MEMUR

ÖNDER KAHVECİ: 15 TEMMUZ’DA BULUŞMA NOKTAMIZIN AY YILDIZLI AL BAYRAĞIMIZ OLDUĞU DÜNYAYA BİR KEZ DAHA İLAN EDİLMİŞTİR

Prof. Dr. Vedat Işıkhan

İrade Bizim Zafer Bizim '15 Temmuz Hain Darbe Girişimine Karşı Emekçilerin Mücadelesi Paneli’ni çalışma hayatımızın paydaşları olan işçi ve memur temsilcileriyle gerçekleştirdik. #15Temmuz gecesi canıyla, kanıyla asırlar geçse de unutulmayacak bir destan yazan şehitlerimizi ve gazilerimizi dualarla andık. Cumhurbaşkanımız Sayın@RTErdogan
’ın kararlı liderliği ve Aziz Milletimizin tarihe geçen direnişiyle tüm dünyaya irademizi asla teslim etmeyeceğimizi gösterdik. O uzun ve karanlık gecede, millete silah doğrultan ihanet şebekesi FETÖ’ye karşı geçit vermeyen, ortak paydamız Türkiye’dir diyen emekçi kardeşlerimize, sendikalarımıza, konfederasyonlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Böylesine anlamlı bir programa katkı sağlayan tüm sosyal paydaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Önder Kahveci

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından düzenlenen “15 Temmuz Hain Darbe Girişimine Karşı Emekçilerin Mücadelesi” paneline, konfederasyon genel başkanlarıyla birlikte panelist olarak katılarak, Türkiye Kamu-Sen’in o karanlık gecede ortaya koyduğu ilkeli duruşu ve yaşanan sürece ilişkin değerlendirmelerimizi paylaştık. Türkiye Kamu-Sen, dün olduğu gibi bugün de milletimizin istikbalini, devletimizin bekasını ve demokrasimizi hedef alan her türlü vesayet girişiminin karşısındadır. 28 Şubat’ta “Kesintisiz Demokrasi” diyen, 15 Temmuz’da da milletimizin yanında saf tutan konfederasyonumuz, “Bizim İlkemiz Önce Ülkemiz” sloganımızda ifade ettiğimiz gibi her daim milletimizin ve devletimizin yanında olmaya kararlılıkla devam edecektir. 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü vesilesiyle gerçekleştirilen bu anlamlı programa öncülük eden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Prof. Dr. Vedat Işıkhan’a ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Birliğimiz daim olsun.

15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü kapsamında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından “15 Temmuz Hain Darbe Girişimine Karşı Emekçilerin Mücadelesi” başlıklı panel düzenlendi.

Panele, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan’ın yanı sıra, Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanımız Önder Kahveci, Konfederasyonların Genel Başkanları ve yöneticileri, bağlı sendikalarımızın genel başkanları, genel başkan yardımcıları, şube başkanları ve çok sayıda davetli katıldı.

BAKAN IŞIKHAN: ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUM

Panelin açılışında konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, “Ülkemize ve milletimize yönelik olarak gerçekleştirilen ve karşısında durduğumuz hain darbe girişiminde şehit olan kamu görevlilerimizi ve tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum” dedi.

ÖNDER KAHVECİ: 15 TEMMUZ’DA BULUŞMA NOKTAMIZIN AY YILDIZLI AL BAYRAĞIMIZ OLDUĞU DÜNYAYA BİR KEZ DAHA İLAN EDİLMİŞTİR

Bakan Işıkhan’ın konuşmasının ardından düzenlenen panelde söz alan Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, 15 Temmuz hain darbe girişiminin yalnızca bir gecede yaşanan olaylardan ibaret olmadığını, bu sürece giden yolun kamu yönetiminde liyakat ilkesinin zedelenmesiyle döşendiğini ifade etti.

Genel Başkanımız Kahveci;

“15 Temmuz Hain Darbe Girişimine Karşı Emekçilerin Mücadelesi” başlığı altında düzenlenen bu anlamlı panelde sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Sözlerime başlarken, 15 Temmuz 2016 gecesi devletimizin bağımsızlığı, milletimizin birliği, demokrasimizin geleceği ve ay yıldızlı al bayrağımız uğruna canlarını feda eden bütün şehitlerimizi rahmetle anıyor; gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.

O karanlık gecede meydanları dolduran, tankların önüne çıkan, kurşunlara göğsünü siper eden ve iradesine sahip çıkan aziz milletimizin her bir ferdini minnetle selamlıyorum.

15 Temmuz gecesi milletimize kendi silahını doğrultanlar, yalnızca bir yönetimi değiştirmeye kalkışmadılar; devletimizi teslim almak, milletimizi iradesiz bırakmak ve Türkiye’yi dışarıdan verilen talimatlarla yönetilen bir ülke hâline getirmek istediler.

Fakat hesap edemedikleri bir şey vardı:

Türk milletinin vatan sevgisini, istiklal tutkusunu, devletine ve bayrağına olan sarsılmaz bağlılığını hesap edememişlerdi.

Milletimiz, görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak meydanlarda tek yürek olmuş; ortak paydamızın Türkiye Cumhuriyeti, buluşma noktamızın ay yıldızlı al bayrağımız olduğunu bütün dünyaya ilan etmiştir.

15 Temmuz gecesi bir kez daha görülmüştür ki bu milletin iradesinin üzerinde hiçbir güç yoktur.

Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşı hâline getirdiği o değişmez hüküm, o gece milletimizin meydanlardaki kararlılığıyla yeniden hayat bulmuştur: “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.”

Bizim demokrasi anlayışımızın da temeli budur.

Seçimle gelen iktidarlar yine seçimle gider.

Milletin verdiği yetki, ancak milletin kararıyla geri alınır.

Silahın, tehdidin, bildirinin, muhtıranın, vesayetin ve gizli örgütlenmelerin millet iradesinin yerine geçmesi asla kabul edilemez.

“TÜRKİYE KAMU-SEN’İN KURULUŞ MAYASINDA DEMOKRASİ VARDIR”

Bugün burada Türkiye Kamu-Sen’in 15 Temmuz karşısındaki tavrını anlatırken yalnızca o gece ortaya koyduğumuz duruştan söz etmek yeterli değildir.

Çünkü bizim demokrasi mücadelemiz 15 Temmuz gecesi başlamamıştır.

Bizim tavrımız, şartlara göre belirlenen geçici bir tavır değildir.

Bizim demokrasi anlayışımız, konjonktüre göre yön değiştiren bir söylem hiç değildir.

Türkiye Kamu-Sen; 12 Eylül darbesinden en ağır biçimde etkilenen, baskıya uğrayan, mağdur edilen, ancak vatan ve millet sevdasından asla vazgeçmeyen kamu görevlileri tarafından kurulmuştur.

Kurucularımız darbenin acısını yaşamış, vesayet düzeninin bedelini ödemiş insanlardır.

Bu nedenle Türkiye Kamu-Sen’in kuruluş mayasında demokrasi vardır.

Kuruluş ruhunda hukuk vardır.

Kuruluş iradesinde milli egemenlik vardır.

Kuruluş felsefesinde bağımsız, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne sarsılmaz bir bağlılık vardır.

Biz, darbeler arasında ayrım yapmadık.

Darbenin kime karşı yapıldığına bakarak tavır belirlemedik.

Müdahaleyi yapanın kimliğine göre demokrasi anlayışımızı değiştirmedik.

Çünkü bizim için ilke açıktır:

Nereden ve kimden gelirse gelsin, nereye ve kime karşı yapılırsa yapılsın, demokrasi dışı her girişim gayrimeşrudur.

28 Şubat sürecinde, birçok kesim sessizliği tercih ederken Türkiye Kamu-Sen sokaklara çıktı.

Baskının ağırlaştığı, konuşmanın cesaret istediği günlerde biz Ankara’nın merkezinde vatandaşlarımıza “Kesintisiz Demokrasi İstiyoruz” kokartları taktık.

Meydanlarda “Kesintisiz Demokrasi” talebimizi yüksek sesle haykırdık.

Görüşlerimizi kapalı kapılar ardında değil, milletimizin önünde ve her platformda cesaretle dile getirdik.

O dönemde Türkiye Kamu-Sen, demokrasi talebini sokakta savunan, bu konuda açık ve kararlı biçimde tavır alan yegâne sivil toplum kuruluşlarından biri olmuştur.

Çünkü demokrasi, yalnızca her şey yolundayken savunulacak bir değer değildir.

