Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan: “Bu sene Kurban Bayramı’nı inşallah 27-30 Mayıs tarihleri arasında idrak edeceğiz. Kamu çalışanlarımızın 26 Mayıs Salı günü öğleden sonra başlayacak olan resmi tatillerine, bir buçuk gün daha eklenmesini kararlaştırdık. Böylece Pazartesi tam gün ve Salı öğleye kadar olmak üzere, bayram öncesi 1,5 günü izin kapsamına alarak, toplamda 9 günlük bir tatil imkânı vermiş oluyoruz. Hayırlı-uğurlu olsun, diyorum. Aile ve Gençlik Fonuyla, yuva kurmak isteyen gençlerimizi 200 ilâ 250 bin lira arasında bir rakamla destekliyoruz. Krediden faydalanan ve vade döneminde çocuk sahibi olan gençlerimize yönelik bir kolaylık sağlamıştık. Geri ödeme süresi içerisinde ilk çocuk sahibi olan çiftlerin 12 aylık taksitini hibe etmeye ve kalan taksitlerini 12 ay ertelemeye karar vermiştik. Şimdi bunu bir adım öteye taşıyoruz. Geri ödeme dönemi içerisinde ikinci çocuğun da olması halinde, kalan taksitlerin tamamını hibe edeceğiz.”
"Kamu çalışanlarımızın 26 Mayıs Salı günü öğleden sonra başlayacak olan resmi tatillerine bir buçuk gün daha eklenmesini kararlaştırdık. Böylece Pazartesi tam gün ve Salı öğleye kadar olmak üzere bayram öncesi bir buçuk günü idari izin kapsamına alarak toplamda 9 günlük bir tatil imkanı vermiş oluyoruz.”
📍Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan: "Kamu çalışanlarımızın 26 Mayıs Salı günü öğleden sonra başlayacak olan resmi tatillerine bir buçuk gün daha eklenmesini kararlaştırdık. Böylece Pazartesi tam gün ve Salı öğleye kadar olmak üzere bayram öncesi bir buçuk günü idari izin… pic.twitter.com/Y8EZreHQBO
— Prof. Dr. Vedat Işıkhan (@isikhanvedat) May 4, 2026
Kabine Toplantısı Sonrası Millete Sesleniş https://t.co/LKFGuYcRru
— Recep Tayyip Erdoğan (@RTErdogan) May 4, 2026
Kamu çalışanlarımızın Kurban Bayramı’nda 26 Mayıs Salı günü öğleden sonra başlayacak olan resmî tatillerine 1,5 gün daha eklenmesini kararlaştırdık. Böylece Pazartesi tam gün ve Salı öğleye kadar olmak üzere toplamda 9 günlük bir tatil imkânı vermiş oluyoruz. Hayırlı olsun.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kabine Toplantısı‘nın ardından millete seslendi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı'nın ardından millete seslendiği konuşmasında “Türkiye, belirsizliğin arttığı, insanlığın yol ve yön arayışının hızlandığı günümüzde, bölgesinin en güçlü, en istikrarlı ülkesi olarak göz doldurmaktadır” ifadelerini kullandı.
Ekonomiden turizme, dış politikadan tarıma oldukça geniş bir yelpazede pek çok konuyu görüştükleri bir kabine toplantısını tamamladıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, alınan kararların ülke ve millet için hayırlı olmasını diledi.
Fırtınadan etkilenen Gaziantep, Şanlıurfa ve Adıyaman başta olmak üzere çeşitli illerdeki vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Aşırı yağışların ve fırtınanın da etkisiyle meydana gelen kazalarda hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah'tan rahmet diliyor, yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar temenni ediyorum. Tarım ve İçişleri Bakanlarımız sahadaki birimlerimizle durumu yakından takip etmekte, hasar tespit çalışmalarını titizlikle yürütmektedirler." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın ve bölgenin çatışmaların, siyasi ve ekonomik çalkantıların, sosyal gerilimlerin girdabında sağa sola savrulduğu bir dönemde, Türkiye'nin rotasından ayrılmadan emin adımlarla hedeflerine doğru ilerlediğini vurguladı.
Yaşanan her hadisenin, Türkiye'nin dayanıklılığını ortaya koyduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bölgemizdeki her kriz, Türkiye'nin son 23 yılda kat ettiği büyük mesafeyi ispat ederken, ülkemizin istikrar adası konumunu daha da perçinliyor. Türkiye, ezberlerin bozulduğu, belirsizliğin arttığı, insanlığın yol ve yön arayışının hızlandığı günümüzde, bölgesinin en güçlü, en istikrarlı ülkesi olarak göz doldurmakta, adından söz ettirmektedir. Şunu büyük bir gururla ifade etmek isterim ki bugün artık her alanda kendi ayakları üstünde durabilen, hatta bunun da ötesine geçerek dostlarına ve kardeşlerine en zor zamanlarında destek veren bir Türkiye vardır. Karşılaştığımız onca engele rağmen 23 yıldır sabırla uyguladığımız stratejilerin semerelerini topladığımız bir dönemdeyiz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin sağladığı avantajlar sayesinde Avrupa başta olmak üzere tüm dünyayı kara kara düşündüren savaşın yıkıcı etkilerini birçok alanda en düşük seviyede tutmayı başarabiliyoruz."
"İhracatçılarımıza destek olarak daha yüksek rakamlara ulaşacağız"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen hafta açıklanan kritik verilerin, Türkiye ekonomisinin küresel krizleri yönetme kapasitesini bir kez daha teyit ve tescil ettiğini söyledi.
Bölgedeki savaşa rağmen ihracatın nisanda güçlü bir performans sergilediğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti:
"Nisan ayında ihracatımız yıllık yüzde 22,3 artışla 25,4 milyar dolara ulaştı. Ocak-Nisan dönemi ihracatımız ise 88 milyar 630 milyon doları buldu. 12 aylık ihracat tutarında ilk defa 275,8 milyar dolara çıkarak, Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdık. İhracatımızın detaylarına baktığımızda ümitvar bir tabloyla karşılaşıyoruz. 166 ülke ve bölgeye ihracatımız arttı. 26 sektörün tamamında ihracatımız yükseldi. Sektörler sıralamasında 3,9 milyar dolarla otomotiv liderliğini sürdürürken, 3,1 milyar dolarla kimyevi maddeler ikinci, 1,8 milyar dolarla elektrik-elektronik üçüncü, 1 milyar 451 milyon dolarla hazır giyim dördüncü oldu. Savunma ve havacılık ihracatımızın 962 milyon dolara ulaşmasını ayrıca kıymetli buluyoruz. Böylece yılın ilk dört ayında bu alanda yüzde 28 oranında artış kaydederek, önemli bir başarıya imza attık. Bir diğer çarpıcı rakam şudur, 1018 firmamız ilk kez yurt dışına ürün satma başarısı göstermiştir. Ticarette korumacılık eğilimlerinin güçlendiği, talebin daraldığı ve jeopolitik risklerin tırmandığı bir dönemde bu ihracat rakamları takdire şayandır. Şu da bir gerçek ki Türkiye'nin potansiyeli bunun çok çok üzerindedir. İnşallah yeni pazarlara açılarak, ihracatı teşvik ederek, ihracatçılarımıza destek olarak daha yüksek rakamlara ulaşacağız."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nisan ayı ihracat verilerinin hayırlı uğurlu olmasını diledi, emeği geçenleri tebrik etti.
"2026'ya çok güçlü bir giriş yaptık"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen hafta bir başka sevindirici haberi turizm cephesinden aldıklarını dile getirdi.
Turizmde 2025'in, 64 milyon ziyaretçi ve 65,2 milyar dolar turizm geliri ile kapandığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Sektörü olumsuz etkileyen çeşitli zorluklara rağmen hamdolsun 2026'ya çok güçlü bir giriş yaptık. Turizm gelirimiz yılın ilk çeyreğinde geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 4,2 artarak 9 milyar 896 milyon dolara yükseldi. Yine bu dönemde turist sayımız yüzde 4,2 oranında artışla 9 milyon 219 bine ulaştı. İlk çeyrekte yabancı ziyaretçilerin kişi başı gecelik ortalama harcaması ise 116 dolardan 119 dolara çıktı. Ekonomimize ve sektörümüze hayırlı, uğurlu olsun."
Türkiye'nin çok sayıda irili ufaklı organizasyona ev sahipliği yapacağını, dünyanın dört bir yanından üst düzey misafirin ağırlanacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, uluslararası etkinliklerin de Türk turizminin yıldızının parlamasına katkı sunacağına inandığını, sadece ihracat ve turizmde değil, istihdam tarafında da istatistiklerin ümit verici olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, işsizlik oranının bir önceki aya göre 0,3 puan azalarak yüzde 8,1'e gerilediğini hatırlatarak, istihdam sayısının aynı dönemde 226 bin kişi artarak 32 milyon 425 bin kişiye, istihdam oranının ise 0,3 puan artarak yüzde 48,5'e yükseldiğini kaydetti.
İş gücü sayısının mart ayında bir önceki aya göre 129 bin kişi artarak 35 milyon 298 bin kişiye ulaştığını, iş gücüne katılma oranının ise 0,1 puan artışla yüzde 52,8'e çıktığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, böylece işsizlik oranının tek haneli seyrini 35'inci ayında da koruduğuna işaret etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bununla birlikte atıl iş gücü oranındaki yükselişi de dikkatle takip ettiklerini dile getirerek, ihracat, istihdam ve turizmdeki bu olumlu tabloya rağmen, savaşın etkilerinin en fazla hissedildiği alanların başında enflasyonun geldiğini vurguladı.
Bugün nisan ayı enflasyon oranının yüzde 4,18 olarak açıklandığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, halen çok yüksek seyreden akaryakıt fiyatlarının dünyada olduğu gibi Türkiye'de de enflasyon üzerinde ağır baskı oluşturduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Enflasyonla mücadelede küresel atmosfer itibarıyla rüzgara karşı yürüyor olsak da irademizde en küçük bir gerileme yoktur. Karamsarlığa kapılmadan, felaket tellallarına kulak asmadan biz, doğru bildiğimiz yolda, sağlam adımlarla ilerlemekte kararlıyız." dedi.
"Türkiye, siyasi saiklerle müzakere masasının dışına itildi"
Son dönemde Türkiye'nin Avrupa'daki konumuna dair yine Avrupalı aktörlerin tetiklediği bazı yıpratıcı tartışmalara şahit olduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bu tartışmaları vesile kılarak ülkemizin Avrupa Birliği yolculuğuyla ilgili bazı temel gerçekleri hatırlatmakta fayda görüyorum. Türkiye o zamanki adı Avrupa Ekonomik Topluluğu olan Avrupa Birliği'ne ortaklık başvurusunu kuruluşundan 19 ay sonra 31 Temmuz 1959'da yaptı. 1963'te de Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin hukuki zeminini oluşturan Ankara Anlaşması imzalandı. Nihai amacı Türkiye'nin topluluğa tam üyeliği olan ortaklık anlaşması, birbirinin devamı niteliğindeki hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve nihai dönem olmak üzere üç ayrı devreyi kapsıyordu. Ankara Anlaşması'nın 1 Aralık 1964'te yürürlüğe girmesiyle ilk devre, yani hazırlık dönemi başlamış oldu."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 13 Kasım 1970'te Katma Protokolü imzalandığını ve bu belgenin 3 yıl sonra uygulamaya konmasıyla geçiş dönemine ilk adımın atıldığını hatırlattı.
Takip eden süreçte Kıbrıs davasından kaynaklanan anlaşmazlıkların, Avrupa Birliği yolculuğunda Türkiye'nin önünün kesilmesine sebep olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şurası oldukça dikkat çekicidir. Bakınız, o dönemde komşumuz Yunanistan, 1975'te üyelik başvurusunda bulunduğu Avrupa Birliği'ne çok kısa bir süre içinde 1981'de kabul edildi. Türkiye ise tamamen siyasi saiklerle müzakere masasının dışına itildi.
Demokrasimizin çok ağır yara aldığı 12 Eylül darbesiyle Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz resmen askıya alındı. Sonraki yıllarda sivil iktidarın yeniden tesisi ve merhum Turgut Özal'ın inisiyatifiyle Birlikle olan münasebetlerimiz tekrar ivme kazandı." diye konuştu.
"Müzakere sürecinde sorumlulukları yerine getirdik"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 Nisan 1987'de Birliğe tam üyelik başvurusunun yapıldığını ve merhum Özal'ın ifadesiyle "uzun ince bir yola" çıkıldığını anımsatarak, başvuruyu değerlendiren komisyonun, 2,5 yıl sonra verdiği cevapta, "Türkiye'nin topluluğa katılmaya ehil olmakla birlikte, topluluğun kendi iç bütünleşmesini sağlamadan yeni üye kabul etmeyeceğini" ifade ettiğini aktardı.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 1 Ocak 1996'da yürürlüğe giren Gümrük Birliği ile geçiş döneminin tamamlandığını ve nihai döneme geçildiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, karşılaşılan sıkıntıların kısa süre sonra tekrar nüksetmeye başladığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Öyle ki 1997'de düzenlenen Lüksemburg Zirvesi'nde 12 ülkeye adaylık statüsü verilirken, Türkiye bir kez daha görmezden gelindi. Nihayet 1999 yılında Helsinki'de toplanan devlet ve hükümet başkanları zirvesinde Türkiye'nin adaylığı konsey tarafından onaylandı ve katılım ortaklığı belgesinin hazırlanmasına karar verildi. 3 Kasım 2002'de ülkeyi yönetme görevini devralmamızın ardından tüm bu faaliyetlere yeni bir soluk kazandırdık. İki senelik bir zaman dilimi içinde 8 uyum paketi Meclis'ten geçti. Aynı dönemde 53 kanunun 218 maddesinde değişiklik yaptık. Yine 2001 ve 2004 yıllarında iki anayasa paketi Meclis'imizde kabul edildi. Tüm bunlara rağmen 2004'te tarihinin en büyük genişleme hamlesine imza atan Avrupa Birliği, içinde Türkiye'nin olmadığı 10 ülkeyi daha Birliğe üye olarak kabul etti. Bunlar arasında maalesef Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de yer alıyordu. Türkiye olarak tüm bu hatalı ve hakkaniyetsiz kararları sineye çekerek, yolumuza sabırla devam ettik. 3 Ekim 2005'te başlatılan müzakere sürecinde ve devamında üzerimize düşen sorumlulukları eksiksiz yerine getirdik. 12 Nisan 2006'da 9. reform paketimizi açıkladık. 2006-2010 yılları arasında 13 fasıl müzakereye açıldı. 2010-2013 arası dönemde ancak bir fasıl açılabildi. 2012'de işlerlik kazandırılan pozitif gündem ise yalnızca 2 yıl sürdü."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2015'ten itibaren Suriye'deki iç savaşın yol açtığı ve Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra gördüğü en büyük düzensiz göç dalgasının da etkisiyle Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin tekrar yoğunlaştığını hatırlatarak, 253 kişinin şehit olduğu 15 Temmuz darbe girişimi karşısında Türkiye'ye gerekli desteği vermekte geç, yetersiz ve isteksiz kalan Birlikle ilişkilerin yakaladığı tempoyu koruyamadığını belirtti.
Daha sonra yapılan toplantılarda mevcut tıkanıklığı aşacak, Türkiye-Birlik ilişkilerine ivme kazandıracak yüreklendirici bir tabloyla karşılaşmadıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin maruz kaldığı onca çifte standarda rağmen tam üyelik yolundaki çalışmalarını inatla sürdürdüğünü, bugün de AB kurumlarıyla ve ülkeleriyle karşılıklı temaslarını yoğun bir şekilde devam ettirdiğini söyledi.
İlk başvuru tarihi olan 1950'den beri Avrupa'da özellikle belli kesimlerde Türkiye'ye karşı kökleşmiş olan önyargıları bir türlü aşamadıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kimi zaman demokrasimizi dillerine doladılar, kimi zaman ekonomimizi tehdit olarak gördüler, kimi zaman nüfusumuz üzerinden korku yaydılar, kimi zaman inancımızı bahane ederek bizi ötekileştirdiler ama her seferinde Türkiye'yi dışlayacak, Türkiye'nin tam üyelik sürecini yavaşlatacak, Türkiye'yi kapıda bekletecek bir bahane mutlaka buldular." diye konuştu.
"AB, Türkiye'nin yapıcı tavrının kıymetini çok iyi bilmeli"
Türkiye'nin değiştiğini, dönüştüğünü, ekonomisini ve demokrasisini güçlendirdiğini ancak bu çevrelerin ülkeye yönelik çarpık yaklaşımında hiçbir değişim olmadığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin diğer aday ülkelerden farklı olarak işte bu zihniyetle ve temsilcileriyle de mücadele etmek zorunda kaldığını anlattı.
Turgut Özal'ın "Sadece uzun ince değil, aynı zamanda suni engeller ve engebelerle dolu bir yolda yürüdük." sözlerini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Teessüfle belirtmeliyim ki bu yolculuk yine aynı zeminde devam ediyor. Türkiye'ye yönelik stratejik şaşılık maalesef Birliğin pek çok kurumunda hem de çok bariz biçimde varlığını muhafaza ediyor. Gelinen noktada bir gerçeği açık açık dile getirmek durumundayım. Dün olduğu gibi bugün de mesele Ankara'nın nerede durduğu değildir, mesele Brüksel'in geleceğin dünyasında nerede olmak istediğidir, kendini nerede gördüğüdür.
