Tarihimize "postmodern darbe" olarak geçen, milletimizin inancına, değerlerine ve siyasi iradesine kasteden 28 Şubat müdahalesinin 29. yıl dönümündeyiz. Arkasına emperyalist güçleri, yaşadığı ülkeye yabancılaşmış ve mankurtlaşmış sermaye baronlarını, rektörleri, sözde sendikacıları, meslek örgütlerini, bazı yüksek yargı mensuplarını ve medyayı alarak, "bin yıl sürecek" bir vesayet düzeni kurma hülyasına kapılanların bu karanlık hayalleri, aziz milletimizin iradesiyle tarihin çöplüğüne atılmıştır.
28 Şubat; sadece bir askeri darbe değil, aynı zamanda on binlerce öğrencinin eğitim hakkının çalındığı, binlerce kamu görevlisinin soruşturmalarla baskılanıp mesleğinden edildiği, 6 milyon kişinin "Batı Çalışma Grubu" eliyle fişlenerek "sakıncalı" ilan edildiği, dindar insanların cadı avına maruz bırakıldığı, vakıfların derneklerin kapatıldığı, Anadolu sermayesinin çökertildiği ve ekonomimizin hortumlarla ve peşkeşlerle 381 milyar dolar zarara uğratıldığı bir yıkım süreciydi. O karanlık günlerde bir takım sözde sivil toplum kuruluşları darbeye omuz verirken, üniversitelerde kurulan "ikna odaları" adındaki işkencehanelerde başörtülü öğrenciler psikolojik baskılara maruz kalmış, katsayı zulmü ile İmam Hatipli gençlerimizin geleceğine kast edildi.
Bizler, Memur-Sen ailesi olarak, o süreçte "kamusal alan" yalanıyla inanç özgürlüğünü yok sayan 28 Şubat düzenine karşı nasıl "Özgürlük İçin 10 Milyon İmza" diyerek direndiysek, bugün de aynı kararlılıkla milli iradenin yanındayız. Ancak, 29 yıl geçmiş olmasına rağmen, bu süreçle ilgili tam bir "hesaplaşma” sağlanması, geleceğimiz adına hayati önem taşımaktadır. Darbenin askeri ayağı yargı önünde hesap verse de darbenin sivil ve bürokratik ayağıyla tam manasıyla hesaplaşılmamış olması, vesayetle mücadele açısından ciddi bir eksikliktir. 15 Temmuz süreci bize bu eksikliği ayan beyan ortaya koymuştur.
28 Şubat asla unutulmamalı, unutturulmamalı, yeni nesillere anlatılmalıdır. Nitekim bunun ne kadar önemli olduğu, son zamanlarda 28 Şubat zihniyetiyle hareket eden belli kesimlerin laikliğin ardına gizlenerek okullarımızda düzenlenen Ramazan etkinliklerine karşı laiklik bildirileri yayınlama aymazlığında görülmektedir. Bu kesimler her fırsatta laikliği, inanç özgürlüğünü güvence altına alan bir ilke olmaktan çıkarıp, toplumu dizayn etmenin ve milletin değerlerine, bilhassa İslam’a yönelik nefretin aracı haline getirmektedir. Açıktır ki 28 Şubat’ın aziz milletimiz tarafından tarihin çöp tenekesine atılmış olması, bu kesimlerin heveslerini kursaklarında bırakmıştır. Bilinmelidir ki bu millet bir daha 28 Şubat’ların yaşanmasına müsaade etmeyecek, 28 Şubat zihniyetine fırsat vermeyecektir.
Farklı zamanlarda hazırladığımız raporlarımızda da vurguladığımız üzere Memur-Sen olarak tekrar ifade ediyoruz ki;
- Geleceğimize sahip çıkmak adına 28 Şubat sürecinin sivil ve bürokratik ayağıyla hesaplaşılmalıdır.
- 28 Şubat’ın bazı mağduriyeti giderilememişler açısından da son bulması için mağduriyetler giderilmeli, haklarına kavuşamamış tek bir kişi bile kalmamalıdır.
- Bunu gerçekleştirmek için önerimiz sosyal paydaşların da içinde bulunacağı bir komisyon eliyle, o dönemin gölgede kalmış tüm mağduriyetlerinin tespit edilip tazmin edilmesidir.
Biz, Büyük Memur-Sen ailesi olarak darbeci zihniyeti unutmayacak, unutturmayacak ve "sivil iradeyi" her zaman ve zeminde savunmaya devam edeceğiz. Milli iradeye sahip çıkan, baskılara boyun eğmeyen ve bu uğurda bedel ödemekten geri durmayan, vesayeti direnişiyle ortadan kaldıran aziz milletimizin her bir ferdini selamlıyoruz.


