Söz konusu erişim engelinin Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin verdiği bir karar doğrultusunda uygulandığı öğrenilmiştir. Ancak ne X platformu ne de herhangi bir kamu otoritesi tarafından, bu kararın içeriği, kapsamı ve hukuki dayanağı sendikamıza tebliğ edilmiştir.
Bugün itibarıyla edindiğimiz bilgiye göre; bu erişim engelinin, 6 Mayıs’ta, darbe hukukuyla idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı anmak amacıyla yaptığımız paylaşımlar gerekçe gösterilerek uygulandığı anlaşılmaktadır. Kamuoyunun ortak hafızasında yer etmiş, birçok kurum tarafından da yapılan tarihsel bir anmayı Eğitim-İş için suç sayan bu yaklaşım; hukuki değil, siyasal bir tercihin ürünüdür.
Bu engelleme; sendikamızın eğitimin piyasalaştırılmasına, liyakatsizliğe, gericiliğe ve emeğin değersizleştirilmesine yönelik hakikatleri vurgulayan açıklamalarını hedef almaktadır. Alınan bu karar, ifade özgürlüğüne ve sendikal faaliyete açık bir müdahale niteliği taşımaktadır.
Eğitim-İş; Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, Cumhuriyetin laik, bilimsel, kamusal eğitim anlayışını ve kazanımlarını savunan bir sendikadır. Bu ülkenin tam bağımsızlığını, egemenliğini ve Cumhuriyet değerlerini savunmak; bizim için bir tercih değil, tarihsel ve sendikal bir sorumluluktur.
Öncülük ettiği en önemli eylemlerden biri Samsun’dan Ankara’ya düzenlenen, elinde Türk bayrağıyla “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” olan; kısacık ömrüne bir antiemperyalist mücadele destanı sığdıran ve dimdik gittiği darağacında bile “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye” diye haykıran Deniz Gezmiş mi teröristtir?
Terörist görmek isteyenler; Deniz Gezmiş’e değil, bu ülkede elini kolunu sallayarak dolaşabilen IŞİD artıklarıyla, “ne istedilerse verildiği” için palazlanıp darbeye kalkışan FETÖ yapılanmalarıyla, anayasal düzeni hedef alarak şeriat devleti kurma hayaliyle örgütlenen tarikat ve cemaatlerle yüzleşmelidir.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 6. Filo’ya karşı yürüttükleri mücadele Türkiye’nin bağımsızlığına yönelmiş emperyalist kuşatmaya karşı açık bir itirazdır. Bugün Ortadoğu’da yaşananlar, Filistin halkına yönelik açık saldırılar ve emperyalist güçlerin bölgeyi kan gölüne çeviren politikaları ortadayken; Denizlerin Filistin mücadelesinin ve antiemperyalist çizgisinin ne kadar haklı ve tarihsel olduğu bir kez daha görülmektedir. Filistin’de çocuklar katledilirken sessiz kalanların, dün 6. Filo’ya karşı duranları bugün “suç” yaftasıyla hedef alması, yalnızca politik bir ikiyüzlülüktür.
Eğer bu tarihsel duruşu hatırlatmak “suçu ve suçluyu övmek” olarak değerlendirilecekse; yıllarca birlikte yol yürünüp ardından “terör örgütü” ilan edilen FETÖ yapılanması, ya da yıllarca “bebek katili” denilerek seçim meydanlarında ip sallanan Abdullah Öcalan’ın bugün farklı siyasal konjonktürlerde “muhatap”, “kurucu önder” ya da “barış elçisi” olarak yeniden dolaşıma sokulması nereye konulacaktır?
Burada ölçüt hukuk mu, yoksa iktidarın güncel siyasal ihtiyaçları mıdır? Aynı akıl bir dönemde “tehdit” dediğine başka bir dönemde alan açarken, antiemperyalist bir gençlik önderini anmayı suç saymak hangi tutarlılıkla açıklanabilir?
2010 Anayasa Referandumu sürecinde bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kürsülerden Denizlerin ve Erdal Eren’in adını anması hala hafızalarımızdayken; bugün aynı isimleri anmanın kriminalize edilmesi, hukuki bir değerlendirme değil, açık bir siyasal saflaşmanın ürünüdür.