Herkesin konuşabildiği zamanda konuşmak kolaydır.Asıl erdem, susmanın kazandırdığı, konuşmanın bedel ödettiği zamanda doğruları söyleyebilmektir.

27 Nisan e-muhtırasında da tavrımız aynı olmuştur.

Hiçbir tereddüt göstermeden, “Seçimle gelen iktidar, seçimle gider.” dedik.

Demokratik siyasetin üzerinde hiçbir vesayet odağını kabul etmedik.

Millet adına karar verme yetkisini kendisinde gören hiçbir gücün meşru olmadığını açıkça ifade ettik.

Çünkü bizim demokrasi anlayışımız kişilere bağlı değildir.

İktidarların kimliği değişebilir.

Siyasi şartlar değişebilir.

Yönetimler değişebilir.

Ancak Türkiye Kamu-Sen’in ilkeleri değişmez.

Bizim ölçümüz, iktidarda kimin olduğu değil; millet iradesine, hukuka ve demokratik düzene saygı gösterilip gösterilmediğidir.

“DEVLETİN İÇİNDE, DEVLETTEN BAŞKA BİR MERKEZE BAĞLI YAPI OLUŞTURULAMAYACAĞINI SÖYLEDİK”

15 Temmuz’u yalnızca 15 Temmuz gecesiyle sınırlı biçimde değerlendirmek, yaşananların nedenlerini eksik anlamamıza yol açar.

15 Temmuz bir gecede ortaya çıkmadı.

15 Temmuz’un tankları, bir gecede kışlalardan çıkmadı.

O tanklara giden yol, yıllar boyunca kamuda liyakatin aşındırılmasıyla döşendi.

Devletin kurumlarına sızan yapının temelleri, hak edenin hakkının elinden alındığı günlerde atıldı.

Sınav sorularının çalındığı günlerde atıldı.

Mülakatlarda bilgi ve başarı yerine aidiyetin tercih edildiği günlerde atıldı.

Devlete bağlılık yerine bir gruba bağlılığın ödüllendirildiği günlerde atıldı.

Kamu görevlerinin liyakatli insanlara değil, belli yapılara mensup olanlara dağıtıldığı günlerde atıldı.

O darbe, sınav sorularının çalındığı gün başlamıştı.

O darbe, hak edenlerin elendiği gün başlamıştı.

O darbe, mülakat odalarında bilgi yerine mensubiyetin sorgulandığı gün başlamıştı.

O darbe, “İşin ehli kimdir?” sorusu yerine “Bizden olan kimdir?” sorusunun sorulduğu gün başlamıştı.

O darbe, devletin makamları millete hizmetin değil, örgüte hizmetin aracı hâline getirildiği gün başlamıştı.

Tanklar ve uçaklar, bu uzun ihanet sürecinin yalnızca son perdesiydi.

Türkiye Kamu-Sen, işte bu tehlikeyi yıllar öncesinden görmüş ve açıkça dile getirmiştir.

Türkiye Kamu-Sen, FETÖ’nün kamu kurumlarında örgütlendiğine dikkat çeken ilk sivil toplum kuruluşlarından biridir.

Bu yapının mülakatlar, sınav hileleri, kayırmacılık ve kadrolaşma yöntemleriyle kendisine eleman devşirdiğini; kamu kurumları içinde devletten bağımsız, kendi hiyerarşisine bağlı bir yapı oluşturmaya çalıştığını yıllarca dile getirdik.

Devletin içinde, devletten başka bir merkeze bağlı yapı oluşturulamayacağını söyledik.

Kamu görevlisinin talimatını yalnızca Anayasa’dan, kanundan ve millet iradesinden alması gerektiğini vurguladık.

Başka merkezlerden emir alanların, devletin imkânlarını bir örgütün hedefleri doğrultusunda kullananların, zamanı geldiğinde millete silah doğrultabileceği uyarısında bulunduk.

Türkiye Kamu-Sen’in FETÖ yapılanmasına karşı verdiği mücadelenin en açık örneklerinden biri, 2009 yılında gerçekleştirilen KPSS yolsuzluğunun ortaya çıkarılmasıdır.

Sınav sorularının çalınması, sıradan bir usulsüzlük değildir.

Bu, yalnızca birkaç kişinin haksız yere kamu görevine alınması meselesi değildir.

