Türk Eğitim Sen

Körpecik beyinler dijital terörün dijital askeri haline getirilmiştir. Çocuklarımız dijital dünyanın kontrolsüz etkisi altına girmektedir. Bu kontrolsüzlüğe mutlaka dur denilmelidir.

Reyting kaygısıyla bir nesli kaybediyoruz. Bu noktada RTÜK başta olmak üzere ilgili kamu kurumları tavizsiz ve kararlı şekilde gerekli müeyyideleri uygulamalı ve gerekli tedbirleri almalıdır.

Eğitim sisteminin taşıyıcı unsuru öğretmendir. Öğretmeni itibarlı kılmazsanız, alacağınız hiçbir tedbirin anlamı kalmaz.

Ücretli öğretmen çalıştırmaya ihtiyaç kalmayacak şekilde kadrolu öğretmen ataması yapılmalıdır.

2024 KPSS puanına göre yüksek başarı elde eden öğretmenlerin mağduriyetini gidermek için ek atama kontenjanı verilmelidir.

Bu konuda MHP Grup Başkanvekili Prof. Dr. Filiz Kılıç tarafından sunulan bir kanun önergesi komisyonda beklemektedir. Bu önerge mutlaka gündeme alınmalıdır. 2023 yılında yapılan KPSS sonuçlarına göre ilk 20 bine giren, ancak akabinde yapılan mülakatlarda elenen 1.611 genç öğretmenimiz vardır.

Milli Eğitim Bakanlığı’na bir kez daha çağrıda bulunuyorum: Yazılı sınav başarısını rencide eden bu mülakat sonuçlarını yok sayın ve 1.611 arkadaşımızı sınıflarıyla, okullarıyla buluşturun.

2025 AGS kapsamında 10 bin öğretmen ataması yeterli değildir.

Genel Başkanımız Talip Geylan, 21 Nisan 2026 tarihinde Kon TV’de yayınlanan “Ankara Konuşuyor” programının canlı yayın konuğu oldu. Okullarda yaşanan saldırılarla ilgili önemli açıklamalarda bulunan Geylan şunları kaydetti:

“Körpecik yavrularımızı kaybettik, adeta bir kıyameti yaşadık. Çok üzgün ve acılıyız. Rabbim bir daha böyle acılar yaşatmasın. Ayla öğretmenimizi de kaybettik. Allah katında o şehittir. İlgili kamu yöneticilerine çağrıda bulunuyorum; Ayla öğretmenimizin hukuken de şehit statüsünde sayılması için gerekli işlemler yapılmalıdır.

Okullarda şiddet, sadece bugünün meselesi değildir. Son yıllarda artış göstermiş olsa da geçmiş 10 yıla baktığımızda da onlarca eğitim çalışanımızın görev başında hayatını kaybettiğini biliyoruz. Bundan kısa bir süre önce Fatma Nur Çelik öğretmenimizi de kaybettik. Bu saldırılar ne yazık ki ilk değil, inşallah son olur.”

Türk Eğitim-Sen olarak yıllardır okulda şiddete yönelik tedbir alınması için çağrıda bulunduklarını bildiren Geylan, “Eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla 2019 ve 2023’te kanun teklifi hazırlayarak TBMM gündemine getirdik. Şiddetin önlenmesine yönelik yasalarda düzenlemeler yapılmasını talep ettik. Bu noktada Öğretmenlik Meslek Kanunu ile bazı düzenlemeler hayata geçirildi. Buna göre eğitim çalışanlarına yönelik şiddet olaylarında cezalar yüzde 50 artırımlı uygulanmaktadır. Ancak yaşanan son olaylar gösteriyor ki daha yapılması gereken birçok düzenleme ve alınması gereken tedbir var” dedi.

Binlerce çocuğun dijital mecralarda kontrolsüz şekilde savrulduğunu görüyoruz.

Şiddet olaylarında kamu yönetimi, medya ve velilerin üzerine düşeni yapmasını isteyen Geylan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kamu yönetimi ne yapmalıdır?

Her okula istisnasız güvenlik görevlisi kadrosu ihdas edilmelidir. Okul polisi uygulaması tüm eğitim kurumlarında hayata geçirilmelidir. Okullarımızda güvenlik kameraları mutlaka etkin şekilde çalışır hale getirilmelidir.

Sınıf geçme yönetmeliği yeniden ele alınmalı, disiplin yönetmelikleri okulun, öğretmenin etkisini artıracak şekilde düzenlenmelidir.

Hastanelerde olduğu gibi eğitim kurumlarında da acil kod uygulaması hayata geçirilmelidir; böylece herhangi bir olayda hızlı müdahale sağlanabilir.

Rehberlik hizmetleri daha etkin hale getirilmeli, her 100 öğrenciye 1 rehber öğretmen düşecek şekilde norm kadrolar güncellenmelidir. Suça sürüklenen çocukların erken tespiti sağlanmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır. Bu tespiti okul rehberlik hizmetleri yapacaktır. Rehber öğretmenlerin görevlerini etkin şekilde yerine getirebilmesi için kadro sayıları artırılmalıdır.

Dijital mecraların denetimi de büyük önem taşımaktadır. Son yaşanan olaylardan sonra dijital şiddet ve dijital istismar tehlikesiyle karşı karşıyayız. Binlerce çocuğun dijital mecralarda kontrolsüz şekilde savrulduğunu görüyoruz. Körpecik beyinler dijital terörün dijital askeri haline getirilmiştir. Çocuklarımız dijital dünyanın kontrolsüz etkisi altına girmekte, adeta dijital şiddetin parçası haline getirilmektedir. Bu kontrolsüzlüğe mutlaka dur denilmeli, sanal platformlar ilgili kurumlar tarafından denetlenmelidir.

“Okullarımızın güvenliği meselesi önceliklerimizin en başındadır”
“Okullarımızın güvenliği meselesi önceliklerimizin en başındadır”
İçeriği Görüntüle

Sosyalleşme ihtiyacını karşılayamayan, bireyselleşmiş bir nesille karşı karşıyayız. Başta sanal oyun ve sosyal iletişim platformları olmak üzere dijital dünya, ilgili kurumlarca kontrol altına alınmalıdır.

Reyting kaygısıyla bir nesli kaybediyoruz.

Medya ne yapmalıdır?

Medya çok önemlidir; hem gazeteler ve televizyonlar hem de sosyal medya organları bu konuda çok daha duyarlı davranmalıdır. Dizi ve film gibi içerikleri de buna dahildir. Kötü alışkanlıklar ekranda gösterilirken sansürleniyor, bulanıklaştırılıyor. O zaman silahı neden bulanıklaştırmıyoruz? O kadar çok televizyon dizisi var ki, adeta insan öldürmeyi, şiddeti sıradan bir eylem gibi gösteriyor.

O dizilerdeki, filmlerdeki tırnak içinde söylüyorum ‘kahraman’ olarak sunulan eli silahlı karakterler, körpecik zihinler için rol model haline geliyor. Böylece silah, şiddet ve öldürme eylemi sıradanlaştırılıyor, hatta normalleştiriliyor. Açıkça söylüyorum ki; reyting kaygısıyla bir nesli kaybediyoruz. Bu noktada RTÜK başta olmak üzere ilgili kamu kurumları tavizsiz ve kararlı şekilde gerekli müeyyideleri uygulamalı ve gerekli tedbirleri almalıdır.

Öğretmenin itibarını artırmadıkça; başta şiddet meselesi olmak üzere rahatsızlık duyduğunuz süreçlerle ilgili alınan tedbirlerin hiçbir faydasını göremezsiniz.

Veliler ne yapmalıdır?

Ailelerimize çağrıda bulunuyorum: Değerli aileler, şundan emin olun; öğretmenlerimiz en az sizin kadar çocuklarınızı seviyor, onlara sahip çıkıyor ve çocuklarınızın gelecekleri için kaygı taşıyor. Bunu özellikle vurguluyorum. Öğretmenlerimizi; eğitim sürecinin etkin unsuru haline getirmedikçe, öğretmenin itibarını artırmadıkça; başta şiddet meselesi olmak üzere rahatsızlık duyduğunuz süreçlerle ilgili alınan tedbirlerin hiçbir faydasını göremezsiniz.

