GÜNDEM

Siyonist güdümlü ihanet şebekesinin millî iradeyi yok etmek amacıyla 29 yıl önce gerçekleştirdiği meşum 28 Şubat darbesi

Eğitim-Bir-Sen "Siyonist güdümlü ihanet şebekesinin millî iradeyi yok etmek amacıyla 29 yıl önce gerçekleştirdiği meşum 28 Şubat darbesi" başlığı altında açıklamalarda bulundu

Dönemin askeri vesayet kurumu olan Milli Güvenlik Kurulu, 28 Şubat 1997’de aldığı muhtıra niteliğindeki kararları Refah-Yol hükûmetine imzalaması ve uygulaması için dayattı. Millet iradesine balans ayarı yapma gayreti olan 28 Şubat darbesi, özünde millete, milletin değerlerine ve milletin iradesine yönelmiş bir darbedir. Bütün darbeler gibi 28 Şubat da bir mühendislik projesidir ve toplumu, siyaseti, idareyi, inancı, ticareti, ekonomiyi, yargıyı, eğitimi, kısacası hayatın tüm alanlarını dizayn etmeyi amaçlamıştır.

28 Şubat darbesi ile milletin iradesi ve değerleri kamusal alandan çıkartılmaya çalışılmıştır. Darbecilerin ‘bin yıl sürecek’ hülyası ile gerçekleştirdikleri zulümler ülke ekonomisinde ve milletin belleğinde onulmaz yaralar açmıştır.

Türkiye’nin kendi medeniyet iklimine ve değerlerine dönmesinden, ayakları üstünde durmasından rahatsız olan 28 Şubatçı ihanet şebekesi, asker, yargı, siyaset, medya, iş çevreleri ve kimi sözde sivil toplum örgütlerindeki iş birlikçileri bir dizi yasa dışı ve gayrimeşru uygulamayı zorbaca devreye soktular. Milletin kaynak ve imkânlarıyla alınan silahların namlularını alçakça millete doğrulttular. Millet iradesiyle işbaşına gelmiş siyasi iktidarı zor kullanarak düşürdüler; millî iradeyi gasbettiler.

Dönemin genelkurmay ikinci başkanı Çevik Bir’in talimatıyla, tankları Ankara/Sincan’da yürüterek millete gözdağı verdiler. Apoletli kabadayılar ve Karadayı’lar tehdit ve talimatlarla kimi siyasileri, medyayı ve yüksek yargı mensuplarını yöneterek ve yönlendirerek, milletin karşısına diktiler. Sözde hukukçular brifinglere göre karar vererek darbenin en büyük destekçisi oldu. ‘Batı Çalışma Grubu’ adı verilen cunta tarafından siyaset, eğitim, ekonomi, sosyal hayat sıkı gözetim altına alındı, yaklaşık 6 milyon insan fişlendi.

‘Beşli çete’ olarak tarihe geçen bazı sözde sendika ve meslek odaları darbeye toplumsal taban ve destek üreten rolü üstlendi. TÜSİAD başta olmak üzere komprador baronlar, Anadolu sermayesini dava etmek için darbecilerle birlikte hareket etti.

Fikir, düşünce ve ifade hakları kısıtlandı, özellikle kamuda hatta özel sektörde başörtü yasaklandı. Faşist bir uygulama olarak üniversite girişlerine turnikeler konuldu, ikna odaları açıldı. Sekiz yıllık kesintisiz eğitimle imam hatiplerin orta kısımları kapatıldı. Katsayı uygulaması ile meslek lisesi mezunlarının üniversiteye girmeleri imkânsız hâle getirildi. İnsanlar inançlarından vazgeçirilmeye, belli bir hayat tarzını benimsemeye zorlandılar. Daha çok kamu görevlileri olmak üzere insanlar, sakallarından, namazlarından, başörtülerinden dolayı soruşturma geçirdiler. Yeşil sermaye yaftasıyla finans ve para sınıflandırılarak üzerinde ideolojik tahakküm kuruldu. Piyasa bozuldu, bankalar soyuldu. Partilere, vakıflara, derneklere, Kur’an kurslarına baskınlar yapıldı, yöneticileri tutuklandı. Demokratik siyasete izin verilmedi. Darbeye karşı olan siyasilerin politik faaliyetleri yasaklandı. Basın temsilcileri, sendika ve sivil toplum örgütleri, sanatçılar Genelkurmay’a götürülerek darbedeki görevleri telkin ve kontrol edildi. Gazete manşet ve yazıları Çevik Bir’in emri altındaki Batı Çalışma Grubu tarafından belirlendi, denetlendi.

Bu süreçte, söylem ve slogana geldiğinde özgürlük ve demokrasi yalanını bolca savuran kimi sendika görünümlü yapılar, darbecilerin dayatmacı provokasyonlarını kitleleri nezdinde meşru hâle getirmenin, toplumu manipüle etmenin aracına dönüştüler.

İnancının gereğini yerine getirmeye çalışan insanları fişlediler, yargıladılar, sürgüne gönderdiler, hapsettiler, meslekten attılar; eğitimlerine, işlerine son verdiler, hülasa bütün bir milleti mağdur ettiler. Trajikomik olanı ise bin yıl süreceği söylenen bütün bu alçaklık ve zulümler, resmî ideoloji, laiklik, çağdaşlık adına, ‘irtica’ diye yaftaladıkları millî ve medeniyet değerlerimize karşı yaptılar.

Yasakların sıradan, özgürlüklerin sıra dışı olduğu, ülkenin ve milletin karanlığa itildiği dönem, zamanın oportünist cumhurbaşkanı ağzından ‘İşte çağdaş Türkiye bu’ diyerek takdim edildi.

28 Şubatçıların zorbalığından en fazla etkilenen sendika olarak, milletten, haktan, emekten yana onurlu, dik duruşumuzdan taviz vermedik; yasakçı zihniyet ve tutumlara karşı alanlarda sıkı bir mücadele verdik. Süreçten olumsuz etkilenenlerin mağduriyetlerinin giderilmesi için yoğun çalışmalar yaptık, yapmaya da devam ediyoruz.

28 Şubat darbecileri ihanetlerinin bedelini ödediler; yargılandılar. İhanetin elebaşı kimi sözde generaller ve diğer çete üyeleri, rütbeleri sökülerek, hapsi boyladılar. Ceza olarak bu aşağılanmadan daha kötüsü, milletin vicdanında mahkûm olmalarıdır. Onları ne millet ne tarih ne hakikat affedecektir. Milletimiz onları ‘bin yıl sürecek’ utanca mahkûm etmiştir.

Eğitim-Bir-Sen olarak, özellikle medya, siyaset, finans ve ekonomi ayaklarının tamamıyla aydınlığa kavuşturulmasının, 28 Şubat’a ve darbelere karşı direnç ve direniş bilincini artıracağına inanıyoruz.

Biz her zaman sivil iradeden, özgürlüklerden ve adaletten yana olduk. Bunun için 28 Şubat’la hesaplaşmanın, yasakların kaldırılmasının, özgürlük alanlarının genişletilmesinin mücadelesini verdik. Aynı azim ve kararlılıkla vesayete, darbeci güçlere karşı mücadeleyi, aynı ülke acıları bir daha yaşamasın diye sürdürdük, sürdüreceğiz. 29 yıl geçse de milletimize büyük ezalar çektirmiş ve büyük kayıplara yol açmış 28 Şubat darbesini unutmayacak, unutturmayacağız.

{ "vars": { "account": "G-DWD9KP42D3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } < type="adsense" data-ad-client="ca-pub-7735276658433681">