Kalabalık Okullar ve Derslikler Sorununu Çözmek İçin Eğitim Sen’in Önerileri

Eğitimin niteliği düşmüş, daha da önemlisi okulların kapalı kaldığı üç dönem boyunca hiçbir önlem alınmamıştır. Eğitim Sen dünden bugüne eğitimin genel durumu hakkında değerlendirmeler ve bilgilendirmeler yaparak kamuoyu duyarlılığı geliştirmeye çalışmıştır. Ancak COVID-19 salgını, başta sınıfsal ve cinsiyete dayalı eğitim eşitsizliklerinin yanı sıra farklı anadile sahip ve dezavantajlı öğrencilerin yaşadığı eşitsizlikleri ortaya koymak üzere tek tek bölgesel, kentsel, hatta mahalleler ölçeğinde okulların ve eğitimin sorunlarını incelemeyi zorunlu kılmaktadır.

Piyasacı, rekabetçi ve mülkiyetçi bir sistemde sosyal sınıflar, farklı kimlikler ve cinsiyet ve cinsel yönelimler arası eşitsizlikler arttıkça eğitimde de eşitsizlikler derinleşmektedir. “Bana evinize giren geliri söyleyin, çocuğunuzun hangi okula gittiğini söyleyeyim.” sözü bu gerçekliği anlatmaktadır. Okullar arası eşitsizlikler nedeniyle, sınıf mevcudu yani derslik başına düşen öğrenci sayısı başta olmak üzere okuldaki bilim, kültür, sanat mekânları, okul bahçesinin genişliği, laboratuvar, kütüphane, tiyatro salonları, spor salonları gibi öğrenme mekânlarının varlığı/yokluğu, büyüklüğü ve niteliği okuldan okula büyük farklılıklar göstermektedir.

Bir buçuk yıla yakın kapalı kalan okulların 6 Eylül’de yüz yüze eğitime başlamasıyla birlikte birçok sorun eğitim kamuoyunun gözleri önüne serilmiştir. Okullara yakından bakıldığında, derslik başına düşen öğrenci sayısı bakımından en azından üç okul türü ile karşılaşmaktayız. Anımsatalım, bu okulların hepsi devlet okulu!

  • Sınıflardaki öğrenci sayısı, 15-20 olan okullar: Bu okullar, uygun kanallar oluşturularak (!) kent genelinden öğrenci kaydetmektedir. Öğrencilerin evden okula, okuldan eve servislerle taşınma oranının oldukça yüksek olduğu bu okullarda kayıt için “kayıt parası” ve “bağış” adı altında ciddi paralar toplanmaktadır. Genel olarak eğitim ve öğretimi tam zamanlı olarak sürdüren bu okullar Türkiye eğitim sisteminin fiziksel altyapı açısından ideal türünü oluşturmaktadır.
  • Derslik başına düşen öğrenci sayısı 30 civarında olan okullar: Bu okullar Türkiye’de eğitimin ortalama bir fotoğrafını ortaya koymaktadır. Derslikler genişse salgın sürecinde sınıflar yeterli olabilmekte, ancak 40 metrekarelik bir sınıfta 30 öğrencinin “mesafe” ile oturması mümkün olmamaktadır. Bununla birlikte öğrenciler ve veliler sonuncu okul grubuna bakarak kendilerini şanslı hissetmektedir.
  • Nüfusu yoğun ve özellikle kent yoksullarının yaşadığı mahallelerdeki okullar: Özellikle kentsel dönüşüm, yangın, sel, su baskını nedeniyle okulları zarar görmüş çocukların geldiği birleştirilmiş okullarda öğrenci sayısı çok yüksek durumdadır. Bu okullarda sınıf mevcutları 40, 45 ve daha üzerindedir. COVID-19 salgınında bu okulların sayısını belirlemek ve önlemler almak gerekmektedir.

Merkezi sınavlarda ‘başarı’ ekseninden okullara baktığımızda ise MEB’in ifade ettiği yalın ayrımı sorgulamak gerekmektedir. MEB, Türkiye eğitim sisteminde ‘nitelikli okullar’  ve ‘niteliksiz okullar’ ayrımı yapmaktadır. Neden tüm yurttaşlarımızın çocuklarının gittiği okullar nitelikli okul değil? Tüm yurttaşlarına eşit, eş değer ve nitelikli bir eğitim verme sorumluluğu olan MEB, bu eşitsizliğe nasıl göz yumabilir? MEB, derslik başına öğrenci sayısını azaltmak üzere neden ciddi bir altyapı ve buna uygun bir öğretmen planlaması çalışmasına girmez? MEB bu soruları cevaplamak zorundadır. COVID-19 salgınında “Fiziksel mesafeye uyalım” derken uzun yıllardır ne kadar da kalabalık okullarda ve sıkışık dersliklerde eğitim-öğretim faaliyeti yürütülmeye çalışıldığı açıkça ortaya çıkmıştır.

Merkezi Yönetim Bütçesi’nden (2021) MEB’e yeterli ödenek ayırmayan siyasal iktidarın, okulları kapattığı bir buçuk yıl içinde gerekli eğitim yatırımlarını yapmadığı ve başta öğretmen, yardımcı personel ve idari personel gereksinmesini giderecek bir çalışmayı yeterince iyi yürütmediği de ortaya çıkmıştır.  Bu durumda okulları açık tutabilmenin yollarını emek ve meslek örgütleri, veli örgütleri ve bir bütün olarak eğitimin bileşenleri olarak birlikte düşünmeliyiz.

Eğitim ve Bilim emekçileri Sendikası olarak okulların açılmasıyla ortaya çıkan sorunların kısa vadede giderilebilmesi ve sınıf mevcutlarını düşürmek için uygulanabilecek kimi politikaları eğitim kamuoyu ile paylaşmak isteriz:

  • İktidar tarafından ilan edilen Orta Vadeli Program’da salgının eğitimde yol açtığı tahribatı önleyecek bir bütçenin hazırlanmasına yönelik eğitim hedeflerinin açık bir biçimde ifade edilmediği görülmüştür. Bütçe sürecinin başlaması ile birlikte Milli Eğitim Bakanlığı’na yeni okul binası, derslik ve yeni öğretmen gereksinimini karşılayacak düzeyde ödenek ayrılması gerekmektedir. Özel okulları teşvik amacıyla kullanılan ödeneklerin kamusal eğitime ayrılması sağlanmalıdır.
  • Kapatılan köy okulları, küçük ve büyük bakım-onarım çalışmaları yapıldıktan sonra yeniden açılmalıdır. Bu politikayı izlemek, hem taşımalı eğitim yapan okulları yeni derslik kazanmak üzere kalabalık okulların kullanımına sunmak, hem de her köye bir öğretmen göndermek için gereklidir.
  • 2019-2020 Milli Eğitim Bakanlığı istatistiklerine göre, derslik başına öğrenci sayısı en düşük olan okullar imam hatip ortaokulları ve liseleridir. Birbirine yakın eğitim bölgelerinde bulunan imam hatip ortaokulları ve liseleri birleştirilmeli, boşaltılan okullar akademik ortaokul ve liseler için kullanılmalıdır.
  • Salgın döneminde kapanan ve eğitsel amaçlara uygun biçimde inşa edilen özel okul binaları kamulaştırılmalı ve salgın döneminde ivedi biçimde kullanıma açılmalıdır.
  • Okullar için kullanılabilecek boş kamu binaları ile ilgili bir döküm çalışması yapılmalı, uygun olan binalar eğitim için kullanılmalıdır.
  • Salgın dönemiyle sınırlı olmak üzere okul yöneticilerinin derslik olabilecek büyüklükteki odalarının derslik olarak kullanılması sağlanmalıdır. Bu önlem ile 50 bin civarında derslik kazanılmış olacaktır.
  • Okul binalarının dikey yapılaşma eğilimine uygun olarak altı ve yedi katlı yapılmaya başlandığı gözlenmektedir. Altıncı katta eğitim gören bir çocuğun birinci kata, kantine veya okul bahçesine 10 dakika teneffüs süresinde inip çıkması mümkün değildir. Bu durumun okul içi kazaların artışına neden olma riski de bulunmaktadır. Okul binası yapımında üç katı aşmayan yatay yapılaşma ilkesine uyulmalıdır.

Bu zor salgın günlerinde okullarımızı açık tutmak, öğrenme kayıplarını gidermek ve nitelikli bir eğitim vermek için alışılageldik önlemlerin dışında ek önlemlere gereksinim duyulmaktadır. Eğitim Sen olarak eğitim sendikalarına, veli derneklerine ve kamuoyuna çağrımız; yeni bütçe döneminde eğitim bütçesi için sıklıkla ifade ettiğimiz eğitim seferberliğini başlatma ve sürdürmede ortak mücadeleyi güçlendirmek ve büyütmektir.

Kaynak: Ogretmenler.net

Bu yazının tüm hakları www.ogretmenler.net'e aittir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca izin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez, alıntılanamaz ve kullanılamaz. Telif hakları saklı tutulmuş bu yazının iktibas edilmesi, alıntılanması ve kullanılması halinde Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulacaktır. Konu hakkında YASAL UYARI ve KULLANIM ŞARTLARI VE ÜYELİK HİZMET SÖZLEŞMESİ metinlerini okuyunuz.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol