PROJE OKULLARI: ÇOCUKLARA DÜRÜSTLÜĞÜ ANLATIRKEN, SİSTEM NEYİ ÖĞRETİYOR?
(Mutlaka okunmalı)
“Allah size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.” (Nisâ Suresi, 58)
Bir ülke önce ekonomisini kaybetmez…
Önce adalet duygusunu kaybeder.
Adalet zayıflayınca güven sarsılır.
Güven sarsılınca emek değersizleşir.
İşte asıl tehlike tam da burada başlar.
Bugün Millî Eğitim Bakanlığına bağlı proje okulları etrafında yaşanan tartışmalar, yalnızca yönetici ve öğretmen görevlendirmelerinden ibaret değildir. Asıl tartışma, çocuklarımıza nasıl bir değerler sistemi bıraktığımızdır.
Çünkü eğitim; matematik, fizik ya da edebiyat öğretmekten önce, doğru ile yanlışı ayırt edebilen nesiller yetiştirme sanatıdır.
Biz çocuklara her gün aynı şeyleri söylüyoruz:
“Dürüst olun.”
“Haksızlık yapmayın.”
“Kul hakkı yemeyin.”
“Çalışın, emek verin.”
“Peygamberimizin ahlakını örnek alın.”
Peki çocuklar bize ne soruyor?
“Gerçek hayatta da bunlar geçerli mi?”
İşte cevap vermemiz gereken soru budur.
Bugün bir öğrenci, yıllarca emek vererek LGS’de yüksek puan almak zorunda olduğunu görüyor. Çünkü sisteme girebilmek için çalışması gerektiğini biliyor.
Toplumun doğal beklentisi de, bu okullarda görev yapacak yönetici ve öğretmenlerin belirlenmesinde herkesin güven duyacağı objektif, şeffaf ve liyakat esaslı süreçlerin işletilmesidir.
Çünkü eğitimde güven, başarı kadar önemlidir.
Asıl tehlike yalnızca bir görevlendirme tartışması değildir.
Asıl tehlike, gençlerin zihinlerinde şu düşüncenin yerleşmesidir:
“Çalışmama gerek yok.”
“Sınav kazanmama gerek yok.”
“Yeter ki güçlü bir referansım olsun.”
Bir millet için bundan daha ağır bir sosyal yıkım olabilir mi?
Bu anlayış yaygınlaşırsa artık kimse gece gündüz ders çalışmak istemez.
Kimse kendisini geliştirmek için mücadele etmez.
Başarı yerine kolay yol aramak normalleşir.
Emek küçümsenir.
Liyakat ikinci plana düşer.
İşte o gün kaybeden yalnızca birkaç kişi değil, bütün toplum olur.
Çünkü üretmeyen, çalışmayan, kolaycılığı ödüllendiren toplumlar; bilimde de ekonomide de eğitimde de geriye düşmeye mahkûmdur.
Dinimiz ise bu konuda son derece nettir.
Kur’an-ı Kerim’in emri açıktır:
“Allah size emanetleri ehline vermenizi emrediyor.”
Kamu görevi bir makam değil, bir emanettir.
Emanetin ehline verilmesi yalnızca hukuki bir zorunluluk değil; aynı zamanda vicdani ve ahlaki bir sorumluluktur.
Bu nedenle kamu yönetiminde görevlendirmelerin, toplumun tamamında güven oluşturacak açıklıkta ve objektiflikte yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.
Çünkü kamu vicdanı zedelendiğinde yalnızca bir kurum değil, devletin itibarı da zarar görür.
15 Temmuz bize çok ağır bedeller ödeten bir gerçeği hatırlattı:
Devlet hiçbir grubun, hiçbir yapının ve hiçbir anlayışın arka bahçesi olamaz.
Kamuda tek ölçü; hukuk, liyakat, ehliyet ve adalet olmalıdır.
Bugün çocuklarımız bizi izliyor.
Onlar sadece anlattığımız dersleri değil, kurduğumuz sistemi de okuyor.
Biz sigara içip çocuğumuza “Sigara zararlıdır.” dersek ne kadar inandırıcı olabiliriz?
Aynı şekilde, çocuklara “Dürüst olun, kul hakkı yemeyin, adaletten ayrılmayın.” derken, kamu yönetiminde adalet konusunda toplumun zihninde soru işaretleri oluşmasına izin verirsek, verdiğimiz eğitimin inandırıcılığı zedelenir.
Eğitim, önce örnek olmaktır.
Öğretmenin en güçlü dersi anlattığı konu değil, temsil ettiği ahlaktır.
Yöneticinin en büyük başarısı ise makamı değil, adaletidir.
Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras; daha büyük okul binaları değil, adalet duygusudur.
Çünkü adalet varsa güven vardır.
Güven varsa emek vardır.
Emek varsa başarı vardır.
Başarı varsa güçlü Türkiye vardır.
Ve unutmayalım…
Bir çocuğa bırakılacak en büyük miras; torpilin konuşulmadığı, liyakatin tartışılmadığı, adaletin, güzel ahlakın hâkim olduğu bir Türkiye’dir.
İLLAKİ GÜZEL AHLAK…
İLLAKİ LİYAKAT…
İLLAKİ ADALET…