Türkiye’de kamu emekçileri ve işçiler yalnızca maaşların enflasyon karşısında eridiği derin bir ekonomik krizle değil; hakların gasp edildiği, sendikal özgürlüklerin budandığı ve grev hakkının fiilen ortadan kaldırıldığı çok yönlü bir siyasal kuşatmayla karşı karşıyadır. Bugün yaşadığımız yoksulluk tesadüfi değil; bilinçli bir siyasal tercih, bir yönetme ve itaat üretme aracıdır.
Emekçilerin geçim mücadelesi her geçen gün ağırlaşmakta; eğitim, sağlık, barınma ve beslenme gibi en temel haklar dahi erişilemez hale gelmektedir. Bu tablo yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda derin bir demokrasi krizidir. Hukukun keyfileştiği, adalet duygusunun aşındığı, emekçilerin iradesinin yok sayıldığı bir düzende ne insanca bir yaşam mümkündür ne de kalıcı bir toplumsal barıştan söz edilebilir.
Kamu emekçileri, siyasal iktidarın krizi yönetme tercihlerinin bedelini bilinçli biçimde yoksullaştırılarak ödemeye zorlanmaktadır. Hakem Kurulu dayatmasıyla sonuçlanan toplu sözleşme süreci, TÜİK’in gerçeklerle bağdaşmayan enflasyon verileri ve ardından gelen göstermelik maaş artışları; yoksulluğun artık kurumsallaştırıldığını açıkça göstermektedir.
Maaşlar daha cebe girmeden kiraya, faturalara, vergilere ve zam yağmuruna gitmekte; eğitim ve bilim emekçileri her ay biraz daha yoksullaşmaktadır. Buna karşın sermaye teşvikleri, faiz ödemeleri ve rant projeleri için kamu kaynakları sınırsızca seferber edilmektedir.
Eğitim Sen olarak biliyoruz ki bugün sahip olduğumuz hiçbir hak, salonlarda lütfedilmemiştir. Haklarımız; fiili, meşru ve demokratik mücadelelerle kazanılmıştır. Bu mücadele geleneği yalnızca geçmişin mirası değil; bugünün ve yarının pusulasıdır.
Biliyoruz ki saldırılar sürecektir. Emekçileri yoksulluğa, güvencesizliğe ve biata mahkûm etmek isteyen bu düzen; ancak geri adım atmadığımızda durdurulabilir. Bu nedenle mücadeleyi büyütmek, işyerlerinde örgütlemek, alanları doldurmak ve sesimizi yükseltmek; yalnızca sendikal değil, demokratik ve tarihsel bir sorumluluktur.
Bu mücadele yalnızca bugünün değil; demokratik, eşit ve barış içinde bir geleceğin mücadelesidir. Mücadele ertelenemez. Çünkü bugün ertelenen mücadele, yarın çok daha ağır bedellerle karşımıza çıkar.
Taleplerimiz nettir:
- Gelir vergisi dilimleri %10’da sabitlensin. Maaşlarımız yılın ortasında vergiyle kuşa çevrilmesin.
- Enflasyon farkı aylık olarak maaşlara yansıtılsın. Geçim kaybı bir sonraki aya bırakılmadan telafi edilsin.
- Tüm kamu emekçilerine en az %20 ek zam yapılsın. Emeğimizin değeri insanca yaşamaya yetecek düzeye çıkarılsın.
- Ek ders ücretleri en az iki katına çıkarılsın. Ek ders, ek sömürü değil; karşılığı ödenen emek olsun.
- TYMM kapsamında getirilen öğrenci gelişim raporu ve benzeri tüm angarya uygulamalar iptal edilsin. Eğitim emekçileri veri girişi memuru değildir.
- Ek ders, seyyanen zam, tazminat ve tüm yan ödemeler taban aylığa yansıtılsın. Emekliliğe yansımayan ücret artışlarına son verilsin.
- Yükseköğretim tazminatı ve geliştirme ödeneği, tüm yükseköğretim emekçilerine ödensin.
- Tüm idari, teknik ve yardımcı hizmet emekçilerine 3600 ek gösterge verilsin.
- Haksız ve hukuksuz biçimde KHK’lerle ihraç edilen tüm arkadaşlarımız görevlerine iade edilsin.
- Kadınlara yönelik şiddete, tacize ve katliamlara karşı yaşamlarımıza ve haklarımıza sahip çıkılsın. ILO’nun 190 sayılı “İş Yerinde Şiddet ve Tacizin Önlenmesi” sözleşmesi imzalansın.
Ayrıca;
- Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik uygulamalarına son verilmeli, kadrolu ve güvenceli istihdam esas alınmalıdır.
- Eğitim emekçileri üzerindeki performans, denetim ve baskı politikaları kaldırılmalı; mesleki özerklik güvence altına alınmalıdır.
- Kamusal, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitim anlayışı eğitim sisteminin temel ilkesi haline getirilmelidir.
- Eğitimde tasarruf politikaları terk edilmeli; nitelikli, eşit ve kamusal bir eğitim için gerekli bütçe ayrılmalıdır.
- Demokratik bir çalışma yaşamı için grevli toplu sözleşmeli, özgür pazarlık hakkı içeren bir sendika yasası çıkarılsın.
Bugün ortaya koyduğumuz irade; yoksulluğa, güvencesizliğe, angaryaya ve dayatılan geleceksizliğe karşı örgütlü mücadelenin açık ilanıdır. Yoksulluğa ve güvencesizliğe mahkûm edilmeye karşı üretimden gelen gücümüzü kullanarak 14 Ocak’ta iş bıraktık, emeğin örgütlü gücünü alanlara taşıdık.
Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!
Yaşasın Eğitim Sen!
Yaşasın KESK !
KESK üyeleri ülke genelinde iş bıraktı: "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz!", "Zafer direnen emekçinin olacak!"
KESK üyeleri, tüm illerde EK ZAM, 3600 ek gösterge, çalışma yaşamının demokratikleştirilmesi, ilave seyyanen ödeneğin taban maaşlarına yansıtılması, ilave seyyanen ödenek tutarının mevcut emekli aylıklarına eklenmesi, mülakatın kaldırılması ve en düşük kamu emekçisi maaşının yoksulluk sınırı üzerine çıkarılması talepleriyle bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirdi. G(Ö)REVDEYİZ şiarıyla işyerleri önünde ve alanlarda basın açıklamaları gerçekleştirdi.
Ankara'da ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde gerçekleştiirlen basın açıklamasıyla iktidarın ekonomi politikaları protesto edildi. Burada açıklama yapan KESK Eş Başkanı Ayfer Koçak, "Kamu emekçileri olarak 2026’ya taban aylıklarımıza yapılacak bin TL seyyanen artış dâhil ortalama yüzde 12,5 maaş zammı ile girdik. Buna karşın 1 Ocak’tan itibaren toplu taşımadan, sağlıkta katılım paylarına, kiradan köprü ve otoyol geçiş ücretlerine kadar her kaleme bizim maaşlarımıza yapılan artışın en az iki katı kadar zam yapıldı" dedi.
Açıklama metni ile illerden yapılan eylem fotoğrafları aşağıdadır:
Geçinemiyoruz! Emeğimizin Karşılığını İstiyoruz!
İNSANCA BİR YAŞAM İÇİN BUGÜN HİZMET ÜRETMİYORUZ!
Hepimizin hak ettiği insanca yaşam koşulları için bugün en temel hakkımızı, üretimden gelen gücümüzü kullanıyor, iş bırakıyoruz.
Emeğimizin karşılığı için ülkenin dört bir yanında g(ö)revdeyiz!
Bize neden iş bırakıyorsunuz? Ne talep ediyorsunuz? Diye soranlara cevabımız nettir.
Yıllardır ‘geçinemiyoruz’ diye haykırıyoruz. Ancak ülkeyi yönetenler bu haykırışa kulak tıkıyorlar. Duymazdan geliyorlar.
Geçinemiyoruz! Çünkü:
· TÜİK’in sahte verilerine göre bile en yüksek enflasyon sırlamasında dünya beşinciliğine yükselen bir ülkede yaşıyoruz.
· Genel enflasyondan gıdaya, kiradan eğitime enflasyonun her türünde AB ve OECD ülkeleri içinde açık ara birinci sırdayız.
· AB ülkelerinin yıllık enflasyonu bizde sadece bir ayda yaşanıyor.
Buna rağmen her yıl aynı tablo ile karşılaşıyoruz. Maaşlarımız Merkez Bankası’nın hiçbir zaman tutmayan enflasyon tahminine, TÜİK’in sahte verilerine göre arttırılıyor.
En son 5 Ocak’ta açıklanan TÜİK verilerine göre maaşlarımız Ocak ayından itibaren yüzde 18,60 aratacak. Ama bununun içinde enflasyon farkı da var. Yani her defasında yaptıkları şeyi tekrar ediyorlar. Yaşadığımız gerçek enflasyonun yarısına denk gelmeyen verileri altışar aylık dilimler halinde enflasyon farkı, maaş zammı diye yutturuyorlar.
Dolayısıyla gerçek tablo şudur: Kamu emekçileri olarak 2026’ya taban aylıklarımıza yapılacak bin TL seyyanen artış dâhil ortalama yüzde 12,5 maaş zammı ile girdik.
Buna karşın 1 Ocak’tan itibaren toplu taşımadan, sağlıkta katılım paylarına, muayene ücretlerinden köprü ve otoyol geçiş ücretlerine kadar her kaleme bizim maaşlarımıza yapılan artışın en az iki katı kadar zam yapıldı.
Kiralara maaş artışımızın neredeyse 3 katı, %35 zam yapıldı.
Tablo çok net: Aralıkta 55 bin lira maaş alan bir memur, 25 bin lira kira ödüyordu. Ocak’ta maaşı enflasyon farkı dâhil 66 bin lira oldu. Ama kirası 33 bin 720 liraya çıktı! Yani maaş zammı diye verilenin çoğu kiraya gitti. Kalanı ise adaletsiz gelir vergisi dilimleri ile lime lime edilecek. Cebimize girmeden vergiye gidecek, buharlaşacak.
Tekrar ediyoruz. Bu tablo ile ilk defa karşılaşmıyoruz. “Toplu sözleşme” adı altında her seferinde sergilenen danışıklı dövüş oyunlarının faturası daha fazla yoksulluk, daha fazla güvencesizlik olarak bizlere kesiliyor.
Öte yandan bu tablo sadece iktidarın eseri değildir. Bu tabloda yıllardır bir sendikadan öte iktidarın memur kolları gibi faaliyet yürütenlerin de önemli payı vardır.
Hatırlayalım, yandaş konfederasyon sözcüleri daha bu Ağustos’ta KESK olarak bizim en başından beri söylediğimiz şeyleri tekrar ettiler mi? “Hakem Kurulu işverenin noterine dönüşmüştür. Bu kuruldan memurların lehine bir şey çıkmaz” dediler mi? Bu nedenle Hakeme başvurmayacaklarını açıkladılar mı?
Ama ne yaptılar? Sözlerini unutup, çağrılır çağrılmaz nefesi Hakem Kurulu toplantısında aldılar. Süreci parlamentodaki bütçe görüşmelerine kadar sürdürme, o zamana kadar tüm kamu emekçilerinin ortak talepleri için hep birlikte mücadele etme çağrılarımıza kulak tıkadılar. İşverenin noteri dedikleri Hakem Kurulu toplantısına katıldılar. İş işten geçtikten sonra da kalkıp “biz oy kullanmadık” diyerek kendilerini aklamaya çalıştılar.
Tüm bunlar nafile çabalardır. Hepimiz biliyoruz ki bugün içinde bulunduğumuz tablo iktidar, yandaş konfederasyonlar ve Hakem Kurulundan oluşan ittifakın ortak eseridir.
Bizler hangi sendikanın üyesi olursak olalım günden güne daha fazla yoksullaşırken iktidar sözcüleri bozuk bir plak gibi aynı nakaratı tekrarlayıp duruyorlar.
“İşçimizi, memurumuzu, emeklimizi enflasyona ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz” diyorlar.
“Eski Türkiye devri bitti. Yeni Türkiye dönemine geçtik” diyorlar.
Oysa bu ülkenin emeği ile geçinen tüm kesimleri gibi bizler de eski günlerimizi arar hale geldik.
· En düşük maaşımızla 10 yıl önce 17 adet çeyrek altın alınırken bugün 6 adet bile alınamıyor.
· 10 yıl önce kiraya maaşımızın dörtte biri yetiyordu. Bugün yarısı bile yetmiyor.
· 25 yıl önce emekli olduğumuzda ikramiyemiz ile ortalama standartlarda bir ev alabiliyorduk. Bugün 10 yaşında ikinci el bir otomobil bile alamıyoruz.
· 25 yıl önce ortalama emekli aylığımız asgari ücretin 2 katıydı. Bugün asgari ücretin dahi altına inmiş durumda.
· Geldiğimiz noktada sadece asgari ücret değil, en düşük memur emeklisi aylığı da tarihimizde ilk defa açlık sınırının altında kaldı. Ortalama maaşlarımız yoksulluk sınırının yarısına geriledi.
PEKİ, BU NOKTAYA NASIL GELDİK?
Çünkü ülkeyi yönetenler yıllardır biz ne zaman emeğimizin karşılığını istesek ‘kaynak yok’ diyorlar. “Bütçe imkânlarımız kısıtlı” diyorlar.
Oysa sorun kaynak sorunu değil, kaynakların kimin için harcandığı sorunudur.
Son bütçede bir kez daha gördük. Tüm vergi yükünü yine bizlerin omuzlarına yıktılar.
Buna karşın bizden, halktan toplanan her 100 TL verginin:
· 20 TL’sini yabancı ve yerli mali oligarşiye faiz olarak
· 5 TL’sini patronlara teşvik, prim desteği, katkı olarak
· En az 16 TL’sini silah tüccarlarına, tekellerine “savunma ve güvenlik harcaması” olarak
· 3 TL’sini ise yandaş müteahhitlere dolar cinsinden hazine garantisi olarak ayırdılar.
· Ülkenin temel sorunlarına ayırdıkları kaynak ise devede kulak bile değil. Toplanan her 100 TL verginin; sadece 4 TL’si yoksullukla mücadeleye, 3 TL’sini istihdama, 3 TL’sini tarıma, sadece 62 Kuruşunu hukuk ve adalete, 11 Kuruşunu bağımlılıkla mücadeleye, 6 Kuruşunu kadının güçlenmesi programlarına ayırmakla yetindiler.
· İki işçiden birisine açlık sınırının altında kalan bir asgari ücreti reva görüyorlar. Ama bu yıl yerli ve yabancı sermayeye dakikada tam 186 asgari ücret tutarında faiz verecekler.
· En düşük emekli aylığını, sefalet harçlığı verir gibi 20 bin TL’ye çıkarmakla övünüyorlar. “Daha fazlasını hazine kaldırmaz” diyorlar. Ama aynı hazineden bu yıl sermayeye, patronlara teşvik olarak dakikada tam 70 emekli aylığı verecekler.
· Müjde veriri gibi “Memur maaşını yüzde 18,6 arttırdık. En düşük memur maaşı eş ve çocuk yardımı dâhil 61 bin 500 TL oldu" diyorlar. Ama bütçeden bu yıl savunma ve güvenlik’ adı altında silahlanmaya dakikada tam 66 memur maaşı harcayacaklar.
Dolayısıyla tekrar altını çiziyoruz. Bu ülkenin işçisine, asgari ücretlisine, emeklisine, kamu emekçisine insanca yaşam koşulları sunmak için yeterince kaynağı vardır. Ama bu kaynaklar çalışanlara, yoksullaştırılan halka değil, bir avuç asalağa faiz, teşvik, hazine garantisi olarak aktarılmaktadır.
Yıllardır bizi yoksullaştıranlar, bir avuç azınlığı zenginleştiriyor. Hem de bunu bizim vergilerimizle, bizim soframızdan çalınanlarla yapıyorlar.
Üstelik antidemokratik uygulamalarla, baskıyla, yasakla, korkuyla bu düzene razı olmamızı istiyorlar. Bizleri biat eden modern kölelere dönüştürmeye çalışıyorlar.
Bir avuç azınlığın lehine olan bu tabloyu biz yaratmadık.
Biz kapıkulu değiliz! Biz kamu emekçisiyiz!
Tüm baskılara karşı emeğimizin ve irademizin değersizleştirilmesine dur demenin zamanıdır.
İşte bunun için;
%20 EK ZAM HEMEN ŞİMDİ!
· Maaşlarımızda hemen şimdi, Ocak ayından itibaren ek %20 artış yapılmasını istiyoruz.
· 2023 Temmuzdan itibaren hayata geçirilen “İlave seyyanen ödeneğin taban maaşlarımıza yansıtılmasını istiyoruz.
· Verilen sözlerin gereğinin yerine getirilmesini istiyoruz. Tüm kamu emekçilerine 3600 ek gösterge, ilave seyyanen ödenek tutarının mevcut emekli aylıklarına eklenmesini, mülakatın kaldırılmasını istiyoruz.
· Haziran ayına kadar 4688 sayılı yasa başta olmak üzere mevcut mevzuatın Grevli Toplu Pazarlık hakkımızın önündeki engellerin kaldırılmasını temel alan bir noktadan evrensel sendikal normlarla uyumlu hale getirilmesini istiyoruz.
· En geç Haziran ayı sonunda gerçek bir toplu pazarlık masası kurulmasını istiyoruz.
· En düşük kamu emekçisi maaşının yoksulluk sınırı üzerine çıkarılmasını, kira, kreş ve yol desteği istiyoruz.
Biliyoruz ki; sadece bizler değil, toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan tüm emekçi sınıflar, sefalete itilenler, ötekileştirilenler hepimize yoksulluk, güvencesizlik ve baskıdan başka bir şey vaat etmeyen bu düzenden bıkmış, usanmış durumda.
Biliyoruz ki; milyonlar bu baskı ve sömürü düzenin değişmesini istiyor.
Etrafını bu umutla izliyor.
Ama yine hepimiz biliyoruz ki sadece istemek, umut etmek yetmez.
Asıl olan değiştirmek için mücadele etmektir.
Bunun için tüm kamu emekçilerini hepimize dayatılan yoksulluğun ortağı olmamak için mücadele alanlarına, KESK’te örgütlenmeye çağırıyoruz.
İşçisinden emeklisine, asgari ücretlisinden gencine, kadınına kadar tüm kesimleri insanca yaşayacak ücret, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza vermeye davet ediyoruz.
Bugün susarsak yarın geç kalırız!
Bugün durursak yarın yok sayılırız!
Kurtuluş yok tek başına!
Ya hep beraber ya hiçbirimiz!
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Yaşasın KESK!