☰
✕
GÜNDEM

Türkçe bizim ses bayrağımızdır

“Türk demek, dil demektir. Milliyetin çok bariz vasıflarından birisi dildir. Türk milletindenim diyen kişi. Türkçe konuşmayan bir kişi camiasına mensubiyetine (aidiyetine) iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Türkeş Güney

@TurkesGuney

Türk Dil Bayramı Kutlu Olsun Dil, bir milletin hafızası, kimliği ve kültürünü geleceğe taşıyan en güçlü değerdir. Türkçemiz; tarih boyunca milletimizin duygu, düşünce, inanç ve medeniyet birikimini yaşatan, bizi biz yapan en kıymetli hazinelerimizden biridir. 26 Eylül Türk Dil Bayramı vesilesiyle; dilimize sahip çıkmak; geçmişimize, kültürümüze ve milli kimliğimize sahip çıkmaktır. Türkçenin zenginliğini korumak, geliştirmek ve gelecek nesillere en güzel şekilde aktarmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu anlamlı günde, Türk diline emek veren tüm bilim insanlarını, yazarları, şairleri, eğitimcileri ve kültür insanlarını saygıyla anıyor; büyük Türk Milletinin 26 Eylül Türk Dil Bayramı’nı kutluyoruz.

Selahattin Dolgun

Türk Milletindenim diyen insan,her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Kesin olarak bilinmelidir ki,Türk Milletinin dili ve milli benliği,bütün hayatında hakim ve esas kalacaktır.

Talip Geylan

Türkçe bizim ses bayrağımızdır. #TürkDilBayramıKutluOlsun

Türkçemiz Var Olsun, Türk Dünyası’nın Ortak Dili ve Ortak Geleceği Güçlensin

Dil; bir milletin hafızası, düşünce dünyası, kültürü ve kendisini ifade etme biçimidir. Atasözlerinden deyimlere, türkülerden şiirlere, masallardan yazılı eserlere kadar bir milletin yüzyıllar boyunca oluşturduğu bütün kültürel birikim, dil aracılığıyla nesilden nesile aktarılır. Bu nedenle dilimize, yani Türkçemize sahip çıkmak; aynı zamanda tarihimize, kültürümüze ve geleceğimize sahip çıkmaktır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk demek, dil demektir. Milliyetin çok bariz vasıflarından birisi dildir.” sözü, Türk diline verdiği önemin en güçlü ifadelerinden biridir. Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında gerçekleştirilen dil ve yazı çalışmaları da bu anlayışın somut göstergesidir. 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyetinin kurulmasıyla Türkçenin araştırılması ve geliştirilmesi konusunda yeni bir dönem başlamıştır.

26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayı’nda Birinci Türk Dili Kurultayı toplanmıştır. Dokuz gün süren kurultayın bütün oturumlarını Atatürk yakından takip etmiş; bildirileri dinlemiş, notlar almış ve oturum aralarında dil bilginleriyle görüşmüştür. Onun kurultay boyunca gösterdiği yakın ilgi ve dil çalışmalarına verdiği yönlendirmeler, Türk dili meselesine verdiği önemi ortaya koymaktadır. Ancak kurultayın en dikkat çekici yönlerinden biri, Türkçenin yalnızca kitaplarda ve yazılı kaynaklarda aranmamış olmasıdır.

Anadolu’nun farklı bölgelerinde yaşayan Yörük ve Türkmenlerin de Türkçenin yaşayan kaynaklarının araştırılması bakımından önemsendiği; Adana’dan, Kütahya’dan temsilcilerin kurultaya davet edildiği bilinmektedir. Nitekim kurultayın ardından halk ağzından kelimelerin derlenmesi, eski eserlerin taranması ve Türkçenin söz varlığının ortaya çıkarılması amacıyla kapsamlı çalışmalar yürütülmüştür. Öğretmenler ve okullar da bu derleme çalışmalarında önemli görevler üstlenmiştir. Kurultayda yapılan çalışmaların toplumun daha geniş kesimlerine ulaşması da önemsenmiştir. Oturumların radyodan yayımlanması, dil konusundaki bilimsel tartışmaların daha geniş kitlelerle buluşmasını sağlamıştır.

Atatürk’ün Türk dili konusundaki yaklaşımı yalnızca geçmişten gelen kelimeleri korumaktan ibaret değildi. 1932 yılında gençlere gönderdiği mesajda Türkçenin geleceğine ilişkin olarak “Türkçemizi günün en ileri bilgi dili yapmak” hedefini ortaya koymuştur. Bu ifade, bugün üzerinde özellikle düşünmemiz gereken bir hedefi göstermektedir. Türkçe yalnızca günlük hayatımızda kullandığımız bir iletişim dili değildir. Türkçe; eğitim, bilim, sanat, teknoloji, akademi ve düşünce hayatımızın da güçlü dili olmak zorundadır. Atatürk’ün dil anlayışında Türkçenin kendi kaynaklarının araştırılması, unutulmuş kelimelerinin bulunması, halk dilinin derlenmesi ve elde edilen birikimin bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi önemli bir yer tutmaktadır.

