Türkiye, doğurganlık hızındaki düşüş ve uzayan yaşam süresiyle birlikte kritik bir demografik eşikten geçiyor. Güncel TÜİK verileri, çocuk ve genç nüfus payında dünya ortalamasının gerisinde kaldığımızı gösterirken, toplumun aile kurmaya yönelik olumlu tutumu önemli bir sosyal kapasite sunuyor. Bu eşiği riskten ziyade bir politika imkânına dönüştürmek, ekonomik destekten barınmaya, aile odaklı ve bütüncül adımlarla mümkün.
Türkiye, 86 milyonu aşan nüfusuyla dünyada 18. sırada. Ancak bu kitlesel büyüklüğe rağmen yaş yapımız hızla değişiyor. TÜİK verilerine* göre çocuk nüfusumuz %24,8’e gerilerken, yaşlı nüfus oranımız %11,1’e yükseldi. Avrupa’dan genç olsak da dünya ortalamasının gerisindeyiz.
Toplam doğurganlık hızının 1,42 çocuğa gerilemesi ve yaşam süresinin uzaması, Türkiye’nin yaş yapısında yeni bir dengeye doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu iki eğilim birlikte değerlendirildiğinde, genç kuşakların görece küçüldüğü, yaşlı nüfusun ise toplam nüfus içindeki ağırlığının arttığı bir demografik yapı öne çıkıyor.
Toplumda aile kurmaya ve çocuk sahibi olmaya yönelik algı hâlâ güçlü ve olumlu. Ancak ekonomik koşullar, barınma ve gelecek belirsizlikleri gibi gündelik yaşamın getirdiği pratik zorluklar, bu niyetlerin geleceğe dönük planlara dönüşmesini engelliyor.
Yaşanan bu süreci tamamlanmış bir gerileme değil, bir “demografik eşik” olarak ele almalıyız. Toplumun aileye yüklediği olumlu anlam en büyük gücümüz. Bu eşiğin yönünü, insanların çocuk sahibi olma isteklerini sürdürülebilir kılan politikalar belirleyecektir.
Demografik geleceğimiz; ekonomik destek, bakım hizmetleri, istihdam ve barınma alanlarının güçlü bir eş güdümüyle inşa edilebilir. Demografik eşik, zamanında ve doğru adımlarla bir risk olmaktan çıkıp güçlü bir politika imkânına dönüşebilir.