Genel Başkanımız Türkeş Güney; “Çalışma Hayatında Dijital Dönüşüm” gündemiyle düzenlenen 14. Çalışma Meclisi Toplantısı’na katıldı.
Panelde "DİJİTALLEŞMENİN KAMU ÇALIŞMA HAYATINA ETKİLERİ" başlıklı konuşmasında;
İnsanlık tarihi, büyük kırılmalarla ilerlemiş; her köklü dönüşüm, beraberinde yeni imkânlar kadar ciddi sancılar da üretmiştir.
Bugün içinde bulunduğumuz dönem de böylesi bir eşiktir.
Dünya, yalnızca teknolojik değil; ekonomik, toplumsal ve siyasal sonuçları olan yeni bir çağın eşiğinde durmaktadır.
18. yüzyılın ilk çeyreğinde buhar makinesinin icadıyla başlayan sanayileşme süreci, yalnızca üretim biçimlerini değil; devletlerin yapısını, toplumların sınıfsal dengelerini ve çalışma hayatının doğasını da köklü biçimde değiştirmiştir.
Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş sürecinde ortaya çıkan adaletsiz paylaşım, uzun ve sert toplumsal mücadelelerin ardından; demokrasi, insan hakları, sosyal devlet, sendikal örgütlenme ve toplu sözleşme gibi kavramlarla kısmen dengelenebilmiştir.
Bu yönüyle sendikacılık, yalnızca bir hak arama biçimi değil; Sanayi Devrimi’nin yarattığı eşitsizliklere karşı toplumun geliştirdiği tarihsel bir denge mekanizmasıdır.
Sendikal hareket, içinde doğduğu toplumsal koşulların bir ürünü olduğu kadar, o koşulları dönüştüren asli aktörlerden biri olmuştur.
Elektrik enerjisinin üretim süreçlerine girmesiyle seri üretime geçilmiş; bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle otomasyon yaygınlaşmıştır.
Bugün ise siber-fiziksel sistemler, otonom karar alabilen yapay zekâ uygulamaları ve nesnelerin interneti ile birlikte Sanayi Devrimi dördüncü aşamasına ulaşmıştır.
Artık yalnızca makineler değil, makinelerin karar verme yeteneği de tartışma konusudur.
Üretim sistemlerindeki bu dönüşüm; devletlerin ekonomi politikalarını, çalışma ilişkilerini, hukuki altyapılarını ve gelirin paylaşım biçimlerini doğrudan etkilemektedir.
Almanya Federal Hükümeti tarafından ortaya konulan ve bilgi teknolojileri ile üretim teknolojilerini bütünleştirmeyi amaçlayan Endüstri 4.0 yaklaşımı, bu nedenle yalnızca teknik bir proje değil; küresel ölçekte siyasal ve sosyal tartışmaları da beraberinde getiren bir paradigma değişimidir.
Açıkça görülmektedir ki Endüstri 4.0 süreci, önceki sanayi devrimlerinden farklı olarak daha yumuşak ve zamana yayılan bir dönüşüm değildir.
Akıllı teknolojiler ve yapay zekâ uygulamaları; üretim, iş, meslek ve çalışan kavramlarını kökten değiştirmeye adaydır.
Bu süreç; •Sürücüsüz araçları, •Kendi kendine düşünen ve karar veren sistemleri, •Tam otomasyona dayalı üretim, depolama ve lojistik süreçlerini, •Maliyetlerin ciddi biçimde düşmesini, •Daha az çalışanla daha fazla üretimi, •Uzmanlaşmış iş gücüne olan ihtiyacın artmasını, •Birçok geleneksel mesleğin ortadan kalkmasını, •Yeni meslek alanlarının doğmasını, •İnsan emeğine olan ihtiyacın azalmasına bağlı olarak istihdamın daralmasını, •Uzaktan ve esnek çalışma modellerinin yaygınlaşmasını, •Çalışma sürelerinin yeniden tanımlanmasını, •Kamu hizmeti ve kamu yönetimi anlayışının değişmesini, •İnsan–yapay zekâ birlikteliğine dayalı yeni iş ilişkilerinin ortaya çıkmasını beraberinde getirmektedir.
