Öğretici'nin açıklamaları şöyle:
Bir öğretmen ve bir eğitim sendikası genel başkanı olarak yıllardır il il, ilçe ilçe, okul okul geziyor; her gittiğim yerde öğretmenler odasına giriyorum.
Ancak yıllar geçtikçe çok daha net gördüğüm bir gerçek var:
Öğretmenler odasındaki ayrışma derinleşiyor.
Bugün öğretmenler;
Ücretli, PİKTES’li, sözleşmeli, kadrolu, uzman, başöğretmen gibi farklı statülere ayrılmış durumda.
Sadece unvanlarımız değil, özlük haklarımız ve çalışma güvencelerimiz de farklılaştırılmış durumda.
Ne yazık ki bu farklılıklar, sorunlarımızı da parçalamış görünüyor.
Ücretli öğretmen; atanmayı ve aldığı ücretin düşüklüğünü konuşuyor.
Sözleşmeli öğretmen; eş durumu ve aile bütünlüğünü.
PİKTES’li öğretmen; proje sonunda kalıcı istihdamı.
1-9 yıl kıdemli öğretmen; maaş yetersizliğini ve yer değiştirme sorunlarını.
Başöğretmen ise; emekli maaşının düşüklüğünü ve emekliliğe yansımayan ödemeleri.
Oysa bu sorunların tamamı ortak sorundur.
Fakat ayrıştırıldıkça herkes kendi sorununu daha öncelikli görmeye, diğer meslektaşının meselesini geri plana itmeye başladı.
Yıllardır her gittiğim okulda şunu söylüyorum:
Ne zaman bir başöğretmenimiz, asgari ücretin dahi altında çalıştırılan ücretli öğretmenin sorununu kendi sorunu gibi görürse;
Ne zaman bir sözleşmeli öğretmenimiz, emekli olamayan başöğretmenin mağduriyetiyle ilgilenirse;
Ne zaman bir öğretmenimiz, PİKTES’li meslektaşının geçici istihdamına sessiz kalmazsa;
İşte o zaman sorunlarımız çözülmeye başlar.
Çünkü bizi zayıflatan statüler değil, ortaklaşamamaktır.
Anadolu Eğitim Sendikası olarak ilk günden itibaren şunu savunuyoruz:
Öğretmenler odasında herkes kadrolu olmalıdır.
Her öğretmen yoksulluk sınırının üzerinde ücret almalıdır.
Hiçbir öğretmen güvencesiz, geçici ve düşük ücretli çalıştırılmamalıdır.
Öğretmenler odasında biz ortaklaşamazsak,
hiç kimse bizim sorunlarımızı bizim kadar sahiplenmez.
Birlik olmadıkça güç olamayız.
Güç olmadıkça da hak alamayız.