Öğretmene saygılı davranın, öğretmeni itibarlı kılın. Eğitim sisteminin taşıyıcı unsuru öğretmendir. Öğretmeni itibarlı kılmazsanız, alacağınız hiçbir tedbirin anlamı kalmaz. Hep söylüyoruz: Öğretmene verilen değer aslında çocuklarınıza verdiğiniz değerdir. Bu ülkenin yarınlarını inşa edecek olan çocuklarımızı öğretmenler yetiştiriyor.

Anne ve babanın, öğretmenin gıyabındaki söylemleri, öğrencinin öğretmene karşı tutumunu belirler. Her anne baba için evladı en kıymetlisidir; işte tam da bu nedenle öğretmene sahip çıkmalıyız. Ailelere tekrar hatırlatıyorum: Okullar, öğretmenler ve rehberlik servisleri elbette çocukların davranışlarını takip edecektir; ancak öncelikli görev ailelere düşmektedir. Aileler, çocuklarının özellikle dijital ortamlardaki faaliyetlerini de yakından takip etmelidir.”

CİMER öğretmenlerin tepesinde demoklesin kılıcı gibi duruyor.

CİMER uygulamasına değinen Geylan, bu uygulamanın devletin kamu yönetimini kolaylaştırmak için sunduğu bir hizmet olduğunu ancak CİMER’in, şu anda bazı durumlarda özellikle öğretmenler üzerinde bir mobbing unsuruna dönüştüğünü söyledi. Geylan şunları kaydetti: “Veli, ‘Çocuğuma düşük not verilmiş’ diyerek CİMER’e başvuruyor; başvuru ilçe milli eğitim müdürlüğüne, daha sonra okula iletiliyor ve öğretmen hakkında soruşturma açılıyor.

Bu noktada CİMER öğretmenlerin tepesinde demoklesin kılıcı gibi duruyor. Buna müsade edilmemelidir. CİMER başvuruları, sembolik de olsa bir ücret karşılığında yapılmalıdır. Ayrıca yapılan başvurunun herhangi bir dayanağı yoksa, iftira içeriyorsa, buna yönelik mali ve adli müeyyideler uygulanmalıdır.”

Saygın ve muteber bir değerle öğretmene yaklaşırdık. Nereden nereye geldik?

Türk Eğitim-Sen’in önceki yıllarda yaptığı ankete vurgu yapan Geylan, öğretmenlere “Meslek hayatınız boyunca sözlü ya da fiziksel şiddete maruz kaldınız mı?” sorusunu yönelttiklerini belirtti. “Evet” diyenlere ise ikinci bir soru sorulduğunu ifade eden Geylan, “En çok kim tarafından şiddete uğruyorsunuz?” sorusuna katılımcıların yüzde 67’sinin öğrenci veya veli kaynaklı şiddetle karşılaştığını söylediğini bildirdi.

Geylan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu ne kadar acı bir durumdur. Biz, ‘Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’ anlayışına sahip bir neslin devamıyız. Bir süre öncesine kadar en kıymetlimizi okula emanet ederken, ‘Eti senin, kemiği benim’ derdik. Böylesine saygın ve muteber bir değerle öğretmene yaklaşılırdı. Karıncaya bile zarar vermekten imtina eden bir medeniyetin üyelerinin bugün geldiği nokta düşündürücüdür. Nereden nereye geldik?”

Şiddet olaylarının ahlaki, toplumsal ve sosyal bir sorun da olduğunu dile getiren Geylan, “Ey toplum, öğretmene yönelik bir şiddet olayı yaşandığında meseleye lütfen sahip çıkın. Bu mesele sadece eğitimcilerin değil, hepimizin meselesidir. Çünkü öğretmenlerimiz geleceği inşa ediyor.”

Sınıfta öğretmeniniz yoksa, eğitim-öğretim faaliyetleri aksar.

Öğretmen açığına dikkat çeken Geylan, “Sendikamızın yaptığı araştırmaya göre 62 ilde toplam 71.757 ücretli öğretmen görev yapmaktadır. Norm kadro açığı ise 55 ilde 80.449’dur. 500 binin üzerinde de atama bekleyen öğretmen vardır. Buna rağmen 2025 AGS kapsamında ayrılan kontenjan sayısı 10 bindir. Bunu kabul etmiyoruz! Bakınız; 2025 yılında 9.123 öğretmen emekli olarak görevden ayrılmıştır. Verilen 10 bin kontenjan, ancak boşalan kadroları doldurmaktadır. Bu noktada yapılması gereken, ücretli öğretmen çalıştırmaya ihtiyaç kalmayacak şekilde kadrolu öğretmen ataması yapılmalıdır. Unutmayın ki; sınıfta öğretmen yoksa, eğitim-öğretim faaliyetleri aksıyor demektir.” diye konuştu.

Sayın Bakan, yazılı sınav başarısının göz ardı edilmesini kabul etmiyoruz! Gelin, bu genç kardeşlerimizi bir an önce okullarıyla buluşturun.

Mülakat mağdurlarına da dikkat çeken Geylan, “2023 yılında yapılan KPSS sonuçlarına göre ilk 20 bine giren, ancak akabinde yapılan mülakatlarda elenen 1.611 genç öğretmenimiz vardır. Milli Eğitim Bakanlığı’na bir kez daha çağrıda bulunuyorum: Sayın Bakan, yazılı sınav başarısını rencide eden bu mülakat sonuçlarını yok sayın ve 1.611 arkadaşımızı sınıflarıyla, okullarıyla buluşturun.” dedi.

MHP Grup Başkanvekili Prof. Dr. Filiz Kılıç tarafından sunulan bir kanun teklifi komisyonda beklemektedir. Bu teklif mutlaka gündeme alınmalı ve atama kontenjanı artırılmalıdır.

2024 KPSS’ye giren, yüksek başarı elde eden, hatta derece yapan ancak kısıtlı kontenjan nedeniyle atanamayan öğretmeneleri de gündeme taşıyan Geylan, “Şöyle bir örnek vermek istiyorum: Bir kardeşimiz edebiyat branşında yüz binlerce kişi arasından ilk 30’a girmiş, ancak atanamamış. Çünkü edebiyat branşında sadece 29 kişi atanmıştır. Peki soruyorum: Bu gençler daha ne yapsın? Maliye Bakanlığı tarafından verilen kadro sayısı yetersizdir. 500 binin üzerinde atama bekleyen öğretmen bulunmaktadır ve yüksek bir başarı söz konusudur. Bu nedenle 2024 KPSS puanına göre yüksek başarı elde eden öğretmenlerin mağduriyetini gidermek için ek atama kontenjanı verilmelidir. Bu konuda MHP Grup Başkanvekili Prof. Dr. Filiz Kılıç tarafından sunulan bir önerge komisyonda beklemektedir. Bu önergenin mutlaka gündeme alınması ve talep edilen atama kontenjanın da artırılarak nihayete erdirilmesi gerekmektedir.” diye konuştu.

Eğitim fakültesi mezunlarının istihdam alanları incelendiğinde, büyük çoğunluğunun öğretmen olarak istihdam edilmesi gerekirken mevcut durumda bunun gerçekleşmediğine vurgu yapan Geylan, “Mezunların önemli bir kısmı polislik ya da farklı mesleklere yönelmektedir. Oysa eğitim fakülteleri her yıl ortalama 45 bin mezun vermektedir.” dedi.

Plansız şekilde açılan eğitim fakülteleri büyük bir sorundur.

Bir diğer önemli sorunun ise plansız şekilde açılan eğitim fakülteleri ve verilen kontenjanlar olduğuna dikkat çeken Genel Başkan Talip Geylan, şunları kaydetti: “Milli Eğitim Bakanlığı ile YÖK ortak bir planlama yapmalıdır. Nüfus artış oranı bellidir; önümüzdeki 20 yıl içinde ihtiyaç duyulacak öğretmen sayısı öngörülebilir. Buna rağmen, gerçek ihtiyaçlar yerine yerel ya da siyasi gerekçelerle fakülteler açılırsa, atama bekleyen öğretmen sorunu büyüyerek devam eder. Eğitim sistemi ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden planlanmalı, öğretmen yetiştirme süreci baştan ele alınmalıdır. Aksi takdirde atama bekleyen öğretmen sorunu yıllar boyunca artarak devam edecektir.”