Genel Başkanımız@OnderKahveci; Bengütürk ekranlarında Söz Hakkı programında Türk memurunun sorunlarını dile getiriyor.

Genel Başkanımız@OnderKahveci: “86 milyon vatandaşımıza kamu hizmetleri eksiksiz bir şekilde ulaştırılıyorsa, bunun başarısı Türk memurunundur. Öncelikle ‘memur fazlalığı’ yönündeki manipülasyonları bir kenara bırakmalıyız.”

8. Dönem Toplu Sözleşme’de bizim teklifimiz şuydu: Enflasyon farkının dönem sonlarını beklemeden her zaman verilsin ve %10 refah payı verilsin yönündeydi. Çünkü her zaman söylüyoruz; enflasyon kadar zam, sıfır zam demektir.

İyi ki Türkiye Kamu-Sen var. Kurucu Genel Başkanımız Ali Işıklar Bey ve arkadaşlarının, kimse memur sendikacılığı yapmazken “Biz varız” diyerek ektikleri tohum, bugün bir çınar hâline geldi. Kimse yokken biz vardık. Bu ülkede memurlar sendikal temsil hakkı almışsa, bu Türkiye Kamu-Sen’in 34 yıllık mücadelesinin eseridir. Türkiye Kamu-Sen, hem memurun meselesini mesele etmiş hem de ülkenin meselesini mesele edinerek “Önce Ülkemiz” bilinciyle dünya sendikacılık tarihinde farklı bir çizgi ortaya koymuştur.

“Türkiye sevdamız, ekmek için kavgamız” anlayışı, sendikacılık tarihine çekilmiş büyük bir çizgidir. Biz her zaman şunu söyledik: Türkiye olmazsa neyin sendikacılığını yapacağız? Elbette bu ülkenin düşmanlarına karşı bir tavrımız olacak. Ama aynı zamanda memurun hakkını da sonuna kadar savunacağız.

Ülkemiz için çalışacağız, Milletimiz için üreteceğiz, Bir sivil toplum kuruluşu olarak bilgi ve deneyimimizle yol göstereceğiz, Ve hak ettiğimizi de almasını bileceğiz.

Bugün dünyada güçlünün hâkim olduğu, kuralların altüst olduğu bir dönemdeyiz. Bu sebeple Türkiye Kamu-Sen’in ülkesini önceleyen tavrı, bugün herkese örnek olmuş ve bizi haklı çıkarmıştır. Türkiye Kamu-Sen, 550 bini aşkın üyesiyle; dünüyle bugününü, maziden atiye geleceği tanzim edecek bu milletin değerleriyle hemhâl olmuş bir Anadolu hareketidir. Tüm çalışanları da hak mücadelesinde Türkiye Kamu-Sen çatısı altında olmaya davet ediyoruz.

8 dönemdir toplu sözleşmelerde alınan sonuçlar ortadadır. Önemli olan da budur. “Biz bunu yaptık, şunu yaptık” demekle olmaz; rakamlar ve ortaya çıkan sonuçlar her şeyi göstermektedir.

Tarihte ilk kez memura yapılan bir ödeme, memur emeklisine verilmedi. Bu kabul edilemez bir durumdur. Türk Büro-Sen olarak bir üyemiz üzerinden dava sürecini başlattık. Bu nedenle Anayasa Mahkemesindeydik. Bugün bu süreç idare mahkemesinden istinafa, oradan da Anayasa Mahkemesine taşınmış durumdadır. Bu, hukuki bir süreçtir. Anayasa Mahkemesine dilekçelerimizi ve imzalarımızı bir basın açıklamasıyla teslim ettik. İlave ek ödeme, memur emeklisinin anasının ak sütü gibi helalidir. Bu ödemenin memur emeklisine verilmemesi düşünülemez. Çalışan ile emekli arasındaki gelir farkı yüzde 50’lere ulaşmışken, kimse emekli olmak istememektedir. Bu büyük bir haksızlıktır ve hakkın yerini bulacağına inanıyoruz. Bu süreçten emekliler lehine bir sonuç çıkacağına dair umudumuzu koruyoruz. Anayasa Mahkemesine de buradan çağrıda bulunuyoruz: Hak yerini bulsun.

Vergideki adaletsizliğin yükünü bugün hem işçiler hem de memurlar taşımaktadır. Ocak ayında aldığınız zam, vergi dilimleri nedeniyle kısa sürede erimektedir. Nisan ayında yüzde 20’lik vergi dilimine girilirken, yılın 6. ve 7. aylarında bu oran yüzde 27’ye kadar çıkmaktadır. Biz vergi ödemekten imtina etmiyoruz. Ancak az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmalıdır. Bu nedenle yüzde 15’lik vergi diliminin sabitlenmesi konusundaki tutumumuz nettir.

ÖZEL OKUL GERÇEĞİ VE DEVLET OKULLARININ GELECEĞİ
ÖZEL OKUL GERÇEĞİ VE DEVLET OKULLARININ GELECEĞİ
İçeriği Görüntüle

4688 sayılı Kanun’da önemli eksiklikler bulunmaktadır. Grev hakkı eksiktir. Yönetime katılma hakkı eksiktir. Bu nedenle kanunun, sendikaların üzerinde mutabık kalacağı şekilde yeniden ele alınması ve gerekli değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Toplu sözleşmenin kapsamı genişletilmelidir. Ayrıca toplu sözleşme görüşmelerinin Ağustos ayında yapılması uygun değildir. Mevcut sistemde toplu sözleşme süreci 30 gün sürmekte, bunun bir haftası Kamu Görevlileri Hakem Kurulunda geçmektedir. Bu yapının da gözden geçirilmesi ve değiştirilmesi gerekmektedir.

Tüm dünya dijitalleşme konusunda büyük bir dönüşüm yaşarken, sendikalara üyeliğin hâlâ e-Devlet üzerinden yapılamıyor olması bize yakışmamaktadır. Bu eksikliğin giderileceğine ve gerekli düzenlemelerin hayata geçirileceğine inanıyoruz.

ILO standartlarına ve çağın ruhuna uygun bir sendikacılık kanunu, Türkiye’ye yakışandır. Bu kanun çıkarken biz vardık. Kızılay Meydanı’nda 100 bin kişinin, Sıhhiye Meydanı’nda 50 bin kişinin katıldığı mitingler yapılırken biz vardık. Bugünün ihtiyaçlarına uygun bir sendikal mevzuat oluşturulurken de yine biz olacağız.

657 sayılı Kanun ve yeni personel rejimi konusunda hazırladığımız kapsamlı çalışmayı kamuoyuyla paylaştık. Güçlü bir rapor ortaya koyduk. Bürokratların ve akademisyenlerin katkılarıyla hazırlanan bu çalışma, yeni bir personel rejimine duyulan ihtiyacın artık tüm taraflar tarafından kabul edildiğini göstermektedir. Elbette burada temel taleplerimiz varken, ücretleri ve emeklilik sistemini bu tartışmanın dışında tutmak mümkün değildir. İşe girişten emekliliğe kadar bütüncül bir bakış açısıyla yeni bir personel rejimine ihtiyaç bulunmaktadır. Mali hükümlerden arındırılmış bir taslak metni de kabul etmiyoruz. Çünkü ücret adaleti sağlanmadan, aynı işi yapanların farklı ücret aldığı bir sistem ortadan kaldırılmadan gerçek bir reformdan söz etmek mümkün değildir.

Türkiye Kamu-Sen olarak uluslararası platformlarda ülkemizin haklarını kimseye tartıştırmayız. İçeride konuşuruz, tartışırız, eleştiririz ve çözüm için yol gösteririz. Ama dışarıda, ülkemizin aleyhine oluşacak herhangi bir duruma karşı da her zaman söyleyecek sözümüz, verecek cevabımız vardır.

ILO’nun 114. Uluslararası Çalışma Konferansı’ndaydık. Bu yıl da İsrail delegasyonu, Filistin’in gözlemci statüsünü düşürmeye yönelik girişimlerde bulundu. Yaklaşık bir buçuk gün süren oylamalarla ILO gündemini meşgul etmeye çalıştı. İsrail ne zaman söz aldıysa, Türkiye heyeti olarak her seferinde tepkimizi ortaya koyduk ve protestomuzu gerçekleştirdik. Çünkü biz Türkiye Kamu-Sen olarak mazlum insanların sessizliğine karşı ses olmayı görev biliyoruz. Haksızlık karşısında sessiz kalmıyoruz. Filistin’de de, Doğu Türkistan’da da; hiçbir uluslararası platformda ne çalışanların hakkına, ne ülkemizin haklarına, ne de mazlumların hukukuna yönelik haksızlıklar karşısında sessiz kalmayız.

Bugün kamu ve özel sektörle birlikte yaklaşık 1 milyon 200 bin sağlık çalışanı hizmet vermektedir. Sağlık çalışanları ne istiyor? Tek kalem maaş istiyor. Döner sermaye ödemelerinin emekliliğe yansıtılmasını istiyor. Daha fazla personel istihdam edilmesini istiyor. OECD ortalamalarının altında kalan sağlık çalışanı sayısının artırılmasını istiyor. Biz de bu taleplerin hayata geçirilmesi için sendikal mücadelemizi sürdürüyoruz. Türk Sağlık-Sen varsa, Türkiye Kamu-Sen varsa her zaman çözüm bulunur. Ancak çalışanlarımızdan da bir beklentimiz var. Hesabı bize sorup yetkiyi başkalarına vermemelerini istiyoruz.

Sonbaharda Aile ve Kadın Sempozyumumuzu gerçekleştireceğiz. Bu sempozyumda kadın çalışanlarımızın sorunlarını derli toplu bir şekilde ele alacak, kamu kurumlarıyla birlikte çalışarak çözüm önerileri geliştirecek ve bu alana katkı sağlamaya devam edeceğiz.

4,5 milyon kamu görevlisi ve 2 milyon emeklinin sorunlarıyla doğrudan ilgilenecek, Devlet Personel Teşkilatına benzer bir kurumsal yapının yeniden hayata geçirilmesini de bekliyoruz.

SGK personeli 666 ile kaybettiği hakları ek ödeme vs geri verilmelidir. Taşra uzmanlığı getirilmelidir. Bu gün kamuda SGK icra memurları aynı işi yapan diğer İcra memurları içinde en düşük maaşla çalışmaya devam ediyorlar.

Önder Kahveci

Bengütürk ekranlarında yayınlanan Söz Hakkı programında Türk memurunun sorunlarını ve taleplerini dile getirerek çözüm önerilerimizi kamuoyuyla paylaştık.

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim