TÜRKİYE KAMU-SEN OLARAK 1 MAYIS’TA ÇANAKKALE’DEYİZ!
Hem o mübarek topraklarda şehit ecdadımızı yad edeceğiz, ziyaret edeceğiz, helallik isteyeceğiz, hem de kamu çalışanlarının ve emeklilerin yaşadığı sorunları, talepleri, beklentileri bir kez daha yüksek sesle ve açık bir iradeyle dile getireceğiz. Türkiye@Kamu_Senolarak, 1 Mayıs’ları sadece bir anma günü olarak değil, aynı zamanda çalışanların ve emeklilerin meselelerinin tartışıldığı, konuşulduğu gündeme getirildiği bir imkan olarak görüyoruz.
Bu yıl 1 Mayıs tarihinde Çanakkale’de olacağız. Hem mübarek topraklarda şehit ecdadımızı dualarla yad edecek, anacak ve ziyaret edeceğiz. Onlardan helallik isteyeceğiz. Hem de kamu çalışanlarının ve emeklilerin yaşadığı sorunları, talepleri ve beklentileri bir kez daha yüksek sesle dile getireceğiz.
📍Çanakkale
— Türk Eğitim Sen (@turkegitimsen) April 22, 2026
Bu yıl 1 Mayıs tarihinde Çanakkale’de olacağız. Hem mübarek topraklarda şehit ecdadımızı dualarla yad edecek, anacak ve ziyaret edeceğiz. Onlardan helallik isteyeceğiz. Hem de kamu çalışanlarının ve emeklilerin yaşadığı sorunları, talepleri ve beklentileri bir kez… pic.twitter.com/jTPJ1jjrz3
Hükümet, 2023 yılında yaptığı gibi refah payı uygulamasını her maaş artış döneminde kalıcı hale getirmelidir. Bu uygulama artık rutin bir hale gelmelidir. Bizler bu konuyu her seferinde tartışmak ve yeniden gündeme getirmek istemiyoruz. Çünkü sadece enflasyon farkı kadar yapılan artış, gerçekte bir zam değildir. Enflasyon kadar artış, ‘sıfır zam’ demektir. Gerçek zam ancak refah payı ile mümkündür.
🛑Hükümet, 2023 yılında yaptığı gibi refah payı uygulamasını her maaş artış döneminde kalıcı hale getirmelidir. Bu uygulama artık rutin bir hale gelmelidir. Bizler bu konuyu her seferinde tartışmak ve yeniden gündeme getirmek istemiyoruz. Çünkü sadece enflasyon farkı kadar… pic.twitter.com/oztxteFP0p
— Türk Eğitim Sen (@turkegitimsen) April 22, 2026
Kamuda aynı işi yapan memurların farklı statülerde istihdam edilmesi kabul edilemez. Anayasamızın 128. maddesi, ‘kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesini’ hüküm altına almıştır. Bu açık düzenlemeye rağmen uygulamada farklı istihdam modellerinin tercih edilmesi, çalışma barışını ve adalet duygusunu zedelemektedir. Aynı işi yapan kamu çalışanlarının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/A maddesine göre kadrolu olarak istihdam edilmesi şarttır.
🛑Kamuda aynı işi yapan memurların farklı statülerde istihdam edilmesi kabul edilemez. Anayasamızın 128. maddesi, ‘kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesini’ hüküm altına almıştır. Bu açık düzenlemeye… pic.twitter.com/OriYyI6V8N
— Türk Eğitim Sen (@turkegitimsen) April 22, 2026
Tüm ek ödemelerin emekliliğe esas kazanca dahil edilmesi gerekmektedir. Şu anda çalışan maaşı ile emekli maaşı arasındaki makas oldukça açılmış durumdadır. Bugün emekli olan bir kişi, çalışırken aldığı maaşın ancak yaklaşık %45’ini alabilir hale gelmiştir. Bu itibarla emekliliği hak eden birçok kişi, haklı olarak emekli olmaktan imtina etmektedir. Çünkü kimi konut kredisi ödemektedir, kimi çocuğunu üniversitede okutmaktadır, kimi de evladını evlendirme hazırlığındadır. Dolayısıyla cebine giren maaşın yarıdan fazlasının düşmesi, ciddi ekonomik sıkıntılara yol açmaktadır. Bu nedenle meslektaşlarımız emekli olamamaktadır. Sadece Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde, emekliliği hak ettiği halde emekli olmayan yaklaşık 123 bin meslektaşımız bulunmaktadır. Emekli ikramiyesi ve emekli maaşı tatmin edici bir seviyeye getirilmiş olsa, bu 123 bin meslektaşımız emekli olacaktır.
🛑Tüm ek ödemelerin emekliliğe esas kazanca dahil edilmesi gerekmektedir. Şu anda çalışan maaşı ile emekli maaşı arasındaki makas oldukça açılmış durumdadır. Bugün emekli olan bir kişi, çalışırken aldığı maaşın ancak yaklaşık %45’ini alabilir hale gelmiştir. Bu itibarla… pic.twitter.com/1BzyopgoRA
— Türk Eğitim Sen (@turkegitimsen) April 22, 2026
3600 ek gösterge konusunda yaklaşık 4 yıldır somut bir ilerleme sağlanamamıştır. 7. Dönem Toplu Sözleşmede, 1. dereceye inmiş kamu çalışanlarının ek göstergelerinin 3600’e yükseltilmesiyle ilgili olarak ‘çalışma yapılacağı’ şeklinde ucu açık ve netlikten uzak bir ifade kullanılmıştır. Oysa düzenleme açık ve bağlayıcı şekilde ‘1. dereceye inmiş kamu çalışanlarının ek göstergesi 3600’dür’ şeklinde ifade edilmiş olsaydı, takip eden yılın 1 Ocak tarihi itibarıyla kamu çalışanlarımız bu haktan yararlanabilecekti. Bu belirsizlik nedeniyle süreç fiilen iki yıl gecikmiştir
🛑3600 ek gösterge konusunda yaklaşık 4 yıldır somut bir ilerleme sağlanamamıştır. 7. Dönem Toplu Sözleşmede, 1. dereceye inmiş kamu çalışanlarının ek göstergelerinin 3600’e yükseltilmesiyle ilgili olarak ‘çalışma yapılacağı’ şeklinde ucu açık ve netlikten uzak bir ifade… pic.twitter.com/JHteDGD6vQ
— Türk Eğitim Sen (@turkegitimsen) April 22, 2026
Biz her zaman söylüyoruz: Bu ülkenin insanına yapılabilecek en büyük kötülük, “Ben bu ülkede bilgimle, birikimimle ve başarımla hak ettiğimi alamıyorum, alamayacağım” düşüncesini yerleştirmektir.
🛑Biz her zaman söylüyoruz: Bu ülkenin insanına yapılabilecek en büyük kötülük, “Ben bu ülkede bilgimle, birikimimle ve başarımla hak ettiğimi alamıyorum, alamayacağım” düşüncesini yerleştirmektir. pic.twitter.com/pS3HyPtj0U
— Türk Eğitim Sen (@turkegitimsen) April 22, 2026
Kamuda kadrosu yardımcı hizmetler sınıfında olup memur işi yapan çalışanlarla ilgilidir. Yaklaşık 110 bin civarında yardımcı hizmetler sınıfı personeli bulunmaktadır. Türkiye Kamu-Sen yıllardır bu konuyu dile getirmektedir. Aslında 6. Toplu Sözleşme döneminde bu konuda kısmen bir adım atılmış, ancak son anda bu düzenleme geri çekilmiştir. Dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin tarafından bu konuda bir çalışma başlatılmış, kademeli bir geçiş öngörülmüş ve öncelikli olarak lisans mezunlarının kadroya geçirilmesi için bir süreç planlanmıştır. Ancak sözde yetkili sendikanın beceriksizliği ile bu düzenleme son anda rafa kaldırılmıştır. Öte yandan bu düzenlemenin bütçeye herhangi bir mali yükü bulunmamaktadır. Buna rağmen neden hayata geçirilmediğini anlamak mümkün değildir. Bu konuda ısrarla adım atılmamasını da kabul etmek mümkün değildir. Bizim talebimiz Yardımcı Hizmetler Sınıfında çalışanların GIH sınıfına alınmasıdır.
🛑Kamuda kadrosu yardımcı hizmetler sınıfında olup memur işi yapan çalışanlarla ilgilidir. Yaklaşık 110 bin civarında yardımcı hizmetler sınıfı personeli bulunmaktadır. Türkiye Kamu-Sen yıllardır bu konuyu dile getirmektedir. Aslında 6. Toplu Sözleşme döneminde bu konuda kısmen… pic.twitter.com/xj6NId5aGn
— Türk Eğitim Sen (@turkegitimsen) April 22, 2026
Genel Başkanımız Talip Geylan, 21 Nisan 2026 tarihinde Bengü Türk Tv’de yayınlanan Söz Hakkı programının canlı yayın konuğu oldu. Genel Başkanımız Talip Geylan Türkiye Kamu-Sen’in 1 Mayıs taleplerini sıraladı.
1 Mayıs’ta malumun ilanını bir kez daha yapmış olacağız.
Geylan, “Bu yıl 1 Mayıs tarihinde Çanakkale’de olacağız. Mübarek topraklarda şehit ecdadımızı dualarla yad edecek, anacak ve ziyaret edeceğiz. Onlardan helallik isteyeceğiz. Aynı zamanda 1 Mayıs vesilesiyle kamu çalışanlarının ve emeklilerin yaşadığı sorunları, talepleri ve beklentileri bir kez daha yüksek sesle dile getireceğiz.” dedi.
Geylan, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı’nın sadece bir anma günü olarak değil, aynı zamanda kamu çalışanlarının ve emeklilerin problemlerinin birlikte konuşulup gündeme taşındığı önemli bir gün olduğunu söyleyerek, “Sayın Genel Başkanımız Önder Kahveci aracılığıyla bu hususları yüksek perdeden ve net bir şekilde ifade edeceğiz. Aslında malumun ilanını bir kez daha yapmış olacağız.” dedi.
Refah payı uygulaması kalıcı hale gelmelidir.
Kamu çalışanlarına enflasyon kadar zam yapılarak gerçek anlamda zam yapılmadığına dikkat çeken ve kamu çalışanlarının ve emeklilerin yaşadığı sıkıntıların başında ekonomik problemler geldiğini bildiren Genel Başkan Geylan, “Bilindiği üzere yılın ilk üç ayına ilişkin enflasyon rakamları açıklanmıştır. Memur ve emeklilere 6 aylık dönem için %11 oranında maaş artışı yapılmış, buna ek olarak brüt 1000 TL tutarında seyyanen ödeme gerçekleştirilmiştir. Ancak yılın ilk üç ayında gerçekleşen %10,04’lük enflasyon, söz konusu artışı büyük kısmını daha başlangıç aşamasında ortadan kaldırmıştır. Dolayısıyla Toplu Sözleşme masasından bu yana her fırsatta dile getirdiğimiz hususları, önümüzdeki hafta Cuma günü bir kez daha güçlü şekilde ifade edeceğiz. Hükümete açık bir çağrıda bulunarak; ‘Evet, sıkıntılarımız var. Memur ve emekliler ciddi ekonomik sorunlar yaşamaktadır. Kayıplarımızın telafisi için ilave ek zam talep ediyoruz. Refah payı istiyoruz’ diyeceğiz. Kaldı ki refah payı uygulaması yeni bir uygulama değildir. Hükümet, 2023 yılında %13,5 oranında refah payı vermiştir. Bu tasarrufun hükümet nezdinde anlamı şudur: ‘Kamu çalışanlarına yalnızca enflasyon farkı ödeyerek gerçek anlamda bir zam yapmış olmuyorum. Artan milli gelirden ve büyüyen ekonomiden hak ettikleri payı alabilmeleri için refah payı da veriyorum.’
İşte bundan dolayı diyoruz ki; hükümet, 2023 yılında yaptığı gibi refah payı uygulamasını her maaş artış döneminde kalıcı hale getirmelidir. Bu uygulama artık rutin bir hale gelmelidir. Bizler bu konuyu her seferinde tartışmak ve yeniden gündeme getirmek istemiyoruz. Çünkü sadece enflasyon farkı kadar yapılan artış, gerçekte bir zam değildir. Enflasyon kadar artış, ‘sıfır zam’ demektir. Gerçek zam ancak refah payı ile mümkündür.
Hükümet, altı aylık zaman dilimleri halinde kamu çalışanlarına enflasyon farkı vermektedir. Ancak kamu çalışanları altı ay boyunca enflasyon karşısında ezilmeye devam ediyor. Yapılan artışlar daha cebimize girmeden büyük ölçüde erimekte, alım gücümüz her geçen gün düşmektedir. Bu nedenle hükümetin ‘memur ve emeklimizi enflasyona ezdirmeyeceğiz’ söyleminin gerçek anlamda karşılık bulabilmesi için bu iki tedbirin mutlaka hayata geçirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde yapılan maaş artışları, çalışanların ve emeklilerin yaşadığı ekonomik kayıpları telafi etmeye yetmemektedir.” diye konuştu.
Devlet Memurları Kanunu’nun 4/A maddesine göre kadrolu olarak istihdam edilmesi şarttır. Bu durum hem anayasal bir zorunluluk hem de hakkaniyetin gereğidir.
Sadece kadrolu atamanın esas alınması gerektiğini kaydeden Genel başkan Talip Geylan, “1 Mayıs’ta meydanlarda dile getireceğimiz bir başka önemli husus ise kamudaki istihdam farklılıklarıdır. Kamuda aynı işi yapan memurların farklı statülerde istihdam edilmesi kabul edilemez. Anayasamızın 128. maddesi, ‘kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesini’ hüküm altına almıştır. Bu açık düzenlemeye rağmen uygulamada farklı istihdam modellerinin tercih edilmesi, çalışma barışını ve adalet duygusunu zedelemektedir. Aynı işi yapan kamu çalışanlarının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/A maddesine göre kadrolu olarak istihdam edilmesi şarttır. Bu durum hem anayasal bir zorunluluk hem de hakkaniyetin gereğidir.” diye konuştu.
Görevi başındaki kamu çalışanlarına da Bayram İkramiyesi verilsin! Gelin, bu ayrımcılığa artık son verelim. Bu çağrımızı bir kez daha Çanakkale’den güçlü bir şekilde ifade edeceğiz.
Görevi başındaki kamu çalışanlarına da bayram ikramiyesi verilmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatan Genel Başkan Talip Geylan, “Devletimiz işçilerimize ve emeklilerimize yılda iki kez bayram ikramiyesi vermektedir. 4 bin TL belki çok büyük bir rakam olmayabilir; ancak burada miktardan ziyade ortaya konulan tutum önemlidir. Devletin vatandaşına doğrudan el uzatması ve sosyal destek sağlaması kıymetlidir. Devlet, kamu hizmetini memurlar eliyle yürütmektedir. Dolayısıyla memurların göz ardı edilmesi kabul edilemez. Yaklaşık 15 milyon vatandaşımıza bayram ikramiyesi verilirken, devletin bütçesi ve görev anlayışı çerçevesinde görevi başındaki memurların bu kapsamın dışında bırakılması adil değildir. Gelin, bu ayrımcılığa artık son verelim. Bu çağrımızı bir kez daha Çanakkale’den güçlü bir şekilde ifade edeceğiz.” dedi.
Emekli ikramiyesi ve emekli maaşı tatmin edici bir seviyeye getirilmiş olsa, bu 123 bin meslektaşımız emekli olacaktır.
Tüm ek ödemelerin emeklilik maaşlarına da yansıtılması gerektiğinin altını çizen Genel Başkan, “Tüm ek ödemelerin emekliliğe esas kazanca dahil edilmesi gerekmektedir. Şu anda çalışan maaşı ile emekli maaşı arasındaki makas oldukça açılmış durumdadır. Bugün emekli olan bir kişi, çalışırken aldığı maaşın ancak yaklaşık %45’ini alabilir hale gelmiştir. Bu itibarla emekliliği hak eden birçok kişi, haklı olarak emekli olmaktan imtina etmektedir. Çünkü kimi konut kredisi ödemektedir, kimi çocuğunu üniversitede okutmaktadır, kimi de evladını evlendirme hazırlığındadır. Dolayısıyla cebine giren maaşın yarıdan fazlasının düşmesi, ciddi ekonomik sıkıntılara yol açmaktadır. Bu nedenle meslektaşlarımız emekli olamamaktadır. Sadece Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde, emekliliği hak ettiği halde emekli olmayan yaklaşık 123 bin meslektaşımız bulunmaktadır. Emekli ikramiyesi ve emekli maaşı tatmin edici bir seviyeye getirilmiş olsa, bu 123 bin meslektaşımız emekli olacaktır.
Bunun dolaylı olarak ülkemize de önemli bir katkısı olacaktır. Şöyle ki; devlet kapısında görev bekleyen, iş bekleyen ve sayıları bugün 500 bini aşan gençlerimiz için yaklaşık 123 bin kişilik yeni bir istihdam alanı açılmış olacaktır.” dedi.
Yardımcı Hizmetler Sınıfında çalışanların GİH sınıfına alınmasında bütçeye herhangi bir mali yükü bulunmamaktadır
Geylan, “Bir diğer önemli talebimiz ise kamuda kadrosu yardımcı hizmetler sınıfında olup memur işi yapan çalışanlarla ilgilidir. Yaklaşık 110 bin civarında yardımcı hizmetler sınıfı personeli bulunmaktadır. Türkiye Kamu-Sen yıllardır bu konuyu dile getirmektedir. Aslında 6. Toplu Sözleşme döneminde bu konuda kısmen bir adım atılmış, ancak son anda bu düzenleme geri çekilmiştir. Dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin tarafından bu konuda bir çalışma başlatılmış, kademeli bir geçiş öngörülmüş ve öncelikli olarak lisans mezunlarının kadroya geçirilmesi için bir süreç planlanmıştır. Ancak sözde yetkili sendikanın beceriksizliği ile bu düzenleme son anda rafa kaldırılmıştır. Öte yandan bu düzenlemenin bütçeye herhangi bir mali yükü bulunmamaktadır. Buna rağmen neden hayata geçirilmediğini anlamak mümkün değildir. Bu konuda ısrarla adım atılmamasını da kabul etmek mümkün değildir. Bizim talebimiz Yardımcı Hizmetler Sınıfında çalışanların GIH sınıfına alınmasıdır.” dedi.
Biz kamu çalışanları olarak vatandaşlık görevimizi yerine getiriyoruz, bundan da yüksünmüyoruz. Ancak adaletli ve hakkaniyetli bir vergi sistemi istiyoruz.
Adaletli ve hakkaniyetli bir vergi sistemi için kamu çalışanlarının vergi dilimin %15’e sabitlenmesi gerektiğini söyleyen Geylan, “Bir başka önemli husus vergi sistemidir. Şu an ülkede vergi şampiyonu kimdir? Kamu çalışanlarıdır. Çünkü memurun maaşı daha cebine girmeden vatandaşlık görevi gereği vergisi peşin peşin ödenmektedir. Vergi doğrudan bordro üzerinden kesilerek devletin hazinesine aktarılmaktadır. Memurun vergiden kaçınma gibi bir şansı yoktur. Vergi sisteminin temel kuralı, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasıdır. Ancak şu anda böyle bir durum söz konusu değildir. Bizim memurumuz vergisini peşin peşin ödemektedir. Buna rağmen memurlar yıl içinde birkaç kez daha adeta cezalandırılmaktadır. Nisan ve Mayıs ayından sonra birçok çalışan %20’lik üst vergi dilimine girmektedir. Dolayısıyla vergi kesintisi oranı artmakta, maaşlardan yapılan kesintiler de yükselmektedir. Yani memurlarımız Ocak, Şubat ve Mart aylarında aldığı maaşı Mayıs ve Haziran aylarında alamaz hale gelmektedir. Bu durum adil değildir. Türkiye Kamu-Sen olarak talebimiz; tüm kamu çalışanlarının %15’lik vergi dilimine sabitlenmesidir. Biz kamu çalışanları olarak vatandaşlık görevimizi yerine getiriyoruz, bundan da yüksünmüyoruz. Ancak adaletli ve hakkaniyetli bir vergi sistemi istiyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Biz her zaman söylüyoruz: Bu ülkenin insanına yapılabilecek en büyük kötülük, “Ben bu ülkede bilgimle, birikimimle ve başarımla hak ettiğimi alamıyorum, alamayacağım” düşüncesini yerleştirmektir.
