Memur-Sen, 43. Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi (KİK) Toplantısı’na Katıldı Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi (KİK) Toplantısı, Ankara’da gerçekleştirildi. Toplantıya Genel Başkanımız Ali Yalçın ve Genel Başkan Yardımcımız ve ILC Genel Sekreteri Hamza Öksüz ile beraberindeki heyet katılım sağladı. Türkiye-AB ilişkileri kapsamında düzenlenen toplantıda; sosyal diyalog, dijital ve yeşil dönüşüm, yapay zekâ, KOBİ’lerin dayanıklılığı, göç, sosyal politika ve çalışma hayatına ilişkin güncel başlıklar ele alındı. Toplantı sonunda ortak bildiri oy birliğiyle kabul edildi. Memur-Sen olarak, Türkiye-AB ilişkilerinin yalnızca teknik ve ekonomik boyutlarıyla değil; sosyal adalet, çalışma hayatında standartların yükseltilmesi, sendikal hakların geliştirilmesi ve sosyal diyaloğun güçlendirilmesi ekseninde ilerlemesi gerektiğini vurguladık. Bu kapsamda, 19. Fasıl (Sosyal Politika ve İstihdam) ile 24. Fasılın (Adalet, Özgürlük ve Güvenlik) açılmasının önemine dikkat çektik.
Toplantının sonunda kabul edilen ortak bildiride; Türkiye-AB ilişkilerinde sosyal diyaloğun güçlendirilmesi, taraflar arasındaki güvenin yeniden tesis edilmesi, üyelik perspektifinin desteklenmesi, müzakere sürecinin canlandırılması ve dijital dönüşümün insan, emek ve adalet merkezli bir anlayışla yönetilmesi gerektiği vurgulandı.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki sivil toplum diyaloğunun önemli platformlarından biri olan toplantıda; organize sivil toplumun mevcut jeopolitik gelişmeler karşısındaki rolü, KOBİ'lerin kriz dönemlerindeki dayanıklılığı, yeşil ve dijital dönüşüm, teknolojik gelişmeler, inovasyon, dijital dönüşümün ekonomik ve sosyal etkileri ile sosyal tarafların karar alma süreçlerindeki konumu ele alındı. Program kapsamında ayrıca ortak deklarasyon kabul edilirken yeni çalışma başlıkları da değerlendirildi.
Toplantıda Memur-Sen, Türkiye-AB ilişkilerinin yalnızca teknik, ekonomik ve diplomatik boyutlarıyla değil; sosyal adalet, çalışma hayatında standartların yükseltilmesi, temel hakların geliştirilmesi ve sosyal diyaloğun güçlendirilmesi ekseninde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Ali Yalçın: Türkiye-AB ilişkilerinde sosyal diyalog ve güven yeniden güçlendirilmelidir
43. Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi Toplantısı’na ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ali Yalçın, KİK çalışmalarını Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki diyaloğun sürdürülmesi, sivil toplumun ve sosyal tarafların görüşlerinin karşılıklı olarak paylaşılması bakımından son derece önemli bulduklarını ifade etti.
Türkiye-AB ilişkilerinde üyelik sürecinin uzun süredir beklenen ivmeyi kazanamamasının ve birçok müzakere faslının hâlâ açılmamış olmasının, toplumlar nezdinde güveni ve heyecanı zayıflattığını vurguladı. Bu durumun yalnızca teknik bir gecikme olarak görülemeyeceğini ifade eden Yalçın, müzakere sürecindeki tıkanıklıkların Türkiye-AB ilişkilerinin toplumsal, kurumsal ve stratejik derinliğine zarar verdiğini dile getirdi.
Yalçın, içinde bulunulan dönemde en fazla ihtiyaç duyulan hususun sosyal diyaloğun güçlendirilmesi ve Türkiye ile Avrupa Birliği arasında karşılıklı güvenin yeniden pekiştirilmesi olduğunu belirtti. Bu çerçevede, üyelik perspektifinin güçlendirilmesi, müzakere sürecinin yeniden canlandırılması ve toplumların geleceğini doğrudan ilgilendiren fasıllarda somut adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Yalçın, sivil toplum kuruluşlarına, sosyal taraflara ve meslek örgütlerine önemli bir sorumluluk düştüğünü söyledi. Bu hem Türkiye hem de Avrupa Birliği açısından ortak yarara hizmet edeceğini ifade etti.
Güçlü ekonomi güçlü sosyal korumayla mümkündür
Memur-Sen heyeti; Türkiye-AB ilişkilerinin mevcut seyrinin sahip olduğu potansiyelin gerisinde kaldığına dikkat çekerek, müzakere sürecinin yeniden canlandırılması ve özellikle toplumsal etkisi yüksek fasıllarda somut ilerleme sağlanması gerektiğini ifade etti.
Bu kapsamda, 19. Fasıl olan Sosyal Politika ve İstihdam Faslı'nın açılmasının; insan onuruna yakışır çalışma hayatı, sosyal adalet, sendikal haklar, sosyal koruma, iş sağlığı ve güvenliği, fırsat eşitliği ve sosyal diyalog açısından büyük önem taşıdığı belirtildi.
Memur-Sen tarafından yapılan değerlendirmelerde; dijital dönüşüm, yapay zekâ, platform ekonomisi, yeşil dönüşüm, KOBİ'lerin dayanıklılığı ve sürdürülebilir kalkınma gibi başlıkların sosyal boyuttan bağımsız ele alınamayacağı ifade edilirken, ekonomik büyümenin kalıcı ve anlamlı olabilmesi için sosyal adaletle desteklenmesi gerektiği, güçlü ekonomi ile güçlü sosyal korumanın birbirini tamamlayan unsurlar olduğu vurgulandı.
Toplantıda ayrıca; göç konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulunuldu. Göçün yalnızca güvenlik merkezli bir yaklaşımla ele alınamayacağı belirtilirken; insan onuru, sosyal uyum, kamu hizmetlerinin kapasitesi, eğitim, çalışma hayatı, toplumsal barış ve uluslararası dayanışma boyutlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Bu kapsamda, 24. Fasıl olan Adalet, Özgürlük ve Güvenlik Faslı'nın açılmasının göç yönetimi, iltica, sınır yönetimi, insan ticaretiyle mücadele ve kurumsal iş birliği açısından önemli olduğu kaydedildi.
Türkiye'nin uzun yıllardır milyonlarca göçmene ve uluslararası koruma altındaki kişiye ev sahipliği yaptığı hatırlatılarak, göçün ortak sorumluluk ve dayanışma temelinde ele alınması gerektiği belirtildi. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki iş birliğinin yalnızca düzensiz göçle mücadeleyle sınırlı kalmaması; yasal göç yolları, sosyal uyum, kayıtlı istihdam, sosyal koruma ve göçmenlerin toplumsal hayata katılımı alanlarında da kurumsal zemine taşınması gerektiği ifade edildi.
Hamza Öksüz: Dijital dönüşüm insan ve emek odaklı olmalı
Toplantının " Dijital Dönüşüm, Teknolojik Gelişme ve İnovasyon: Politikalar ve Yönetişim" başlıklı oturumunda Memur-Sen Genel Başkan Yardımcısı ve ILC Genel Sekreteri Hamza Öksüz, “Emek ve İnsan Merkezli Dijital Dönüşüm”başlıklı sunum gerçekleştirdi.
Sunumda; dijital dönüşümün yalnızca teknolojik bir yenilenme süreci olmadığını, aynı zamanda emek, sosyal politika ve yönetişim meselesi olduğunu belirten Hamza Öksüz, dijitalleşmenin çalışma biçimlerini, performans değerlendirme sistemlerini, çalışan verilerinin kullanımını, beceri ihtiyaçlarını, sosyal hakları ve iş organizasyonunu doğrudan etkilediğini ifade etti ve Memur-Sen'in dijital dönüşüme karşı olmadığını, ancak bu dönüşümün insan onurunu, emeği, sosyal adaleti ve çalışan haklarını merkeze alması gerektiğini söyledi.
Öksüz, ayıca; "Teknoloji insana hizmet etmelidir; insan teknolojiye tabi kılınmamalıdır" anlayışının Memur-Sen'in temel yaklaşımı olduğunu vurgulayarak, dijital dönüşümün yalnızca verimlilik, rekabet gücü ve inovasyon hedefleriyle tasarlanamayacağını dile getirdi.
Memur-Sen’in Şeffaflık, hesap verebilirlik, toplu pazarlık, sosyal diyalog, veri koruma ve insan denetimi ilkelerinin dijital dönüşüm süreçlerinin merkezinde yer alması noktasında hassasiyetine vurgu yapılırken; Türkiye'nin e-Devlet hizmetleri, internet kullanım oranı, 5G hazırlıkları, girişimcilik ekosistemi, yapay zekâ uygulamaları, dijital kamu hizmetleri ve savunma sanayiindeki teknolojik gelişmelerle dijital dönüşüm konusunda önemli bir kapasiteye sahip olduğu ifade edildi. Algoritmik yönetim, dijital gözetim, çalışan mahremiyeti, bağlantıyı kesme hakkı, beceri dönüşümü, dijital kapsayıcılık, platform çalışması ve güvencesizlik konularına da değinilen sunumda; çalışanları etkileyen algoritmik kararların şeffaf, açıklanabilir, denetlenebilir ve itiraza açık olması gerektiğini vurguladı ve hiçbir çalışanın açıklanamayan algoritmik kararlarla cezalandırılmaması, sistem dışına itilmemesi veya işten çıkarılmaması gerektiğini ifade edildi. Dijital ve yeşil dönüşümün birlikte ele alınmasının önemine de dikkat çekildi; ikiz dönüşümün maliyetinin çalışanlara yüklenmemesi gerektiği ifade edildi ve adil geçiş ilkesinin; istihdamın korunmasını, yeni becerilerin kazandırılmasını, sosyal korumanın güçlendirilmesini ve çalışanların karar alma süreçlerine katılımını zorunlu kıldığı kaydedildi.
Göç konusunda Türkiye örnek alınmalı
Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’ye ilişkin yayımladığı raporda, yalnızca göç başlığındaki gelişmelerin olumlu değerlendirilmesine dikkat çeken Öksüz, bu tek taraflı yaklaşımın Türk kamuoyunda haklı bir tepkiye neden olduğunu ifade etti ve göç konusunda Türkiye’nin ortaya koyduğu tecrübe, kapasite ve insani yaklaşımın Avrupa Birliği açısından da örnek alınması gereken önemli bir model olduğunu belirtti
43. Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi Toplantısı'nın sonunda ortak bildiri oy birliğiyle kabul edildi.