Sendikamızın açıklaması kriminalize edilmeye çalışılırken; darbeci Kenan Evren’in göstermelik bir yargılama süreciyle kamuoyuna sunulduğu dönemde, darbecilerin katlettiği devrimcilerin görüntülerinin havuz medyada bir şova dönüştürülmesi hangi değerler sistemiyle bağdaşmaktadır? O gün “Erdoğan’a bakınca parkasız Deniz Gezmiş görüyorum” diyerek açık bir siyasal anlam yükleyenlerin söylemleri, bugün ileri sürülen suçlamalarla yan yana konulduğunda hangi çelişkiyi gözler önüne sermektedir?
Açıktır ki burada mesele hukuk değil, iktidarın ihtiyaçlarına göre şekillenen bir tarih okuması ve siyasal hesaplaşmadır. Aynı sözler bir dönemde meşrulaştırılırken, başka bir dönemde suç kapsamına sokuluyorsa; ortada evrensel hukuk değil, seçici bir baskı mekanizması vardır.
Karşı karşıya olduğumuz tablo; eleştirel sözün cezalandırıldığı, hukukun baskı aracına dönüştürüldüğü ve yargı kararlarının sansür mekanizması olarak kullanıldığı bir yönetim anlayışıdır. Türkiye’de ilk kez bir sendikanın resmi sosyal medya hesabı bu şekilde erişime engellenmekte; sendikal ifade alanı doğrudan hedef alınmaktadır. Bu uygulama, yalnızca Eğitim-İş’e değil, tüm sendikal harekete ve demokratik kamuoyuna verilmiş açık bir gözdağıdır.
Biz susmayacağız.
Eğitim-İş; emekten, aydınlanmadan ve Cumhuriyetten yana mücadelesiyle, laik ve bilimsel eğitimi savunan çizgisiyle Türkiye’nin en büyük sendikasıdır. Dün olduğu gibi bugün de baskılara boyun eğmeyecek; gerçeği söylemekten, eğitim emekçilerinin haklarını savunmaktan, Cumhuriyetin kazanımlarının, Atatürk ilke ve devrimlerinin sesi olmaktan asla vazgeçmeyecektir.
Sendikal mücadele susturulamaz.
Eğitim emekçilerinin sesi engellenemez.
Yeni X adresimizden bizi takip ederek mücadelemize sen de destek ol
https://x.com/egitimisorg
EMEK MÜCADELESİ SANSÜRLE ENGELLENEMEZ!
8 Ocak 2026
17:11
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonumuza bağlı Eğitim-İş Sendikamızın resmi X (Twitter) hesabı "@egitimis", içeriği ve gerekçesi kamuoyuna açıklanmayan bir yargı kararıyla Türkiye’den erişime kapatılmıştır. Hangi paylaşımın hangi hukuka göre “sakıncalı” bulunduğu sendikamıza bildirilmemiş; sendikamız, muhatabı olduğu bir karardan dahi haberdar edilmemiştir.
Bu durum, yalnızca sosyal medya hesabına getirilen teknik bir kısıtlama değil; sendikal ifade özgürlüğüne yönelik açık bir müdahaledir.
Eğitim-İş, laik, bilimsel ve kamusal eğitim anlayışını savunan bir sendikadır. Bu mücadelenin dile getirilmesi, hiçbir koşulda kriminalize edilemez.
Cumhuriyetin bağımsızlık fikriyle, antiemperyalist duruşuyla ve halk egemenliği anlayışıyla yoğrulmuş bir tarihsel çizgiyi hatırlatmak; ne "suçu" ne de "suçluyu" övmektir. Asıl sorgulanması gereken; bu ülkede emperyalizme karşı durmuş isimler hedefe konulurken, gerçek tehditlerin yıllarca görmezden gelinmiş olmasıdır.
Bugün gelinen noktada, Türkiye’de ilk kez bir sendikanın resmi sosyal medya hesabı bu şekilde engellenmekte; sendikal alan doğrudan hedef alınmaktadır. Bu uygulama yalnızca Eğitim-İş’e değil, tüm sendikal harekete ve demokratik kamuoyuna yönelmiş bir gözdağıdır.
Ancak bilinmelidir ki; Eğitim-İş susmaz. Eğitim emekçileri geri adım atmaz.
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonumuza bağlı tüm sendikalarımız, dün olduğu gibi bugün de emekten, aydınlanmadan ve Cumhuriyetten yana durmaya; laik ve bilimsel eğitimi savunmaya devam edecektir. Sansürle susturulmak istenen her söz, daha güçlü biçimde yeniden söylenecektir.
Sendikal mücadele engellenemez!
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Merkez Yönetim Kurulu