ENFLASYON ALIM GÜCÜNÜ ERİTMEYE DEVAM EDİYOR
TÜİK tarafından açıklanan 2026 yılı mart ayı enflasyon verileri, yılın ilk aylarında ortaya çıkan olumsuz tablonun geçici olmadığını teyit etmiş; milyonlarca memur ve emeklinin karşı karşıya kaldığı ekonomik daralmanın derinleşerek sürdüğünü bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Açıklanan resmî verilere göre mart ayında mal ve hizmet fiyatları ortalama %1,94 oranında artmıştır. Üç aylık toplam enflasyon ise %10,04 seviyesine ulaşarak, daha yılın ilk çeyreğinde 2026 yılı için öngörülen %16’lık enflasyon hedefinin büyük bölümüne yaklaşmıştır.
Bu tablo, belirlenen hedeflerin gerçekleşme ihtimalinin giderek zayıfladığını ve uygulanan ekonomik politikaların dar ve sabit gelirli kesimleri korumakta yetersiz kaldığını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Üstelik ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrasında artan akaryakıt ve doğalgaz fiyatlarının mart ayı itibarıyla henüz tam anlamıyla maliyetlere yansımadığı dikkate alındığında, önümüzdeki süreçte enflasyonist baskının daha da artacağı açıktır.
Bilindiği üzere ocak ayında memur ve emeklilere 6 aylık dönem için %11 oranında maaş artışı yapılmış, buna ek olarak brüt 1000 TL tutarında seyyanen ödeme gerçekleştirilmiştir.
Ancak yılın ilk üç ayında gerçekleşen %10,04’lük enflasyon, söz konusu artışın neredeyse tamamını daha başlangıç aşamasında ortadan kaldırmıştır. Maaşlar daha çalışanların eline geçmeden değer kaybetmiş, yapılan artış çok kısa sürede etkisini yitirmiştir. Yılın ilk aylarında yaşanan bu yüksek enflasyon, milyonlarca kamu çalışanı ve emekli açısından küçülen hane bütçeleri, artan borç yükü ve giderek ağırlaşan geçim şartları anlamına gelmektedir. Aileleriyle birlikte yaklaşık 25 milyonluk geniş bir kesimin alım gücünün sürekli gerilemesi, sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal denge açısından da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
Hayat pahalılığı bu denli artarken gelirlerin aynı hızla korunamaması kabul edilebilir değildir. Yıl başında yaptığımız değerlendirmelerde de açıkça ifade ettiğimiz üzere; memur ve emekli maaşlarının ekonomik gerçeklikler dikkate alınarak yeniden düzenlenmemesi hâlinde adil ve sürdürülebilir bir ücret politikasının mümkün olmayacağı ortadadır.
Nitekim bugün gelinen noktada, henüz yılın ilk çeyreğinde gerçekleşen enflasyonun, altı aylık dönem için yapılan maaş artışının büyük bölümünü silip süpürmesi ve enflasyon hedeflerini ulaşılabilir olmaktan çıkarması, kamu çalışanlarının gelir politikasında acil bir düzenleme yapılmasının zorunluluğunu ortaya koymaktadır.
Enflasyonla mücadele adı altında dar ve sabit gelirli kesimlerin alım gücünün aşındırılması ne sosyal adalet ilkesiyle ne de hakkaniyet anlayışıyla bağdaşmaktadır. Ekonomik büyümeden hak ettiği payı alamayan memur ve emekliler, enflasyon yükseldiğinde de ilk kaybeden kesim olmaya devam etmektedir.
Oysa Türkiye Kamu-Sen’e göre adalet; refah dönemlerinde gelirin, zor dönemlerde ise yükün adil biçimde paylaşılmasını gerektirir. Bu doğrultuda;
-Memurlara derhâl ek zam yapılmalıdır.
-Bu artış mutlaka refah payı ile desteklenmelidir.
-Maaş artışlarında eşel mobil sistemine geçilmeli ve gerçekleşen enflasyon, gecikmeksizin doğrudan memur ve emekli maaşlarına yansıtılmalıdır.
Aksi hâlde 2026 yılı, memur ve emekliler açısından ekonomik anlamda son derece zorlayıcı ve yıpratıcı bir yıl olarak tarihe geçecektir. Yetkililerden beklentimiz; maaşları enflasyon karşısında sürekli eriyen kamu çalışanları ve emekliler için adil ve kalıcı bir düzenlemenin vakit kaybedilmeksizin hayata geçirilmesidir.
Türkiye Kamu-Sen olarak, kamu görevlilerinin hakkını savunmaya, emeğin itibarını korumaya ve adalet talebimizi güçlü bir şekilde dile getirmeye kararlılıkla devam edeceğiz.