data-ad-format="auto" data-full-width-responsive="true">

Sağlık okuryazarlığı raporu yayınlandı; sağlık maliyetini ve kronik hastalıkları artırıyor
data-ad-format="auto" data-full-width-responsive="true">

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de yaklaşık olarak 10 kişiden 7’sinin sağlık okuryazarlığı düzeyinin yetersiz veya sınırlı olduğu görüldü. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Dr. Yüksel Barut, "Toplumun yüzde 68’inde sağlık okuryazarlığı olmadığını görüyoruz. Bir ülkenin sağlık okuryazarlığı düşük olduğunda, sağlığa harcaması ve bireylerin kronik hastalıklar artmak durumunda" diye konuştu.

Türkiye’de sağlık okuryazarlığı düzeyini ölçmek üzere Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü tarafından (SGGM) yürütülen bir çalışma grubuyla Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Araştırması için geliştirilen kavramsal çerçeve referans alınarak, Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 (TSOY-32) geliştirildi. Çalışma kapsamında, 6 bin 228 hane üzerinden yapılan “Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Düzeyi ve İlişkili Faktörleri Araştırması” ile sağlık okuryazarlığı düzeyi, ulusal düzeyde saptandı. Araştırmada sağlık okuryazarlığı düzeyinin demografik özelliklere, sosyoekonomik koşullara ve sağlıkla ilgili konularda bilgi kaynağı olarak kullanıldığı belirtilen iletişim araçlarına göre nasıl değiştiği incelendi. Buna göre TSOY-32 ile saptanan sağlık okuryazarlığı düzeyine bakıldığında, ankete katılanların yüzde 30,9’unun yetersiz, yüzde 38’inin sorunlu-sınırlı, yüzde 23,4’ünün yeterli, yüzde 7,7’sinin ise mükemmel olduğu görüldü.

Konuyu değerlendiren İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Yüksel Barut ve Öğretim Görevlisi Bahar Kanbur, sağlık okuryazarlığının ilköğretimde verilmesi gerektiğini belirterek önerilerde bulundu.

"TOPLUMUN YÜZDE 38’İNDE SAĞLIK OKURYAZARLIĞI YOK"

SSGM’nin yürüttüğü çalışma ile ilgili bilgi veren Dr. Barut, “Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü’nün yapmış olduğu bir çalışma var. 6 bin 228 hanede, tüm düzeydeki bireylerle bir anket yapıldı. Yapılan çalışmada, iki temel boyut üzerinden gidiliyor. Birincisi, tedavi ve hizmet; ikincisi ise, sağlığın korunması ve geliştirilmesi üzerine. Süreç olarak baktığımızda da 4 sürecin irdelendiğini görüyoruz. Sırasıyla bilgiye ulaşma, bilgiyi anlama, bilgiyi sorgulayıp değerlendirme ve son olarak bilgiyi uygulama diyebiliriz. Bu dört süreç, birbirini tamamlayıcıdır. Bu ankette de bireylere, bilgiye yönelik sorular soruluyor ve ‘yetersiz olanlar’, ‘sorunlu anlayanlar’, ‘orta ve mükemmele yakın olanlar’ ve ‘mükemmel olanlar’ şeklinde 4 grupta inceleniyor. Sonucunda da ürkütücü rakamlar ortaya çıkıyor. Yetersiz kategorisine baktığımızda yüzde 31, sorunlu olanlara baktığımızda yüzde 38’e yaklaşıyor. Bunları topladığımızda, toplumun yüzde 68’inde sağlık okuryazarlığı olmadığını görüyoruz. Mükemmel olanların oranı ise yüzde 7’lerde” dedi.

MALİYETİ VE KRONİK HASTALIK RİSKİNİ ARTTIRIYOR

Sağlık okuryazarlığı seviyesinin düşük olması durumunda sağlık maliyetlerinin arttığını kaydeden Dr. Barut, “Bu oranlar, bizim sağlık maliyetlerimizin artmasını gündeme getiriyor. Bir ülkenin sağlık okuryazarlığı düşük olduğunda, sağlığa harcaması artmak durumunda. Koruyucu hekimlikten uzaklaşıyoruz. Halbuki birey bilgiye ulaşsa, bunu da sağlığı geliştirmek için kullanmış olsa maliyetler düşecek. İlk korucu hekimlik ve halk sağlığı korunmuş olacak. Yapılması gerekenleri bu anket üzerinden değerlendirecektir Sağlık Bakanlığı ama temele baktığımızda bireyin sağlık bilgisine nasıl ulaşacağı, nasıl anlayacağı, nasıl değerlendirip sağlığını geliştireceğini ilk eğitimde vermek lazım. Bu kavramların eğitimi bireye verildiğinde ülkenin de sağlık giderleri azalmış olur” diye konuştu.