Geylan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kamu çalışanlarının geçmiş yıllara dair mülakatlara ilişkin çok acı tecrübeleri vardır. Bu ülkede yazılı sınav başarıları, liyakat ve yeterlilik; mülakatlar marifetiyle gölgelenmiş, hatta rencide edilmiştir. Bu durumun toplumda ciddi bir karşılığı ve acısı bulunmaktadır. Dolayısıyla Türkiye Kamu-Sen diyor ki; hem işe alımlarda hem görevde yükselmelerde hem de yönetici atamalarında mülakat sistemi kökten kaldırılmalıdır. Bunun yerine sınav başarısı esas alınmalı, liyakat ve objektif kriterler temel ölçüt olmalıdır. Kul hakkı yenmemelidir. Biz her zaman söylüyoruz: Bu ülkenin insanına yapılabilecek en büyük kötülük, ‘Ben bu ülkede bilgimle, birikimimle ve başarımla hak ettiğimi alamıyorum, alamayacağım’ düşüncesini yerleştirmektir. Bu, en büyük haksızlıktır. Bu düşünceye sebep olan uygulamaların başında ise ne yazık ki adaletsiz mülakat sistemi gelmektedir. Örneğin Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin de 25 Kasım tarihli TBMM konuşmasında dile getirdiği gibi, 2023 yılı KPSS’de yüksek puan alarak ilk 20 bine girip atanma hakkı kazanan 1.611 öğretmen adayının mülakatlar marifetiyle elendiğini ifade etmiştir. Bu tabloyu bu ülkenin gençlerine yaşatmaya, hayatlarının baharında ve en umutlu dönemlerinde böyle bir hayal kırıklığını reva görmeye kimsenin hakkı yoktur. Bu nedenle diyoruz ki; mülakat, adaletin katilidir, mülakat liyakati yok eder. Türkiye Kamu-Sen olarak talebimiz nettir: Mülakat sistemi kökten kaldırılmalıdır.”
İmza altına aldığı toplu sözleşme metnine enflasyon farkını koymayı dahi unutan bir anlayışla karşı karşıyayız.
Geylan, “Kamu çalışanları adeta sendikal bir esaret altındadır, hatta bir sendikal zulüm altındadır. Çünkü kamu çalışanlarından aldığı yetkiyi, onların adına değil başka hedefler doğrultusunda kullanan sözde yetkili bir sendika ile muhatabız. Hatırlamak gerekirse, imza altına aldığı toplu sözleşme metnine enflasyon farkını koymayı dahi unutan bir anlayışla karşı karşıyayız. Oysa yıllardır bu ülkede enflasyon farkı zaten rutin bir uygulamadır. Enflasyon farkını almak için yetkili sendika olmaya, toplu pazarlık masası kurmaya veya işverenle özel bir pazarlık yapmaya gerek yoktur. Hiçbir şey yapılmasa dahi enflasyon farkı zaten yasal olarak ödenmektedir.” şeklinde konuştu.
