ÖĞRETMEN

Geylan: Okullarda Rehberlik Normları Yetersiz!

Genel Başkanımız Talip Geylan, 8 Eylül 2026 tarihinde Bengü Türk TV’de yayınlanan Söz Hakkı programının canlı yayın konuğu oldu.

Programda eğitim gündemine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunan Genel Başkanımız Talip Geylan; Türk Eğitim-Sen tarafından hazırlanan “Okullarda Şiddet Hakkında Öğretmen Görüşleri” Raporu’nun sonuçlarını değerlendirdi.

Geylan, öğretmenlerin çalışma koşulları ve eğitim çalışanlarının karşı karşıya kaldığı sorunların yanı sıra mazerete bağlı yer değiştirme (tayin) hakları, aile birliğinin sağlanması ve öğretmenlerin talepleri başta olmak üzere eğitim çalışanlarını yakından ilgilendiren pek çok konuda değerlendirmelerde bulundu.

Genel Başkanımız Talip Geylan, okullarda şiddet olaylarının artık çok can alıcı bir noktaya ulaştığına dikkat çekti. Geylan, gerek öğretmenlere gerekse öğrencilere yönelik şiddet hadiselerinde ciddi bir artış yaşandığını belirterek, eğitim ortamlarının güvenli hale getirilmesinin önemine vurgu yaptı.

Geride bıraktığımız eğitim-öğretim yılında Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşanan acı olayları hatırlatan Geylan, “Ayla öğretmenimizi ve öğrencilerimizi kaybettik. Bir kez daha hayatını kaybeden öğretmenimize ve öğrencilerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.” dedi.

Okullarda şiddetin önlenmesi için kalıcı ve kapsamlı tedbirler bir an önce hayata geçirilmelidir.

Genel Başkanımız Talip Geylan, okullarda şiddet meselesinin yalnızca öğretmenlerin veya öğrencilerin sorunu olmadığını, toplumun tamamını ilgilendiren bir mesele olduğunu vurguladı.

Geylan, “Her zaman ifade ediyoruz; okulda bir şiddet hadisesi vuku bulduğunda, toplumun bütün kesimleriyle birlikte başta ailelerimiz ve velilerimiz olmak üzere herkesin bu meseleyi sahiplenmesi ve şiddete ‘dur’ demesi gerekmektedir.” dedi.

Okullarda son yıllarda artış gösteren şiddet, akran zorbalığı, madde bağımlılığı ve suça sürüklenen çocuklar gibi sorunlara ilişkin kapsamlı bir anket çalışması gerçekleştirdiklerini belirten Geylan, öğretmenlerin görüşlerinin bu sorunların boyutunu ortaya koyması açısından önemli olduğunu ifade etti.

Geylan, anket sonuçlarına göre öğretmenlerin okullarda en fazla akran zorbalığı sorununa dikkat çektiğini belirterek, bu konunun eğitim sisteminin ve toplumun öncelikli gündemlerinden biri olması gerektiğine işaret etti.

Geylan, akran zorbalığına ilişkin dikkat çekici bir başka hususun ise zorbalığa maruz kalan öğrencilerin yaşadıkları olayları yetişkinlerle paylaşmaması olduğunu belirtti. Anket sonuçlarına göre akran zorbalığının en fazla görüldüğü ortam %37,2 ile okul bahçesi oldu. Bunu %19,5 ile sınıf, %16 ile sosyal medya ve %14,7 ile okul dışındaki ortamlar takip etti.

Geylan, söz konusu verilerin, akran zorbalığının yalnızca sınıf ortamıyla sınırlı olmadığını; okulun farklı alanlarında ve sosyal medya gibi dijital mecralarda da öğrencileri etkileyen önemli bir sorun haline geldiğini ifade etti.