1933-1949 yılları arasında yayımlanan Ulus gazeteleri üzerine yapılan araştırmalar da Dil Bayramı’nın dönem içerisinde toplumun farklı kesimlerine ulaştığını göstermektedir. Dil Bayramı yalnızca büyük şehirlerde gerçekleştirilen törenlerle sınırlı kalmamış; Anadolu’nun farklı şehirlerinde halkın katılımıyla kutlamalar yapılmıştır. Gazetelerde kutlama programlarına, konuşmalara, şiirlere ve Türk dili üzerine bilgilendirici yazılara yer verilmiştir. Böylece basın da dil bilincinin gelişmesinde önemli bir araç hâline gelmiştir. Bu tarihî tecrübe bugün için de önemli bir mesaj taşımaktadır: Dil bilinci yalnızca okullarda değil, toplumun tamamında oluşturulmalıdır.

Türk Dünyası açısından baktığımızda ise dil meselesi çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. Ortak alfabe yalnızca harflerin birleştirilmesi anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda bilginin dolaşımının hızlanması, bilimsel eserlerin daha kolay paylaşılması, öğrencilerin birbirlerinin kaynaklarından yararlanabilmesi ve kültürel etkileşimin güçlenmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle Türk Dünyası’nın ortak dil ve alfabe çalışmalarının eğitim, bilim ve teknoloji alanlarındaki iş birlikleriyle desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz.

Üye ülkelerdeki üniversite kütüphaneleri, millî kütüphaneler ve araştırma merkezleri ortak bir dijital sistem üzerinden birbirine bağlanmalıdır. Böylece Bakü’deki bir akademisyen Bişkek’teki bir kaynağa, Ankara’daki bir öğrenci Taşkent’teki bir tez çalışmasına, Astana’daki bir araştırmacı ise Lefkoşa’daki akademik yayınlara birkaç saniye içerisinde erişebilmelidir. Yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalarda üretilmiş bilimsel ve kültürel birikimin birbirinden kopuk biçimde durması yerine, ortak bir dijital bilgi havuzunda buluşturulması, Türk Dünyası arasındaki bilimsel ve kültürel bağları daha da güçlendirecektir.

Bugün dil konusunda önümüzde yeni bir dönem bulunmaktadır: Yapay zekâ ve dil teknolojileri çağı. Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve diğer Türk lehçeleri arasında anlık çeviri yapabilen yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesi artık ulaşılması mümkün bir hedef hâline gelmiştir.

Türk Dünyası’nın sahip olduğu milyonlarca sayfalık yazılı eser, akademik yayın, sözlük, arşiv belgesi ve edebî metin dijital ortama aktarılmalıdır. Bu doğrultuda, UAESEB’in öncülüğünde bir “Türk Dünyası Yapay Zekâ ve Dil Teknolojileri Konsorsiyumu” oluşturulmasını önemsiyoruz. Bu konsorsiyum aracılığıyla Türk lehçelerine ilişkin ortak veri tabanları oluşturulabilir; dijital sözlükler geliştirilebilir; akademik ve kültürel metinler yapay zekâ sistemlerinin kullanımına uygun hâle getirilebilir; Türk lehçeleri arasında karşılıklı bilgi ve içerik paylaşımını kolaylaştıracak teknolojiler geliştirilebilir. Böylece yüzlerce yıllık kültürel ve bilimsel birikimimiz, dijital çağın imkânlarıyla yeniden hayat bulabilir.

Türkçenin geleceği yalnızca geçmişteki kelimeleri korumaktan geçmemektedir. Türkçenin geleceği; bilimde, teknolojide, yapay zekâda, dijital dünyada ve eğitimde güçlü biçimde var olmasından geçmektedir.

Eğitim sistemimizin merkezinde Türkçe olmalıdır. Çocuklarımızın okuma, anlama, düşünme ve kendisini ifade etme becerilerinin geliştirilmesine daha fazla önem verilmelidir.

Bilimsel çalışmaların Türkçe üretilebilmesi, akademik kaynakların çoğalması ve Türkçenin bilim ve teknoloji terminolojisi bakımından sürekli geliştirilmesi için daha güçlü politikalar oluşturulmalıdır.

Türk Dünyası ile eğitim ve bilim alanındaki iş birlikleri artırılmalı; ortak alfabe çalışmalarının ardından ortak dijital bilgi ve kültür platformları hayata geçirilmelidir. Yapay zekâ çağında Türkçe geriden gelen bir dil değil, teknolojiyi üreten ve yönlendiren dillerden biri olmalıdır.

Atatürk’ün “Türkçemizi günün en ileri bilgi dili yapmak” hedefi, bugün bize yeni bir görev ve yeni bir ufuk göstermektedir.

26 Eylül 1932’de Dolmabahçe’de başlayan büyük dil seferberliğinin bugün dijital dünyaya, yapay zekâya, bilime ve Türk Dünyası arasındaki ortak bilgi havzasına taşınması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü dil, geçmişin hafızasıdır. Dil, bugünün sesidir. Dil, geleceğe bırakacağımız en güçlü mirastır. Türkçemize sahip çıkmak; geçmişimizi korumak, bugünümüzü güçlendirmek ve geleceğimizi kurmaktır.

Bu düşüncelerle 26 Eylül Türk Dil Bayramı’nı kutluyor; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Türkçenin araştırılması, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması için emek veren herkesi saygıyla anıyoruz.

Türkçemiz var olsun,

Türk Dünyası’nın ortak dili ve ortak geleceği güçlensin.

26 Eylül Türk Dil Bayramı kutlu olsun.

{ "vars": { "account": "G-DWD9KP42D3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } < type="adsense" data-ad-client="ca-pub-7735276658433681">