3600 ek gösterge konusunda yaklaşık 4 yıldır somut bir ilerleme sağlanamamıştır
3600 ek gösterge konusunda sözde yetkili sendika yüzünden hayata geçemediğini kaydeden Geylan, “3600 ek gösterge konusunda yaklaşık 4 yıldır somut bir ilerleme sağlanamamıştır. 7. Dönem Toplu Sözleşmede, 1. dereceye inmiş kamu çalışanlarının ek göstergelerinin 3600’e yükseltilmesiyle ilgili olarak ‘çalışma yapılacağı’ şeklinde ucu açık ve netlikten uzak bir ifade kullanılmıştır. Oysa düzenleme açık ve bağlayıcı şekilde ‘1. dereceye inmiş kamu çalışanlarının ek göstergesi 3600’dür’ şeklinde ifade edilmiş olsaydı, takip eden yılın 1 Ocak tarihi itibarıyla kamu çalışanlarımız bu haktan yararlanabilecekti. Bu belirsizlik nedeniyle süreç fiilen iki yıl gecikmiştir. Bu durum, sözde yetkili sendikanın tercih ettiği muğlak ifade biçiminden kaynaklanmaktadır. Peki bu sendika, herkesin bildiği bir gerçeği gerçekten bilmiyor mu? Orada ucu açık ve muğlak bir ifadenin yer almaması gerektiğini bilmiyor mu? Elbette biliyor. Ancak mesele bilgi eksikliği değil, tercih edilen yaklaşımdır. Masaya işverenin yönlendirmeleri doğrultusunda oturulduğunda, ortaya çıkan sonuç da bundan farklı olmamaktadır.” ifadelerini kullandı.
Kamu çalışanları yoksulluk sınırında!
Geylan, “Kamu çalışanlarını bu sendikal esaretten kurtaracak yegâne adres Türkiye Kamu-Sen’dir. 2009 yılına kadar Türkiye Kamu-Sen’in yetkili olduğu dönemde, kamu çalışanlarının hakları daha güçlü şekilde korunmuş ve daha somut kazanımlar elde edilmiştir.
Türkiye Kamu-Sen yetkili olduğu dönemde memur maaşlarının reel olarak yıllık ortalama %9,21 artmasını sağlamışken diğer konfederasyonun maaşlara reel olarak katkısı yıllık ortalama %5,96’dır. Buna göre Türkiye Kamu-Sen, diğer konfederasyona oranla her yıl reel olarak maaşlara 3,25 puan fazladan katkıda bulunmuştur. Eğer Türkiye Kamu-Sen bugüne kadar yetkili olsaydı ve aynı şekilde mücadelesini yürütseydi, memur maaşları bugünden %61,57 daha yüksek olacaktı.
Ortalama memur maaşı 2025 yılı sonunda 53.579,01 TL yerine 86.567,61 TL, Ocak 2026’da ise 64.249,69 TL değil 107.181,33 TL olacak idi.
TÜRK-İŞ’in açıkladığı yoksulluk sınırı 107 bin TL seviyesine ulaştığı bir tabloda, kamu çalışanlarının büyük çoğunluğunun bu rakamın altında gelir elde ettiği görülmektedir.” dedi.
Sendikacılığın temel esası, çalışanların hakkını kararlılıkla savunmak ve masada güçlü bir mücadele ortaya koymaktır.
Genel Başkanımız Talip Geylan tüm kamu çalışanlarını Türkiye Kamu-Sen’e üye olmaya davet ederek, “Bir sendikanın her talebinde sonuç alması elbette mümkün değildir; her istediğini işverene kabul ettirmesi de beklenemez. Ancak sendikacılığın temel esası, çalışanların hakkını kararlılıkla savunmak ve masada güçlü bir mücadele ortaya koymaktır.
Bizler de yetkili olduğumuz dönemlerde her talebimizin karşılığını alamadık; fakat buna rağmen kamu çalışanlarının Türkiye Kamu-Sen’e olan güveni hiçbir zaman zedelenmedi. Türkiye Kamu-Sen her istediğini masaya yazdıramamış olsa da çalışanları adına mücadele etmiş, sendikacılığın gereğini yerine getirmiştir. Bu nedenle güven duygusu korunarak devam etmiştir.
Kamu çalışanlarının önemli bir kısmı, mevcut yetkili sendikanın kendilerini yeterince temsil etmediğini, kendi iradeleri yerine farklı yönlendirmelerle hareket edildiğini düşünerek güven sorunu yaşadığını ifade etmektedir. Bu noktada asıl beklenti, çalışan adına bağımsız ve kararlı bir duruş sergilenmesidir.
Bu nedenle Türkiye Kamu-Sen’in ve Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikaların tüm hizmet kollarında yetkili olması gerektiği yönünde bir kanaat ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu yaklaşım, kamu çalışanlarının hak kaybını önleme ve daha güçlü bir temsil sağlama ihtiyacıyla ilişkilendirilmektedir.” diye konuştu.