Mevcut mevzuata göre her 300 öğrenciye bir rehber öğretmen düşüyor. Bu oran günümüz şartlarında yeterli değil

Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından birinin de okullarda suça karışan çocukların varlığına ilişkin bulgular olduğunu belirten Geylan, katılımcıların %23,9’unun görev yaptığı okulda suça karışan çocukların bulunduğunu ifade ettiğini aktardı. Suça sürüklenen çocuklar meselesinin başta İçişleri Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olmak üzere kamuoyunun önemli gündem maddelerinden biri olduğuna dikkat çeken Geylan, TBMM nezdinde de bu konuda çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini hatırlattı.

Geylan, araştırmada öğretmenlere yöneltilen “Suça karışan çocuklar okula devam ediyorsa, rehberlik birimi tarafından bireysel rehabilitasyon çalışması yapılıyor mu?” sorusuna katılımcıların %54,3’ünün “evet”, %16,7’sinin ise “hayır” cevabını verdiğini belirtti. Bu tablonun, okullarda rehberlik hizmetlerinin yeterli düzeyde sunulamadığını ortaya koyduğunu ifade eden Geylan, bunun önemli nedenlerinden birinin okullardaki rehberlik normlarının yetersizliği olduğunu söyledi. Mevcut mevzuata göre her 300 öğrenciye bir rehber öğretmen düştüğünü hatırlatan Geylan, bu oranın günümüz şartlarında yeterli olmadığının altını çizdi. Türk Eğitim-Sen olarak yıllardır rehberlik normlarının güncellenmesi gerektiğini ifade ettiklerini belirten Geylan, her 100 öğrenciye bir rehber öğretmen düşecek şekilde rehberlik normlarının yeniden düzenlenmesini talep ettiklerini söyledi.

Aileler, çocuklarını denetim altında tutmalıdır.

Rehberlik hizmetlerinin etkin ve verimli şekilde sunulmasının okullarda yaşanan pek çok sorunun ortaya çıkmadan önce tespit edilmesine ve önleyici tedbirlerin alınmasına imkân sağlayacağını belirten Geylan, “Rehberlik hizmetlerini etkili ve verimli kullanabilirsek; akran zorbalığı, madde bağımlılığı ve suça sürüklenme eğilimi gibi pek çok problemi olaylar patlak vermeden önce tespit edebilir, gerekli önleyici tedbirleri zamanında alabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.

Öğretmenlerin değerlendirmelerinde şiddet ve suça yönelmenin en önemli nedenleri arasında en güçlü vurgu ebeveyn ilgisizliği ve sanal medya kullanımının yeterince denetlenmemesi olduğunu kaydeden Geylan, “Tabi ki kamu yönetimin ve okul idaresinin yapacakları var. Ama bunu yanı sıra hatta bundan daha önemli ailelerimizin, velilerimizin yapması gerekenler var. Aileler çocuklarını denetim altında tutmalıdır.” dedi.

Lütfen çocuklarınızın sanal medya kullanımını denetleyin.

Çocukların suça yönelmesinin nedenlerine de dikkat çeken Geylan, riskli akran ve grup ilişkilerinin sorunun önemli boyutlarından biri olduğunu belirtti. Geylan, “Çeteleşme, suça yönelmede etkili bir faktördür.” değerlendirmesinde bulundu. Çocukların maruz kaldığı dijital içerikler ve sosyal medya kullanımının da suça yönelme açısından üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konu olduğunu ifade eden Geylan, ailelere önemli bir çağrıda bulundu. Geylan, “Ailelerimize bir kez daha sesleniyorum; lütfen çocuklarınızın sanal medya kullanımını denetleyin. Çocuklarımızın hangi içeriklere maruz kaldığını, kimlerle iletişim kurduğunu ve dijital ortamda nasıl bir etkileşim içerisinde olduğunu takip etmek büyük önem taşıyor.” dedi.

Dışlanmışlık ve zayıf aidiyet hissinin çocukların suça yönelmesinde etkili rol oynuyor

Geylan, Kahramanmaraş’ta yaşanan acı olay üzerinden de dijital içeriklerin çocuklar üzerindeki etkisinin göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, ailelerin çocuklarının dijital dünyadaki faaliyetlerini yakından takip etmesinin önemini vurguladı.

