“ÖĞRETMENLER ÇOK TATİL YAPIYORMUŞ!” PEKİ, ÖYLE Mİ?
Her yaz aynı sözleri duyuyoruz:
“Öğretmenler yine üç ay tatil yapıyor.”
Söylemesi kolay…
Ama hiç şu soruyu düşündük mü?
Bir anne veya baba, sadece kendi çocuğunun ödevini takip ederken, ders çalıştırırken ya da onun bir sorunuyla ilgilenirken bile zaman zaman yorulmuyor mu?
Elbette yoruluyor.
Çünkü çocuk yetiştirmek kolay değil.
Şimdi düşünün…
Bir sınıf öğretmeninin aynı anda 20, 30, 40, hatta 45 öğrencinin sorumluluğunu taşıdığını…
Her çocuğun karakteri farklı.
Ailesi farklı.
Yaşadığı sorunlar farklı.
Kimi ekonomik sıkıntı yaşıyor, kimi ailevi problemlerle mücadele ediyor, kimi akran zorbalığına maruz kalıyor. Kimi öğrenmekte zorlanıyor, kimi ise sadece biraz daha fazla ilgiye ihtiyaç duyuyor.
Öğretmen bütün bunların içinde çocuklara ulaşmaya çalışıyor.
Üstelik işi sadece sınıfta ders anlatmak da değil.
Ders planlıyor, sınav hazırlıyor, sınav kâğıtlarını okuyor, e-Okul işlemlerini yapıyor, veli görüşmeleri gerçekleştiriyor, nöbet tutuyor, kurul toplantılarına katılıyor, etkinlikler düzenliyor ve öğrencilerine rehberlik etmeye çalışıyor.
Bazen okuldan çıktıktan sonra da işi bitmiyor.
Akşam evinde bilgisayarını açıp ertesi günün dersine hazırlanıyor.
Hafta sonu sınav kâğıtlarını okuyor.
Rapor hazırlıyor.
Veliyle görüşüyor.
Etkinlik planlıyor.
Peki bunları kim görüyor?
Çoğu zaman hiç kimse.
İnsanların gördüğü ise sadece şu:
“Öğretmen okuldan saat 14.00’te çıktı.”
Peki akşam saat 22.00’de masasında duran sınav kâğıtlarını kim görüyor?
Hafta sonu yaptığı hazırlıkları kim görüyor?
Bir öğrencinin sorununu çözmek için ayırdığı zamanı kim biliyor?
İşte asıl mesele burada.
Mesele öğretmenin tatili değil, emeğinin ne kadarının görüldüğüdür.
Elbette öğretmenlerin de dinlenmeye ihtiyacı var. Ancak öğretmenlik, sadece okulda ders anlatıp eve dönmekten ibaret bir meslek değildir.
Bugün “Öğretmenler çok tatil yapıyor.” tartışması yerine başka şeyleri konuşmamız gerekiyor.
Öğretmen açığını…
Ücretli öğretmenliği…
Kalabalık sınıfları…
Atama bekleyen öğretmenleri…
Öğretmenlerin ekonomik sorunlarını…
Ve en önemlisi, öğretmenlik mesleğinin itibarını…
Çünkü bir ülkenin geleceği sadece yollarla, binalarla, fabrikalarla kurulmaz.
Geleceği insan yetiştirerek kurarsınız.
Doktoru öğretmen yetiştirir.
Mühendisi öğretmen yetiştirir.
Hâkimi, savcıyı, yöneticiyi, bilim insanını ve ülkeyi yönetecek nesilleri öğretmen yetiştirir.
Bu yüzden öğretmene verilen değer, aslında geleceğimize verilen değerdir.
Artık “Öğretmen çok tatil yapıyor.” demek yerine şu soruyu sormamız gerekiyor:
Her yıl yüzlerce çocuğun eğitiminde ve hayatında sorumluluk alan öğretmenlerimiz, gerçekten hak ettikleri değeri görüyor mu?
Bence asıl konuşmamız gereken mesele budur.