Sınav sorularının çalınması, devletin personel sistemine yönelik organize bir saldırıdır.

2009 KPSS yolsuzluğunu ortaya çıkaran Türkiye Kamu-Sen, aslında yalnızca bir sınavdaki hileyi açığa çıkarmamıştır.

Devleti ele geçirme planının önemli bir ayağını deşifre etmiştir.

Çünkü FETÖ’nün yöntemi yalnızca kendi mensuplarını yükseltmek değildi.

Kendisinden olmayanları tasfiye etmekti.

İtiraz edenleri susturmaktı.

Boyun eğmeyenleri itibarsızlaştırmaktı.

Kumpaslarla insanların hayatını karartmaktı.

Bu nedenle Türkiye Kamu-Sen’in KPSS mücadelesi, basit bir sendikal faaliyet değil; doğrudan doğruya devletin hukukuna, kurumlarına ve geleceğine sahip çıkma mücadelesidir.

“KAMU GÖREVLİSİNİN SADAKATİ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NE OLMALIDIR”

Türk devlet geleneği, binlerce yıllık tecrübesi boyunca devletin ancak adalet ve liyakatle ayakta kalabileceğini öğretmiştir.

Kutadgu Bilig’in çağları aşan devlet anlayışında işin ehline verilmesi, devletin düzeni ve milletin huzuru için temel bir şart olarak gösterilir.

Nizamülmülk’ün Siyasetname’sinde de devlet adamlarının ehliyetle seçilmesi ve adaletle hareket etmesi, devletin bekasının vazgeçilmez unsuru olarak ele alınır.

İbn Haldun, devletlerin yalnızca dış saldırılarla değil, adalet duygusunun zedelenmesiyle de çözülmeye başladığını anlatır.

Yüzyıllar değişmiş, yönetim biçimleri değişmiş, teknoloji değişmiş; ancak devlet yönetiminin bu temel kanunu değişmemiştir:

Devlet, ehil insanların omuzlarında yükselir; ehil olmayanların elinde zayıflar.

Devlet yalnızca binalardan ibaret değildir.

Devlet yalnızca makam, mevki ve unvan değildir.

Devlet yalnızca kanun metinleri ya da kurumsal tabelalar değildir.

Devlet, adalettir.

Devlet, liyakattir.

Devlet, ehliyettir.

Devlet, millete sadakattir.

Bunlardan biri eksildiğinde devlet yalnızca güç kaybetmez; içeriden yara almaya başlar.

Bu nedenle Türkiye Kamu-Sen olarak liyakat, ehliyet, adalet ve sadakat kavramlarını birbirinden ayrı değerlendirmiyoruz.

Bunlar, güçlü devlet düzeninin dört ana sütunudur.

Hz. Ömer’e atfedilen ve Türk devlet geleneğinde de karşılığını bulan “Adalet mülkün temelidir.” sözü, yalnızca yargıyı değil, devlet yönetiminin tamamını ifade eder.

Adaletin olmadığı yerde devlete güven azalır; güvenin azaldığı yerde devletin manevi temelleri sarsılır.

Kamu görevlisinin sadakati, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne olmalıdır.

Anayasa’ya olmalıdır.

Hukuka olmalıdır.

Ay yıldızlı al bayrağa olmalıdır.

Türk milletine olmalıdır.

Kamu görevlisi, devlete hizmet eder.

Devlet içinde devlete hizmet etmeyenler, mutlaka başka güç merkezlerine hizmet eder.

Devlete sadakat göstermeyenler, başka mahfillere sadakat gösterir.

15 Temmuz, sadakatin yanlış adrese yönelmesinin bir devleti ne denli büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bırakabileceğini en acı biçimde göstermiştir.

“KONFEDERASYONUMUZ, DARBEYE KARŞI İLK SOSYAL MEDYA MESAJINI YAYIMLAYAN SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNDEN BİRİSİDİR”

Türkiye Kamu-Sen, 15 Temmuz gecesi de tarihi sorumluluğunun gereğini yerine getirmiştir.

Darbe girişiminin başladığı ilk anlardan itibaren tavrımız ve yönümüz her zaman olduğu gibi devletimizden ve milletimizden yana olmuştur.

Konfederasyonumuz, darbeye karşı ilk sosyal medya mesajını yayımlayan sivil toplum örgütlerinden birisidir.

