Türkiye’de memur, emekli ve çalışanların mali, özlük, sosyal ve ekonomik sorunlarının mercek altına alınması; çözüm için irade ortaya konulması gereken kurumların başında TBMM gelir. Çünkü bu ülkenin yükünü taşıyanlar; çarkı döndürenler; kamu hizmetini ayakta tutanlar memurlarımız, emeklilerimiz ve çalışanlarımızdır.
Gelinen noktada ise acı gerçek şudur: Memurun, emeklinin ve çalışanın sorunları çok uzun zamandır görmezden gelinmekte, dışlanmakta, yok sayılmakta ve ötelenmektedir. İnsanlarımız yıllardır “üvey evlat” muamelesi görmektedir. Bu tablo ne sosyal devlet anlayışıyla ne de adalet duygusuyla bağdaşır.
Bu yüzden çağrımız hem iktidara hem muhalefetedir: Milletvekilliği, yalnızca seçim kazanma işi değildir. Milletvekilliği, seçimden önce verilen sözlerin arkasında durma sorumluluğudur. Seçim öncesi vaat verip, seçimden sonra memuru, emekliyi ve çalışanı unutmak; siyasetin “doğası” değil, siyasetin itibar kaybıdır. Söz tutulmadığında bedelini sabit gelirli öder.
Bugün bunun en çarpıcı örneklerinden biri emeklilerimizin yaşadığı mağduriyettir. Temmuz 2023’te kamuoyuna açık şekilde “Emeklilerimize seyyanen 8.077 lira zam yapacağız” denildi. Bu söz, milyonlarca emeklimizin hanesine umut olarak yazıldı. Aradan 31 ay geçti; emeklilerimiz hâlâ haklı olarak bu sözün yerine getirilmesini bekliyor.
Üstelik sorun yalnızca “gecikme” değildir. Asıl sorun şudur: Bu söz verildiği günden bugüne, sanki hiç söylenmemiş gibi; siyasetin ve söz verenlerin bu başlıkta net bir takvim, açık bir teklif, bağlayıcı bir irade ortaya koymaması toplumda ciddi bir güvensizlik üretmektedir.
Biz şunu çok iyi biliriz: Bir hakkın alınması ve nihayete ermesinde en kritik eşik, iktidar sahiplerinin o hakla ilgili kesin ve net söz vermesidir. Söz ağızdan çıktıktan sonra artık toplum “niyet” değil, sonuç bekler. Bugün emeklilerimiz 31 aydır bekliyor, bekletiliyor. Ortada nihayete erecek bir açıklama yok; takvim yok, teklif yok, yol haritası yok.
Dahası, 2023 Temmuz’unda 8.077 lira olarak telaffuz edilen bu seyyanen artış, enflasyonun aşındırıcı gücüyle bugün alım gücü olarak 20.000 lirayı aşan bir karşılığa ulaşmıştır. Yani gecikme uzadıkça emeklinin kaybı büyümüş; sözün değeri kâğıt üzerinde kalmış; mutfakta karşılığı erimiştir.
Emeklilerimiz için bu, “bekleme” değil; açıkça hak kaybıdır. Sözün verildiği günden bugüne emeklilerimizin alacak miktarının 620.000 liraya ulaşması, meselenin nasıl büyüdüğünün en açık göstergesidir. Bu tabloyu görmezden gelmek, “bütçe” bahanesinin arkasına saklanmak; sabit gelirliyi kaderine terk etmektir.
TEÇ-SEN olarak diyoruz ki: TBMM, bu ülkenin emeklisine “bekle” deme yeri değildir. TBMM, hakkı teslim etme yeridir. İktidar-muhalefet ayrımı yapmadan tüm milletvekillerini; memurun, emeklinin ve çalışanın sorunlarını gündemin en üst sırasına almaya çağırıyoruz.
Talebimiz nettir:
1- Emeklilere vaat edilen seyyanen artış için açık ve bağlayıcı bir takvim ilan edilsin.
2- Düzenleme TBMM’ye kanun teklifi olarak getirilsin.
3- Gecikmenin doğurduğu alım gücü kaybı görmezden gelinmesin; emeklinin mağduriyeti kalıcı ve adil biçimde telafi edilsin.
Söz verip susmak olmaz. Emekliye umut verip yıllarca bekletmek olmaz. Emekliyi, memuru, çalışanı “üvey evlat” yerine koymak olmaz.