Üstelik bugün henüz öngöremediğimiz pek çok dönüşüm de bu sürecin içindedir.
Çünkü insanlık, tarihinde ilk kez kendisinden daha hızlı düşünen ve öğrenen bir sistemle karşı karşıyadır.
Bu nedenle yapay zekânın, otonom sistemlerin ve dijitalleşmenin; kamu yönetimine, çalışma hayatına, hukuk düzenine, ekonomik ve sosyal politikalara nasıl yansıyacağının tespiti artık bir akademik merak değil, hayati bir zorunluluktur.
Dijital dönüşümün en belirgin etkilerinin hissedileceği alanlardan biri hiç kuşkusuz kamu çalışma hayatı olacaktır.
Kamu hizmetlerinin niteliği, sunum biçimi ve bu hizmetleri yürüten kamu görevlilerinin rolü, dijitalleşme süreciyle birlikte köklü bir değişim sürecine girmektedir.
Öncelikle kamu hizmetlerinde iş yapma biçimi değişmektedir. Evrak temelli, hiyerarşik ve zaman alan süreçlerin yerini; dijital platformlar, e-devlet uygulamaları, otomatik karar destek sistemleri ve yapay zekâ temelli yazılımlar almaktadır.
Bu durum, kamu hizmetlerinin daha hızlı ve düşük maliyetle sunulmasını mümkün kılarken; kamu çalışanlarının görev tanımlarının da yeniden yapılmasını zorunlu hale getirmektedir.
Dijitalleşme süreciyle birlikte; Klasik memuriyet anlayışı dönüşmekte, rutin ve tekrara dayalı işler giderek otomasyona devredilmektedir.
Evrak, arşiv, yazı işleri, veri girişleri gibi alanlarda insan emeğine duyulan ihtiyaç azalmakta; bu alanlarda çalışan kamu görevlileri için mesleki gelecek belirsizleşmektedir.
Buna karşılık veri analizi, yazılım, siber güvenlik, dijital denetim, yapay zekâ yönetimi gibi alanlarda yeni uzmanlık ihtiyaçları doğmaktadır.
Bu dönüşüm, kamu istihdamında nitelik temelli bir ayrışma riskini de beraberinde getirmektedir.
Dijital becerilere sahip kamu çalışanları ile bu dönüşüme uyum sağlayamayanlar arasında yeni bir eşitsizlik hattı oluşma tehlikesi bulunmaktadır.
Bu durum, kamuda gelir dağılımı, kariyer imkânları ve statü farklılıklarını derinleştirebilir.
Öte yandan dijitalleşme; •Uzaktan çalışma, •Esnek mesai, •Performans odaklı değerlendirme, •Proje bazlı görev dağılımı gibi uygulamaların kamuda daha fazla tartışılmasına yol açmaktadır.
Bu yeni çalışma modelleri, doğru düzenlenmediği takdirde; çalışma sürelerinin belirsizleşmesi, iş-özel hayat dengesinin bozulması ve güvenceli istihdam anlayışının zayıflaması riskini de barındırmaktadır.
Ayrıca dijitalleşme, kamu çalışanları açısından yeni denetim ve gözetim biçimlerini de gündeme getirmektedir.
Performans ölçümleri, algoritmik değerlendirmeler ve dijital izleme araçları; kamu görevlilerinin emeğini nesnel ölçütlerin ötesinde, sayısal verilerle sınırlandırma tehlikesi taşımaktadır.
Bu durum, insan unsurunu geri plana iten mekanik bir kamu yönetimi anlayışının önünü açabilir.
Dijital kamu yönetiminin bir diğer önemli boyutu da hukuki sorumluluk alanıdır.
Yapay zekâ destekli karar sistemlerinin kullanıldığı bir kamu düzeninde;
Hatalı kararın sorumluluğu kime ait olacaktır?
İdarenin kusuru nasıl belirlenecektir?
Kamu görevlisi, algoritmanın verdiği karardan ne ölçüde sorumlu tutulacaktır?
Bu sorular, mevcut mevzuatın dijital çağın ihtiyaçlarına cevap vermekte yetersiz kaldığını açıkça göstermektedir.
Sendikal açıdan bakıldığında ise dijitalleşme, kamu çalışanlarının örgütlenme biçimlerini ve sendikal temsil modellerini de etkilemektedir.
Fiziksel işyerlerinin yerini dijital çalışma ortamlarının alması, klasik sendikal iletişim ve örgütlenme yöntemlerini zorlamaktadır. Bu nedenle sendikalar, dijital çağın koşullarına uygun yeni temsil ve katılım mekanizmaları geliştirmek zorundadır.
Türkiye Kamu-Sen olarak bizim yaklaşımımız nettir:
Dijitalleşme, kamu hizmetlerini güçlendiren bir araç olmalı; kamu çalışanlarını güvencesizleştiren bir tehdide dönüşmemelidir.
Teknoloji, insanın yerine değil; insan için kullanılmalıdır.
Bu nedenle dijital dönüşüm sürecinde;
•Kamu çalışanlarının mesleki dönüşümüne yönelik sürekli eğitim programları hayata geçirilmeli,
•Hiçbir kamu görevlisi dijitalleşme gerekçesiyle sistem dışına itilmemeli,
•Yeni çalışma modelleri güvenceli istihdam ilkesi temelinde düzenlenmeli,
•Performans ve denetim mekanizmaları insan onurunu ve emeğin değerini esas almalıdır.
Dijitalleşmenin yönü kader değildir. Onu hangi değerlerle yönettiğimiz belirleyicidir. Kamu çalışma hayatının geleceği; teknolojinin hızına değil, insan merkezli politikalara bağlıdır.
Bu çerçevede; •Eğitim sisteminin yeni üretim modellerine uyarlanması, •Hukuki altyapının geleceği gözeterek yeniden düzenlenmesi, •Yeni istihdam ve meslek geçiş programlarının oluşturulması, •Yeni örgütlenme ve sendikal temsil modellerinin geliştirilmesi,
•İnsan odaklı bir istihdam piyasasının inşa edilmesi, •Kaybolacak mesleklerle doğacak yeni mesleklerin analiz edilmesi, •Yapay zekânın toplumsal yapı üzerindeki etkilerinin hesaplanması, •Kamu hizmetlerinin ve kamu yönetiminin geleceğinin planlanması gerekmektedir.
Bu başlıkların; bürokratlardan akademisyenlere, siyasetçilerden sendikalara, işçilerden işverenlere, uluslararası kuruluşlardan sivil topluma kadar tüm sosyal tarafların katılımıyla, sürekli ve kurumsal bir platformda ele alınması zorunludur.
Bu çalışmalar sonucunda; •Dijital dönüşümün Türkiye işgücü piyasaları açısından doğurduğu fırsat ve riskler ortaya konulmalı, •Otomasyona en duyarlı meslek grupları belirlenmeli, •Yeni meslek alanlarına ilişkin toplumsal farkındalık artırılmalı, •İstihdam dışına düşme riski taşıyan çalışanlar için yeniden beceri kazandırma programları oluşturulmalı, •Fiziksel ve bilgi güvenliği risklerine karşı koruyucu politikalar geliştirilmelidir.
Türkiye Kamu-Sen olarak bizler, yol gösteren sendikacılık anlayışımız çerçevesinde; bu büyük dönüşüm sürecinin çalışma hayatında yeni mağduriyetler üretmeden yönetilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Bu nedenle Sendika 4.0 yaklaşımını bir tercih değil, tarihsel bir sorumluluk olarak görüyoruz.
Memur sendikalarına üyeliğin “e üyelik” sistemine geçilerek e-Devlet üzerinden yapılabilmesini talep ediyoruz. Bu düzenleme, sendika üyelik süreçlerinde şeffaflığı, erişilebilirliği ve idari kolaylığı sağlayacaktır. Kağıt, kargo ve zaman açısından oluşan yük kalkmış olacaktır.
Endüstri 4.0 süreci, sendikal hareket için aynı zamanda bir sınavdır.
Eğer bu dönüşüm doğru okunamazsa, örgütlü toplum zayıflayacak; emek daha da yalnızlaşacaktır. Ancak doğru politikalarla, dijital çağın sendikacılığı yeniden inşa edilebilir.
Bizim hedefimiz; teknolojiyi reddeden değil, insan onurunu merkeze alarak yöneten bir çalışma hayatıdır.