Geylan, çocukların suça sürüklenmesinde arkadaş çevresi ve akran baskısının da önemli bir etken olduğuna dikkat çekti. Dışlanmışlık ve zayıf aidiyet hissinin çocukların suça yönelmesinde etkili olduğunu belirten Geylan, sağlıklı anne-baba-çocuk ve öğretmen-öğrenci ilişkilerinin bu noktada önemli bir koruyucu unsur olduğunu vurguladı.

Ey aileler, ey veliler; okulla sağlıklı bir ilişki kurunuz.

Okul-aile iş birliğinin yetersizliğinin de önemli bir sorun olduğunu ifade eden Geylan, okul güvenliği ve okullarda şiddet hadiseleri gündeme geldiğinde ailelere ve velilere her zaman çağrıda bulunduklarını belirtti. Geylan, “Ey aileler, ey veliler; okulla sağlıklı bir ilişki kurunuz. Okula ve öğretmene güveniniz. Şüpheniz olmasın; okullar çocuklarınız için en güvenli yerlerdir. Öğretmenlerimiz sizin çocuklarınızı en az sizin kadar seviyor, onlara sizin kadar kıymet veriyor ve çocuklarınızın geleceği için sizin kadar kaygı taşıyor. Dolayısıyla öğretmeni saygın kılın. Bu anlayışla sağlıklı bir okul-aile iş birliği tesis edilecektir.” dedi. Anket sonuçlarının genelinde aile vurgusunun öne çıktığını belirten Geylan, çocukların karşı karşıya kaldığı risklerin önlenmesinde aile, okul ve toplum iş birliğinin büyük önem taşıdığını ifade etti.

Araştırmada dijital içeriklerin de çocuklar açısından önemli bir risk alanı olarak görüldüğünü belirten Geylan, öğretmenlerin %82,6’sının sosyal medya içeriklerinin çocukları şiddete yönlendirdiğini, %82,6’sının ise şiddet içerikli dijital oyunların öğrencilerin saldırgan davranışlarını artırdığını belirttiğini ifade etti.

Kahramanmaraş’ta yaşanan acı olayın ardından TBMM’de çocukların dijital ortamlara erişimine ilişkin bazı düzenlemelerin gündeme geldiğini hatırlatan Geylan, özellikle belirli yaş gruplarına yönelik getirilen sınırlamaların önemli bir tedbir olduğunu belirterek, “Keşke bu tedbirler daha önce alınmış olsaydı.” değerlendirmesinde bulundu.

Araştırmanın madde kullanımı ve öğrencilerin okula kesici veya delici alet getirmesine ilişkin sonuçlarını da paylaşan Geylan, katılımcıların %62’sinin okullarda madde kullanımıyla hiç karşılaşmadığını, %29’unun ise nadiren karşılaştığını belirtti. Madde kullanımıyla “ara sıra” ve “sık sık” karşılaştığını ifade edenlerin toplam oranının ise %9 olduğunu aktardı.

Öğrencilerin okula kesici veya delici aletle gelmesine ilişkin sonuçlarda ise “nadiren” cevabının %37,8 olduğunu belirten Geylan, bu durumla daha düzenli karşılaştığını ifade eden öğretmenlerin toplam oranının %13,1 olduğunu söyledi.

Geylan, tüm bu verilerin okullarda güvenli eğitim ortamının sağlanması, çocukların risklerden korunması ve sorunların ortaya çıkmadan önce tespit edilmesi bakımından aile, okul, öğretmen ve ilgili kurumların koordineli şekilde hareket etmesinin önemini ortaya koyduğunu vurguladı.

Risk grubundaki öğrencilerimize düzenli psikolojik destek sağlanmalı, akran zorbalığıyla mücadele eğitimleri artırılmalı ve okullarımızdaki psikolojik danışman sayısı mutlaka yükseltilmelidir.

Araştırmanın önleyici uygulama ve etkinliklere ilişkin sonuçlarının da dikkat çekici olduğunu belirten Geylan, öğretmenlerin okullarda yaşanan sorunların ortaya çıkmadan önce önlenmesine yönelik uygulamalara güçlü destek verdiğini ifade etti.

Geylan, araştırmaya katılan öğretmenlerin %91,3’ünün risk grubundaki öğrencilerin düzenli psikolojik destek almasını, %90,5’inin akran zorbalığını önlemeye yönelik eğitimlerin artırılmasını istediğini belirtti.

Öğretmenlerin %80,2’sinin psikolojik danışman sayısının artırılmasını desteklediğini aktaran Geylan, buna karşın rehberlik servislerinin şiddeti önlemede yeterli olduğunu düşünenlerin oranının yalnızca %25’te kaldığına dikkat çekti.

Bu sonuçların, okullarda rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koyduğunu belirten Geylan, “Öğretmenlerimiz sorunun kaynağını ve çözüm yolunu işaret ediyor. Risk grubundaki öğrencilerimize düzenli psikolojik destek sağlanmalı, akran zorbalığıyla mücadele eğitimleri artırılmalı ve okullarımızdaki psikolojik danışman sayısı mutlaka yükseltilmelidir.” değerlendirmesinde bulundu.

Şiddetin Önlenmesinde Spor, Psikolojik Destek ve Sosyal Etkinlikler Önemli

Araştırmada öğretmenlere, öğrencilerin risklerden uzak tutulması ve okullarda şiddetin önlenmesine yönelik hangi uygulamaların daha etkili olacağı da soruldu. Buna göre spor faaliyetlerini destekleyenlerin oranı %86, psikolojik desteği gerekli görenlerin oranı %81,9, sosyal etkinlikleri destekleyenlerin oranı %81,4, rehberlik çalışmalarını gerekli görenlerin oranı ise %70,9 oldu.

Kahramanmaraş’ta yaşanan okul şiddeti olayları dikkate alınarak benzer hadiselerin önlenmesine yönelik alınması gereken tedbirler konusunda öğretmenlerin en sık dile getirdiği ilk üç başlığın ise aile eğitimi, denetimi, iş birliği ve sorumluluğu (%39,2), rehberlik, psikolojik destek ve risk izleme (%37) ile okul güvenliği, giriş denetimi ve kolluk desteği (%35) olduğunu belirten Geylan, bu sonuçların bütüncül bir yaklaşımın gerekliliğini ortaya koyduğunu ifade etti.

Çocuklarımızı Okula Bırakınca Sorumluluğumuz Bitmiyor

Ailelerin çocuklarını okula bıraktıktan sonra sorumluluklarının sona erdiği şeklindeki anlayışın doğru olmadığını belirten Geylan, okul-aile iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Geylan, “Ailelerimiz çocuklarını okula bıraktıktan sonra her şeyin bittiğini düşünüyor. Evet, çocuk okul kapısından girdiğinde öğretmenimiz emaneti alıyor. Ancak ailelerimizin de sorumlulukları devam ediyor. Çocuklarımızın eğitiminde okul, öğretmen ve aile birlikte sorumluluk almalıdır.” dedi.

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 30 bin bahçe görevlisinin görevlendirilmesini okul güvenliği açısından olumlu bir adım olarak değerlendiren Geylan, alınan her türlü tedbiri takdir ettiklerini ancak güvenlik konusunda geçici ve pansuman çözümlerle yetinilmemesi gerektiğini söyledi.

Geylan, “Öncelikli olarak güvenlik görevlisi olmayan okulumuz kalmamalıdır. Risk oranı yüksek okullarımızda mutlaka kolluk kuvveti bulunmalıdır. Başta büyükşehirlerimiz olmak üzere okul-polis uygulamasının başlatılması da doğru bir uygulamadır.” ifadelerini kullandı.

Bir öğrenci disiplin suçu işlediğinde bunun bir bedeli ve yaptırımı olduğunu anlamalıdır.

Öğrencilerin yaptıkları davranışların bir karşılığı olduğunu bilmesi gerektiğini ifade eden Geylan, “Bir öğrenci disiplin suçu işlediğinde bunun bir bedeli ve yaptırımı olduğunu anlamalıdır. Öte yandan sınıf geçme yönetmeliği de mutlaka gözden geçirilmelidir. ‘Ne yaparsam yapayım sınıfı geçiyorum’ anlayışından kurtulmalıyız.” dedi.

Geylan, Türk Eğitim-Sen olarak hazırlanan raporun ilgili kurumlarla paylaşılacağını da belirterek, “Raporumuzu Millî Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, TBMM Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu başta olmak üzere tüm muhataplarımızla paylaşacağız.” ifadelerini kullandı.

“Öğretmenimi ve Okulumu Seviyorum” çağrımızın yıl boyunca farklı etkinliklerle sürdürülmesini ve toplumun tüm kesimlerinin bu çağrıya destek vermesini talep ediyoruz.

Geylan sözlerini şöyle sürdürdü; Ağustos ayı içerisinde öğretmenlerimize yönelik, “Öğretmenimi ve Okulumu Seviyorum” temasıyla bir çağrıda bulunarak çalışmalarımızı başlattık. Bu çağrımızla, öğretmenlerimizin ve okullarımızın toplumdaki değerini ve önemini bir kez daha vurgulamayı amaçladık.

Yıl içerisinde ise başta ailelerimiz olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin öğrencilerimize ve öğretmenlerimize sahip çıkması, eğitim camiamızın yanında olduğunu göstermesi amacıyla çeşitli etkinlik ve çağrıların hayata geçirilmesini istiyoruz.

Eğitimin niteliğinin artırılması, öğretmenlerimizin itibarının korunması ve öğrencilerimizin daha güvenli ve huzurlu bir eğitim ortamında yetişmesi hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu nedenle “Öğretmenimi ve Okulumu Seviyorum” çağrımızın yıl boyunca farklı etkinliklerle sürdürülmesini ve toplumun tüm kesimlerinin bu çağrıya destek vermesini talep ediyoruz.

Mazeret tayin talebi, keyfiyetin sonucu ortaya çıkan bir talep değildir. Başta eş durumu olmak üzere zorunluluktan kaynaklanan bir taleptir.

Bilindiği gibi ağustos ayında mazeret tayinleri yapıldı. 6 bin öğretmenimizin tayin talebi gerçekleştirilemediğini belirten Geylan, “Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ikinci bir tercih hakkı sunuldu. 9-14 Eylül 2026 tarihleri arasında başvuruları alacaklar. Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum: Mazeret başvurusunda bulunan tüm öğretmenlerimizin talepleri karşılanmalıdır. Adı üstünde, mazeret tayinleri. Mazeret tayin talebi, keyfiyetin sonucu ortaya çıkan bir talep değildir. Başta eş durumu olmak üzere zorunluluktan kaynaklanan bir taleptir. Dolayısıyla mazeret tayin talebinde bulunan ve tayin talebi gerçekleşmeyen tek bir kişi dahi olmamalıdır. Bu sadece iller arasında değil, aynı il içerisinde de mağduriyet yaşayanlar var. Büyük illerimiz var ki; örneğin Şereflikoçhisar, Ankara merkeze 150 kilometre; Nallıhan 162 kilometre. Gidiş-geliş yapıldığında günde 3 saatiniz yolda geçecektir. Aynı şekilde Konya da büyük bir ilimiz. Bir öğretmenimizi ziyaretimizde, geldiğimizde eşinin olduğu il ile görev yaptığı yer arasında 350 kilometre olduğunu söyledi. Dolayısıyla mazeretlerden dolayı mağduriyet yaşayanlar sadece iller arasında değil, aynı il içerisinde de sorun yaşayanlar var. Aile birliğini sağlama yükümlülüğü, kamu yönetimine verilmiş bir yükümlülüktür. Hem Anayasa ihlal edilmemiş olsun hem de bu mağduriyetler giderilsin. Başta eş durumu olmak üzere, mazeret tayin talebinde bulunan meslektaşlarımızın talepleri karşılanmalıdır.”

{ "vars": { "account": "G-DWD9KP42D3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } < type="adsense" data-ad-client="ca-pub-7735276658433681">