Henüz olayların nereye evrileceğinin bilinmediği, insanların tedirgin olduğu, birçok kesimin beklemeyi tercih ettiği saatlerde Türkiye Kamu-Sen beklememiştir.

Çünkü millet iradesine silah doğrultulmuşsa, Türkiye Kamu-Sen’in duracağı yer bellidir.

Sabahın ilk saatlerinde Yönetim Kurulumuz olağanüstü toplanmıştır.

Yayımladığımız bildiriyle hain darbe girişimini açıkça reddettik.

Milletimizin birliğine, devletimizin bütünlüğüne, demokrasinin vazgeçilmez ilkelerine ve milli iradeye bağlılığımızı ilan ettik.

Ardından alanlara indik.

Meydanlarda vatandaşlarımızın yanında olduk.

Ay yıldızlı bayrağımızı dağıttık.

Darbeye karşı kararlı duruşumuzu yalnızca sözle değil, eylemle ortaya koyduk.

Demokrasinin ve seçilmiş iktidarın yanında olduğumuzu açıkça ilan ettik.

Çünkü biz, demokrasiyi yalnızca konuşma metinlerinde savunanlardan değiliz.

Biz gerektiğinde sokağa çıkan, meydanda duran, bedel ödemeyi göze alan bir teşkilatız.

Türkiye Kamu-Sen’in farkı ise açıktır:

Bizim yönümüz rüzgâra göre değişmemiştir.

Bizim istikametimizi konjonktür belirlememiştir.

Biz dün ne söylediysek bugün de onu söylüyoruz.

28 Şubat’ta demokrasi dedik.

27 Nisan’da milli irade dedik.

FETÖ güçlüyken liyakat ve hukuk dedik.

15 Temmuz gecesi meydanlara indik.

15 Temmuz sonrasında da hukuk devleti ve adalet dedik.

Bugün de aynı yerdeyiz.

Türkiye Kamu-Sen, üye kaybetme pahasına ilkelerinden vazgeçmemiştir.

Güç kaybetme ihtimali karşısında susmamıştır.

Küçük menfaatler uğruna büyük ideallerinden taviz vermemiştir.

Çünkü bizim davamız yalnızca sayısal büyüklük davası değildir.

Bizim davamız hak davasıdır.

“BİZİM ÜLKÜMÜZ BÜYÜK VE GÜÇLÜ TÜRKİYE’DİR”

Türkiye Kamu-Sen yalnızca ücret artışı talep eden, çalışma hayatına ilişkin meselelerle ilgilenen bir konfederasyon değildir.

Elbette kamu çalışanlarının ekonomik, sosyal ve özlük haklarını savunmak temel görevimizdir.

Ancak Türkiye Kamu-Sen’in misyonu bununla sınırlı değildir.

Biz aynı zamanda devlet aklının, hukuk düzeninin, milli birliğin ve demokratik Cumhuriyet’in savunucusuyuz.

Çünkü kamu görevlileri, devletin vatandaşla buluştuğu noktadır.

Devletin yüzüdür.

Devletin eli, dili ve vicdanıdır.

Kamu görevlisinin niteliği, doğrudan doğruya devletin niteliğine yansır.

Bu nedenle kamu görevlilerinin hakkını savunmak, yalnızca çalışanı savunmak değildir.

Devletin hizmet kapasitesini savunmaktır.

İşte Türkiye Kamu-Sen’in mücadelesi budur.

Bizim ülkümüz büyük ve güçlü Türkiye’dir.

Türkiye Kamu-Sen’in mücadelesi, işte bu büyük idealin mücadelesidir.

Dün darbelerin karşısındaydık.

Bugün de karşısındayız.

Yarın da karşısında olacağız.

Dün vesayete karşıydık.

Bugün de karşıyız.

Yarın da karşı olacağız.

Bu duygu ve düşüncelerle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu toprakları vatan yapan, vatanımız, milletimiz ve demokrasimiz uğruna can veren gelmiş geçmiş tüm şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyor; kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.

Milletimizin birliğinin, devletimizin bütünlüğünün ve demokrasimizin sonsuza kadar yaşamasını diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ne Mutlu Türk’üm Diyene! diyerek sözlerini noktaladı.

{ "vars": { "account": "G-DWD9KP42D3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } < type="adsense" data-ad-client="ca-pub-7735276658433681">