiği çok karmaşık bir süreç var."
"Çocuklarımızı peşinen yargılayan bir dile asla izin veremeyiz"
Tekin; oyunlar, sosyal medya ve dijital platformlar, psikolojik güçlükler, aile ilişkileri, akran zorbalığı, medya dili, algoritmalar, çevrim içi alt kültürler gibi kavramların önemine işaret ederek her biriyle ilgili ayrı ayrı tedbirler alınması gerektiğini vurguladı.
Ekranla kurduğu ilişkiyi ailesiyle kurduğu ilişkinin önüne geçirmeye başladığı zaman da çevrim içi bir topluluk tarafından sürekli beslenmesiyle çocuğun kullandığı dilin sertleştiğini ifade eden Tekin, şiddet imgelerinin çocukların hayatında görünür hâle gelmesi durumunda herkese ağır bir sorumluluk düştüğünü dile getirdi.
"Bu sorumluluk evlatlarımıza daha erken ulaşmak, onlarla daha güçlü bağlar kurmak, okulun rehberlik imkânlarını zamanında harekete geçirmek ve risk büyümeden koruyucu zemini tahkim etmek için gereklidir. Çocuklarımızı kullandıkları mecra, yaşadıkları ruhsal zorluk, ilgi alanları veya sessizliklerin üzerinden peşinen yargılayan bir dile de asla izin veremeyiz." diyen Tekin, çocukları etiketleyen her sözün, onları koruyacak olan bağları zayıflatacağını kaydetti.
Bakan Tekin, "Burada Bakanlık olarak bizim hassasiyetimiz, korku üretmeden, yaftalamadan, meseleyi tek bir sebebe indirgemeden aileyi, okulu, rehberlik hizmetlerini, medya dilini, dijital platformların sorumluluğunu ve güvenlik politikalarını aynı koruyucu çerçeve içerisinde ele almaktır." dedi.
"Güçlü iletişim kurabilen bireyler yetiştirmek birincil hedefimiz, dediğimizde eleştirildik"
Tekin, 2002'den bu yana bütün eğitim politikalarının odağında insan olan bir yaklaşım benimsemeye çaba sarf ettiklerini bildirdi.
Attıkları her adımı ve geliştirdikleri her bir politikayı, insanın fıtratına uygun temel haklar ve hürriyetlerini güvence altına alan bir yaşam standardı içinde geliştirmek için çaba gösterdiklerini vurgulayan Tekin, bunları yaparken karşı karşıya kaldıkları politik muhalefet ve mülahazalar ile küresel emperyal yaklaşımların bu konuda ciddi zorlukları beraberinde getirdiğini dile getirdi.
Bakan Tekin, şunları kaydetti:
"Çocuklarımızın bu küresel ortamda dijital ortamlarda karşı karşıya bulunduğu yalnızlık, maneviyat eksikliği, aile gibi bizim önemsediğimiz değerlerden uzaklaşması ve bununla mücadelede panzehir olarak millî ve manevi değerlerimize bağlı, ailesiyle, toplumla güçlü iletişim kurabilen bireyler yetiştirmek birincil hedefimiz, dediğimizde muhalefet tarafından çok ağır eleştirilerle karşı karşıya bırakıldık. Çocuklarımız ramazanın dayanışma, yardımlaşma ve manevi ikliminden faydalansın, dediğimizde hiç hak etmediğimiz eleştirilerle karşı karşıya kaldık. Nisan ayında çocuklarımız Maarifin Kalbinde Çocuk temasıyla ulusal egemenlik, demokrasi, insan hakları gibi konularda farkındalık oluşturacak etkinliklerle nisan ayını değerlendirsin, dendiğinde yine eleştirilerle karşı karşıya kaldık."
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin odağında "iyi insan profili" olduğunu vurgulayan Tekin, iyi insan yetiştirildiğinde sağlıklı ve huzurlu bir aile ortamına ve toplumsal yapıya kavuşulacağına işaret etti.
"Arzumuz, ailelerin bu sürece dâhil olması"
Bakan Tekin, önceki yıllarda RTÜK iş birliğiyle sosyal medya okuryazarlığına ilişkin bir proje başlatıldığını anımsatarak Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde bulunan okuryazarlık türleri içerisindeki dijital okuryazarlık becerilerini çok önemsediklerini belirtti.