Dr. Yüksel Barut, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu durum okuma-yazma oranıyla da ilgili. Bireyin hekime güven fazla. Dolayısıyla hasta, hekimin söylediklerine yüzde 70 oranında uyuyor. Bir de çevresindekilerin söylediklerini, uygulayanlar var. Onların da karşı tarafın söylediklerine inanıp, uyma oranı yüzde 70-73 oranında. Kronik hastalara geldiğimizde de bireylerin yetersizliğini görüyoruz. Bireyin, kronik hastalıklara yakalanmaması için ne yapması gerektiği, yapsaydı neler olup olmayacağı konusunda da yetersizliklerle karşılaşıyoruz. Ankette ilkokul mezunlarının kapsadığı grupta, sağlık okuryazarlığının düşüklüğü yüzde 60’lara yaklaşıyor ki bu çok büyük bir rakam. Burada birçok etken var. Birincisi bireyin eğitimiyle, ikincisi bireyin çevresiyle, üçüncüsü bireyin sağlık sistemine ulaşmasıyla ilgili. Fakat her şeyden önce, eğitim verilirken, sağlık okuryazarlığı kavramını bireye benimsetmek zorunluluğu var. Türkiye’deki yaklaşımda sağlık hep ötelenir, bıçak kemiğe dayanınca doktora gidilir. Bıçak kemiğe dayandığında hastaneye gidildiğinde maliyet artacak.”

SAĞLIK OKURYAZARLIĞI EĞİTİMİ İLKÖĞRETİMDE VERİLMELİ

Sağlık okuryazarlığı anketinin genel verilerine göre ‘Tedavi ve Hizmet Süreci’ boyutunda yetersizlik oranının yüzde 27, sorunlularda ise yüzde 31 olduğunu aktaran Dr. Barut, “Yine geldik yüzde 58’lere. Yeterli düzey yüzde 30, mükemmel olan ise yüzde 11’in altında. İlkokul ve lise mezunlarının yetersizliğinin yüzde 27 olduğunu söylemiştik. Üniversite mezunlarının sağlık okuryazarlığındaki yetersizlik yüzde 9,6 oranında. Buradaki yetersizlikten kasıt bilgiye ulaşamaması, ulaştığı bilgiyi anlamaması, değerlendirmemesi ve sağlığını geliştirecek herhangi bir uygulamada bulunmaması. Aslında şunu vurgulamak istiyorum; bu durum sadece, kişinin okuduğu okul veya bölümle birebir ilgili değil. Sağlık okuryazarlığı, aynı zamanda bir kültür olarak da gelişmeli. Bu eğitim ve kültürü önce aile vermeli daha sonra da ilköğretimde verilmeli” ifadelerini kullandı.

ERKEKLERİN OKURYAZARLIK ORANI KADINLARDAN YÜKSEK

Özellikle yaşlılarda sağlık okuryazarlığı seviyesinin düşük olduğunu belirten Dr. Barut, kadınlar ve erkeklerdeki orana da dikkat çekti. Dr. Yüksel Barut, bu yetersizliğin nedenlerini şöyle sıraladı:

“65 yaş üzeri hep gündemde tabii. Bu grup teknolojiden biraz uzak kaldığı için bilgiye ulaşmada da zorluklar çekebiliyor. O zaman da yaşlılardaki sağlık okuryazarlığında yetersizlik oranı yüzde 90’lara çıkıyor. Diğer üzücü bir gerçek ise, kadınlarda sağlık okuryazarlığı yetersizliğinin yüzde 35 erkeklerde ise yüzde 26 olması. Bu noktada en ağır işçi olan kadınlarımız genelde ev işleriyle, kendi işleriyle, çocuklarla uğraşıp ilgilendiği için sağlığını öteliyor. Bazen öteleme, genel hat itibariyle kültüre de gidilince, çocuğununkini ve eşininkini örnek aldığı için oluyor. Çünkü kendisini sonraya bırakıyor. Dolayısıyla sağlık okuryazarlığı yetersizliğinin kadınlarda yüksek olması cahilliğinden değil, çevresel faktörlerden kaynaklı.”