Türkiye'nin tam üye olarak yer almadığı bir AB'nin küresel bir aktör ve çekim merkezi olmayacağı artık anlaşılmalıdır. Biz, hin-i hacette varlığı hatırlanacak, ihtiyaç duyulunca kapısı çalınacak, sair zamanlarda ötelenecek bir ülke değiliz, hiçbir zaman da olmayacağız. AB, Türkiye'nin yapıcı tavrının kıymetini çok iyi bilmeli, bunu hor kullanmamalı, bunu zora sokacak eylem ve söylemlerden imtina etmelidir. Unutulmasın ki ne Türkiye eski Türkiye'dir ne de dünya eskisi gibi Batılı devletlerin nüfuz alanına sıkışmış haldedir."
"Avrupa'nın Türkiye'ye duyduğu ihtiyaç daha fazladır"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgesel iş birliklerinin önem kazandığı, yeni aktörlerin boy verdiği, küresel sistemin çok kutupluluğa doğru hızla evrildiği yeni bir dünyanın kurulduğunu, Türkiye'nin yeni sistemin kutup başlarından biri olmaya namzet en güçlü ülkeler arasında yer aldığını vurguladı.
"Bugün Avrupa'nın Türkiye'ye duyduğu ihtiyaç, Türkiye'nin Avrupa'ya olan ihtiyacından daha fazladır, yarın bu ihtiyaç daha da artacaktır." diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa'nın bir yol ayrımında olduğunu, ya Türkiye'nin büyüyen gücünü ve küresel ağırlığını Birliğin darboğazdan çıkışı için bir fırsat olarak göreceklerini ya da dışlayıcı söylemlerin Avrupa'nın geleceğini karartmasına müsaade edeceklerini söyledi.
Temennilerinin Avrupa'daki karar alıcıların siyasi ve tarihi önyargılarını artık terk ederek Türkiye ile samimi, sahici ve göz hizasında ilişkiler geliştirmeye odaklanmak olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Böyle bir ilişkinin kazananı Türkiye'nin de ayrılmaz parçası olduğu Avrupa kıtası olacaktır. Biz, milletimizin yüksek menfaatlerini rehber edinerek, bu yolda sabırla, vakarla, alnımız ak, başımız dik bir şekilde yürümeye devam edeceğiz." dedi.
Evlilik kredisi
Aile ve Gençlik Fonu ile yuva kurmak isteyen gençleri 200-250 bin lira arasında bir rakamla desteklediklerini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Krediden faydalanan ve vade döneminde çocuk sahibi olan gençlerimize yönelik bir kolaylık sağlamıştık. Geri ödeme süresi içerisinde ilk çocuk sahibi olan çiftlerin 12 aylık taksitini hibe etmeye ve kalan taksitlerini 12 ay ertelemeye karar vermiştik. Şimdi bunu bir adım öteye taşıyoruz. Geri ödeme dönemi içerisinde ikinci çocuğun da olması halinde kalan taksitlerin tamamını hibe edeceğiz. Genç çiftlerimize hayırlı, uğurlu olsun diyor, Kabine Toplantımızda kararların hayırlara vesile olmasını diliyorum."
Öte yandan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, NSosyal hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kabine toplantısı sonrasında yaptığı konuşmayla ilgili paylaşımda bulundu.
İletişim Başkanı Duran paylaşımında şu ifadelere yer verdi:
“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı sonrasında Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerine dair önemli değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin nerede durduğundan ziyade, Avrupa’nın kendisini geleceğin dünyasında nasıl konumlandıracağının önemli olduğunu belirten Cumhurbaşkanımız, Türkiye’nin tam üye olarak yer almadığı bir Avrupa Birliği’nin küresel bir aktör ve cazibe merkezi olamayacağını vurguladı.
Avrupa’nın bugün Türkiye’ye olan ihtiyacının, Türkiye’nin Avrupa’ya olan ihtiyacından daha fazla olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanımız, bu dengenin önümüzdeki dönemde daha da belirginleşeceğini söyledi. Avrupa’nın bir yol ayrımında olduğunu belirterek, ya Türkiye ile birlikte güçleneceğini ya da dışlayıcı yaklaşımlarla kendi geleceğini zora sokacağını ifade etti.
Güvene dayalı bir ortaklık, ancak karşılıklı hassasiyetlerin gözetilmesiyle mümkün olabilir. Çok kutuplu küresel sistemin yükseldiği bu dönemde, yeni aktörlerin sahneye çıktığı inkâr edilemez bir gerçekliktir. Türkiye bugün yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte denklemleri etkileyen bir konumdadır.”