Son iki yıldır özellikle eğitim öğretim süreçlerinde ailenin çocuklarıyla nitelikli vakit geçirmesinin önemine işaret eden Tekin, "Bu konuda akademik çalışmalar yayınladık. Bu konuda diziler yaptık. Bu konuda kamu spotları yaptık. Okullardaki veli toplantılarında sunulmak üzere okullarımıza sunum dosyaları gönderdik. 'Ebeveyn Okulu' başlığıyla hayat boyu öğrenme kapsamında kurslar açtık. Bir sürü etkinlik yaptık ama arzumuz ailelerin bu sürecin içerisine dâhil olması." diye konuştu.
İletişim Başkanı Duran'ın konuşması
İletişim Başkanı Burhanettin Duran da panelin açılışında yaptığı konuşmada, insanlık tarihinin en büyük ve en hızlı dönüşümlerinden birine tanık olunduğunu, bilgiye erişimin kolaylaştığı, iletişimin saniyeler içinde küresel boyutlara ulaştığı, sınırların anlamını yitirdiği bir dönemin tecrübe edildiğini söyledi.
Dijital dünyanın artık hayatın ayrılmaz parçası olduğunu belirten Duran, bugün iş hayatından eğitime, kamu hizmetlerinden aile içi iletişime hayatın hemen her alanının dijital imkânlarla şekillendiğine işaret etti.
Duran; internet, sosyal medya, yapay zekâ, çevrim içi platformlar ve mobil uygulamaların sağladığı kolaylıklardan istifade edildiğini ancak her büyük imkânın beraberinde büyük bir sorumluluk da getirdiğinin unutulmaması gerektiğini vurguladı.
Dijital çağın, sunduğu fırsatların yanında yeni tehditleri ve ciddi meydan okumaları da içinde barındırdığına dikkati çeken Duran, şöyle konuştu:
"Siber saldırılar, kişisel verilerin kötüye kullanılması, dezenformasyon, manipülasyon, dijital bağımlılık, dijital dolandırıcılık, çevrim içi zorbalık ve bunun gibi daha birçok tehdidi sayabiliriz. Elbette, bu tehditler kamu kurumlarını, medya kuruluşlarını, dijital platformları, aileleri ve toplumun tamamını ilgilendiren önemli birer güvenlik meselesidir. Özellikle bilgi kirliliği ve dezenformasyon bugün toplumların huzurunu, birlik duygusunu ve ortak aklını hedef alan en sinsi tehlikelerdendir. Gerçek ile yalanın iç içe geçtiği, doğru bilginin hızla itibarsızlaştırılabildiği bir ortamda hakikatin kendisini bulmak, onu gözetlemek hepimizin ortak sorumluluğudur. İletişim Başkanlığı olarak bizim temel hedefimiz de hakikat ve adalet merkezli bir iletişim ekosistemini tesis etmektir. Elimizdeki her türlü imkânla dezenformasyona karşı mücadele ediyor ve epistemolojik zehirlenmenin önüne geçiyoruz. Doğru bilgiyi kamuoyuyla yerinde ve zamanında paylaşıyor, sağlıklı bir iletişim ortamının oluşmasına katkı sağlıyoruz."
Bu kapsamdaki son çalışmada, yapay zekâ teknolojileriyle büyüyen dezenformasyon ve sahte içerik tehditlerine karşı kamu kurumlarının web sitelerini, büyük dil modelleri için okunabilir duruma getirdiklerini kaydeden Duran, böylelikle yapay zekâ araçları tarafından sahte, yalan veya yanlış bilgilerin değil; doğruların, teyitli bilgilerin referans alınmasına katkı sağladıklarını bildirdi.
"Ekran başında geçirdiği zaman sadece bir oyalanma hâli olarak görülemez"
Duran, dijital dünyanın en hassas başlıklarından birinin çocuk ve gençler olduğuna dikkati çekerek şöyle devam etti:
"Her şeyden önce şu hususa dikkatlerinizi çekmek isterim: Bugünün çocukları ve gençleri, dijital dünyanın içine doğuyorlar. İnternet, sosyal medya, video platformları ve çevrim içi oyunlar onların günlük hayatının doğal bir parçası. Bu mecralar doğru kullanıldığında öğrenmeyi destekleyen, bilgiye erişimi kolaylaştıran ve dünyayla iletişim kurmayı sağlayan çok önemli araçlardır fakat kontrolsüz ve bilinçsiz kullanıldığında ciddi risklerin ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelmektedir. Siber zorbalık, dijital bağımlılık, şiddet, uygunsuz görüntüler, sahte hesaplar, kişisel verilerin kötüye kullanılması ve manipülatif içerikler karşısında çocuklar ve gençler savunmasız kalabiliyor çünkü bir çocuğun ya da gencin ekran başında geçirdiği zaman, sadece bir oyalanma hâli olarak görülemez. Karşısında durduğu ekran onun düşünce dünyasına, duygularına, davranışlarına, arkadaşlık ilişkilerine ve hayatı algılama biçimine doğrudan etki etmektedir. Dijital ortamda maruz kalınan bir zorbalık, gerçek hayatta yerini derin bir yalnızlığa, hatta anlamsızlığa bırakabilmektedir. Ne yazık ki bunun son örneklerinden birini Kahramanmaraş'ta gördük. Sürekli beğenilme ve onaylanma ihtiyacı gençlerimizin öz güvenine, şiddet içerikleri ise merhamet duygusuna saldırmaktadır. Kontrolsüz ekran kullanımı aile bağlarını, sosyal ilişkileri ve gerçek hayatla kurulan teması olumsuz etkilemektedir. Tüm bu nedenlerle siber dünyanın türlü tehlikelerin kol gezdiği bir anarşi ortamı haline gelmesine göz yumamayız. Bu meseleler, açık bir şekilde millî güvenlik ve beka meselesidir."
Çocuk ve gençleri dijital dünyanın risklerine karşı korumayı amaçlayan yasal düzenlemenin kısa süre önce Meclisten geçtiğini anımsatan Duran, bu yasanın 15 yaş altı çocukların sosyal medya platformlarına erişimini düzenlediğini, 15-18 yaş arası gençler için de yaşa uygun koruma ve ebeveyn destek mekanizmaları öngördüğünü ifade etti.
Düzenlemenin dijital platformları, kullanım sürelerini sınırlandırma ve hesapları yönetme gibi kontrol mekanizmalarını oluşturmakla yükümlü kıldığını aktaran Duran, aynı zamanda yaşa göre oyunları derecelendirme yükümlülüğünün de getirildiğini bildirdi.
Duran, bunun ihlal edilmesi durumunda oyun platformlarına ciddi yaptırımlar öngörüldüğünü belirterek, "Devletimiz, yeni koşullara uygun bu tür yasal düzenlemelerle çocuklarımızı ve gençlerimizi risklere karşı korumanın mücadelesini veriyor. Bu noktada Millî Eğitim Bakanlığımızın hayata geçirdiği Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ni de anmak isterim. Bu model, dijital okuryazarlığı artırdığı gibi aynı zamanda her türlü bilgiye erişirken bu tür risklerden korumayı amaçlamaktadır. Çocuklarımıza çok boyutlu yetkinlikleri kazandırırken bu tür risklerden de korumaktadır. Burada amaç, çocuklarımızın yalnızca bilgiye ulaşabilen değil; aynı zamanda ulaştığı bu bilgiyi okuyabilen, analiz edebilen ve sağlıklı yorumlayabilen bireyler olarak yetişmelerini sağlamaktır." ifadelerini kullandı.
Bu noktada vatandaş ve ebeveynlerin üzerlerine düşen sorumlulukları üstlenmeleri ve kendilerine bazı sorular sormaları gerektiğini kaydeden Duran, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Çocuklarımızın ve gençlerimizin dijital dünyada nerede durduğunu gerçekten biliyor muyuz? Hangi platformları kullanıyorlar? Kimlerle iletişim kuruyorlar? Hangi içeriklere maruz kalıyorlar? Bunun sonuçları nelerdir? Bu mecralarda maruz kaldıkları, gördükleri karşısında neler hissediyorlar? Bu soruların artık her ailenin, her okulun ve her kurumun ciddiyetle üzerinde durması gereken sorular olduğu düşüncesindeyim çünkü dijital dünyada çocuklarımızı korumanın yolu; onları bilinçli, dengeli, güvenli ve sorumlu bir dijital kullanım kültürüyle buluşturabilmektir. Bunun sorumluluğundan ne aileler ne eğitim kurumlarımız ne de toplumun diğer unsurları... Hiçbirimiz kaçamayız. Bunun için yapılması gereken şeylerin başında, aile içi iletişimin güçlendirilmesi geliyor. Çocuklarımız ve gençlerimiz, dijital dünyada karşılaştıkları bir tehdidi, bir zorbalığı, bir yanlış içeriği aileleriyle rahatlıkla paylaşabilmelidir. Takip ve denetim elbette önemlidir ancak bu denetimin baskı diliyle değil, birlikte güven içerisinde olması gerekir.
Çocuklarımız bizden korktukları için susmamalı, bize güvendikleri için konuşmalıdır. Bağımlılığa, dikkat dağınıklığına, uyku düzensizliğine, sosyal kopuşa yol açan kontrolsüz ekran kullanımının önüne geçmek nasıl elzemse dijital okuryazarlığı güçlendirmek de o derece elzemdir. Çocuklarımızı dijital dünyadan koparamayız. O halde yapılması gereken, gördükleri her bilginin doğru, her hesabın güvenilir, her paylaşımın masum olmadığını öğretmek durumundayız. Bu, tabii ki onların doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayırt edebilecekleri bir farkındalık sahibi olmalarıyla mümkündür. Şu hususu hatırda tutmak çok önemlidir: Anlam, aidiyet ve hedef duygusu güçlü olan bir genç, dijital dünyanın zararlı etkilerine karşı dirençli olur."
Ailenin çocuğun ilk güven alanı olduğunu belirten Duran; sevgi, merhamet, sorumluluk, saygı ve ölçülü davranışın ailede öğrenildiğini söyledi.
"Dijital dünyada edilgen ve tüketici bir rolde sıkışıp kalmamalılar"
Duran, bugün dijital tehditlere karşı en güçlü koruyucu kalkanın da yine aile olduğuna işaret ederek, "Çocuğuyla konuşan, onu dinleyen, ona zaman ayıran, onun dijital dünyasını tanıyan aileler, elbette çocuklarını dijital tehlikelerden daha iyi koruyabilirler. Bağın zayıfladığı noktada ekran güçlenir. Ailenin sustuğu yerde algoritmalar konuşur. Ekranların ışıltısı çocuklarımızın gözlerini kamaştırabilir fakat biz biliyoruz ki çocuklarımızın yolunu aydınlatacak gerçek ışık; ailelerinin sevgisinden, öğretmenlerinin rehberliğinden geçer, toplumun sorumluluğundan ve değerlerimizin gücünden beslenir. Çocuklarımız ve gençlerimiz, dijital dünyada edilgen ve tüketici bir rolde sıkışıp kalmamalıdır. Hatta aksine her biri doğruyu arayan, bilgiyi sorgulayan, mahremiyetin sınırlarını bilen ve buna uygun olarak da başkalarının hakkına saygı duyan ve faydalı içerikler üretebilen nesillerden, şahsiyetlerden bahsediyoruz." şeklinde konuştu.
İletişim Başkanlığı olarak teknolojik ilerlemenin getirdiği yeni sınamalara karşı milletin ve ülkenin direncini maksimum seviyeye çıkarmayı amaçladıklarını bildiren Duran; medeniyet değerlerini, tarihî birikimi geleceğe taşırken teknolojinin imkânlarından sonuna kadar faydalandıklarını ve faydalanmaya devam edeceklerini anlattı.
Duran, bunu yaparken teknoloji rüzgârında sürüklenmek yerine teknolojiye yön vermeyi hedeflediklerini dile getirerek şunları kaydetti:
"Türk tefekkür dünyasının mümtaz şahsiyetlerinden merhum Erol Güngör, bu gerçeğe şu şekilde işaret eder: 'Teknolojik gelişme bir gün dünyanın her tarafını birbirine benzer bir hâle getirirse modern medeniyetin daha ileri ve yüksek bir seviyeye istihalesi için gereken filizler hangi toprakta yetişecektir?' Bu soru, teknolojiye ayak uydururken millî ve manevi değerlerimizi, özgün kültürel kimliğimizi korumamız gerektiğine işaret eden, son derece önemli bir sorudur. Ben inanıyorum ki medeniyetin ileriye taşınması için gereken filizler, bu topraklarda yetişmektedir. Çocuklarımızın ve gençlerimizin bunu gerçekleştireceğinden hiçbir şüphem yoktur."
Güvenli, güçlü ve bilinçli bir toplum inşa etme yolunda hep birlikte çalışmayı sürdüreceklerini vurgulayan Duran, panelin bu alanda yeni açılımlar sağlaması temennisinde bulundu.