İRLANDA VE HOLLANDA EN İYİ KONUMDA

Avrupa’da yapılan çalışmadan bahseden Dr. Barut, “Avrupa Sağlığın Korunması Sağlık Okuryazarlığı Konsorsiyumu’nun daha önce yapmış olduğu 8 ülkedeki anketin verileri de var. Onları karşılaştırdığımızda, okuryazarlıkta en iyi konumda olan ülkenin İrlanda ve Hollanda olduğunu görüyoruz. İrlanda’da sağlık okuryazarlığı yüzde 60’lara, Hollanda’da ise yüzde 72’lere kadar tırmanmış. Ama bizim gibi olan ülkelerin temelindeki sorun, sağlık okuryazarlığının düşük olması” diye konuştu.

TOPLUMUN TAMAMINI ETKİLİYOR

Sağlık okuryazarlığı konusunda toplumun bilinçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Görevlisi Bahar Kanbur, çeşitli önerilerde bulundu. Kanbur, “Aslında, sağlık okuryazarlığının düşük olması tüm toplumu etkileyen konulardan bir tanesi. O yüzden sağlık çalışanlarının ve bireylerin bu yeteneklerini ve kapasitelerini arttırması gerekiyor. Tabii bu çok boyutlu ve çok sektörlü bir çalışma. Dolayısıyla çok paydaş gerekiyor. Bu noktada bireylerin, kendi bireysel sağlık enformasyonlarını okuyabilmesi, kendi sağlık tablolarını yorumlayabilmesi, bireyin ve ailesinin termometre, tansiyon ölçme cihazı gibi ihtiyaç duyduğu temel cihazları kullanabilmesi ve kendi ilaçlarının dozlarını, zamanlamasını ayarlayabilmesi gerekiyor. Örneğin bebeklerin hayata başladığı ilk 6 aylık dönemde anne sütüyle beslenmesi, çok önemlidir. Ancak biz görüyoruz ki toplumda sağlık okuryazarlığı düşük kadınlarda çok nadir uygulanıyor. Bu nedenle bu kadınların ve ailelerinin, sağlık çalışanları tarafından bilinçlendirilmesi gerekiyor” dedi.

HASTA ŞİKAYET MEKANİZMASINI BİLMELİ

Yaşa uygun olarak sağlık okuryazarlığını arttıracak eğitim programlarının düzenlenmesi gerektiğinin altını çizen Kanbur, “Yaşlıların da sağlık okuryazarlığı konusunda bilinçlendirilmesi, hasta dostu yazılı materyallerin hazırlanması, farkındalığı arttırıcı kampanyalar yapılması iyi olabilir. Aslında Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü’nün yürüttüğü bazı kampanyalar var. Bunlara akılcı antibiyotik kullanımı, obezite ile mücadele, bağımlılıkla mücadele kampanyası bunlara örnek verilebilir. Hastanın şikayet mekanizmasını bilmesi önemli. Aktif veya pasif olarak bu sağlık hizmetlerinden yararlanmaya yönlendirilmesi faydalı olabilir. Bu arada mobil sağlık uygulamalarının da çok faydalı olduğunu gözlemliyoruz. Çünkü kişi, buraya bütün bilgilerini girdiği zaman kendi sağlık yönetimini aslında daha net yapabiliyor” ifadelerini kullandı.

KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARININ ÖNEMİ BÜYÜK

Kitle iletişim araçlarının sağlık okuryazarlığı ile ilgili çok büyük bir öneme sahip olduğunu belirten Kanbur, “Toplumun yarısının buradan edindiği bilgileri nasıl değerlendireceği konusunda zorluk çektiği görülüyor. Yani bilginin doğru olup olmadığına karar veremiyorlar. Burada oranlara baktığımızda, internetten yüzde 48,6 oranında faydalanıldığını görüyoruz. Televizyonun yüzde 33, gazetenin yüzde 8,9, cep telefonu ve akıllı uygulamalarının yüzde 6,5 oranında kullanıldığını görüyoruz. Bu tablo da makalelerden ve dergilerden daha fazla faydalanılması gerektiğini öneminin vurgulanması gerektiğini gösteriyor” diyerek sözlerine son verdi.

Kaynak: DHA

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol