MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğü

Somuncu Baba kimdi? Asıl adı Hamîd-i Velî olan Somuncu Baba, 14. yüzyılın sonları ile 15. yüzyılın başlarında yaşamış önemli bir mutasavvıf ve âlimdir. Kayseri’de başlayan hayatı Bursa’ya uzandı. Bursa Ulu Cami’nin açılışında verdiği hutbe ile ilmi çevreler tarafından tanınmaya başladı. Ancak şöhretin kendisini kuşatmasını istemedi ve Bursa’dan ayrılarak Aksaray’a gitti. Hayatı boyunca ilmini gösterişten uzak yaşamayı tercih eden Somuncu Baba, tasavvuf tarihinde tevazusu ve irşad faaliyetleriyle önemli bir yere sahiptir. Bugün Darende’de bulunan Somuncu Baba Külliyesi ve Türbesi, onun hatırasını yaşatan önemli ziyaret noktalarından biridir.

Elinizi attığınız her dal kuruyor mu? "Vermeyince mabud, neylesin Mahmut" sözünün nereden geldiğini merak ediyorsanız, Tıkandı Baba'nın hikayesi bu videoda sizleri bekliyor!

“Sen yeter ki mutlu ol…” Çağımızın insana en sık verdiği öğütlerden biri bu. Peki mutluluk gerçekten hayatın ana formülü ve ulaşılması gereken en büyük hedef olabilir mi? Kur’an insana nasıl bir hayat gayesi gösteriyor ve mutluluğu bu gayenin neresine yerleştiriyor? Zihin Defteri’nde bugün, hayatı yalnızca mutluluk arayışı üzerine kurmayı konuşuyoruz.

Sonucu büyük bir felaket olsa bile bir başarı hâlâ başarı olabilir mi? Bilim, etikten ayrı bir şekilde düşünülebilir mi? Bu hafta kültür serimizde J. Robert Oppenheimer ve Manhattan Projesi'nin ardındaki büyük trajediden bahsediyoruz. İyi seyirler!

Bir evden 4.000 öğrenci mezun olsaydı ne düşünürsünüz? Yüzyıllar önce Medine’de binlerce öğrenciye ilim öğreten, kimya ilminin kurucularından Cafer-i Sadık’ın hayatını ve ilim mirasُını keşfedin! Videonun tamamı için YouTube@meb_dinogretimi kanalımızı ziyaret etmeyi unutmayın! https://youtu.be/78VkdwqKzSo?si=U763k7hYSkcHYR1x

Zihin Defteri'nde bugün: "Namaz kılıyorum ama hiçbir şey hissetmiyorum." Bu cümleyi kuran o kadar çok insan var ki… Peki gerçekten sorun hissetmemek mi, yoksa yıllardır birbirine karıştırdığımız iki farklı soruyu tek bir soru zannetmemiz mi?

Rüzgarı, yer çekimini, sevgiyi göremiyoruz… Peki, güneşe bile çıplak gözle bakamazken sınırsız olanı görememek gerçekten bir eksiklik mi? Allah'ı neden göremiyorum? Peki görmemek bir sorun mu? Bu ve tüm soruların cevabı Zihin Defteri'nin yeni bölümünde. İyi seyirler!

Dünya ve ahiret arasındaki o hassas dengeyi nasıl kuracağız? Zihin Defteri'nde bugün hepimizin içini kurcalayan o büyük soruyu konuşuyoruz. Bir şeyi kaybettiğimizde yıkılıyor, elde ettiğimizde olağanüstü seviniyoruz. Peki gönlümüz dünyaya bu kadar bağlıyken asıl evimizi nasıl hatırda tutacağız? Hepsi bu bölümde, iyi seyirler!

"Allah isteseydi herkes inanırdı. Peki o zaman sen gerçekten inanmış mı olurdun, yoksa inanmak zorunda mı kalırdın?" İnsanın içine yerleştirilen fıtrat bir pusuladır; sana yönü gösterir ama seni oraya zorla sürüklemez. Hayata hepimiz farklı yerlerden başlıyoruz, farklı acılarla sınanıyoruz. Allah bizi aynı imkanlarla değil, kalbimizdeki arayışla ve çabamızla değerlendirir. Asıl soru şu: Bize verilen akıl ve vicdanla hakikati gerçekten arıyor muyuz?

Başarılı insanların ortak özelliğini hiç merak ettiniz mi? Çoğu zaman büyük ve geri dönülmez kararlar aldığımızda "gemileri yaktım" deriz. Peki bu deyimin kökeni nereden geliyor? Kültür serimizin bu bölümünde Tarık bin Ziyad'ın İber yarımadasına çıkışını ve Endülüs medeniyetinin doğuşundan bahsediyoruz.

Zihin Defteri'nde bugün: *"Sahte miyim, yoksa mücadele mi ediyorum?"* Belki de asıl sormamız gereken soru, namaz kılarken ne hissettiğimiz değil; ikiyüzlülüğün ve mücadelenin ne olduğunu doğru anlayıp anlamadığımızdır. Bugün bu iki kavramın arasındaki ince ama hayati farkı konuşuyoruz.

"Namaz kılmak, Allah'ın bizi huzuruna kabul etmesini beklemek midir yoksa bizim O'nun huzuruna çıkmaya razı olmamız mıdır? Zihin Defteri'nde bugün bunun üzerine konuşacağız."

Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri kimdi? Asıl adı Numan olan Hacı Bayram-ı Veli, genç yaşta tefsir, fıkıh, hadis, Arapça ve Farsçanın yanında matematik ve felsefe gibi ilimler tahsil etti. Ankara’daki Kara Medrese’de müderrislik yaptı. Yani dönemin önemli ilim insanlarından biriydi. Ancak hayatının yönünü değiştiren bir karşılaşma yaşadı. Kayseri’de Somuncu Baba Hazretleri ile tanıştı ve onun talebesi oldu. Bu yolculukla birlikte makamını ve müderrisliği geride bırakarak tasavvuf yoluna yöneldi. Somuncu Baba tarafından kendisine “Bayram” adı verildi. Ankara’ya döndüğünde ise sadece bir mutasavvıf değil; insanlara ilmi, ahlakı ve gönül terbiyesini anlatan büyük bir rehber oldu. Onun hayatı bize şunu hatırlatıyor: Bazen insanın en büyük yolculuğu, dışarıya değil, kendi gönlüne doğrudur.

İnsan çoğu zaman başkasında gördüğü özelliklere hayranlıkla bakarken kendi sahip olduğu imkânları, yetenekleri ve güçlü yanları fark edemiyor. Üstelik kendisini başkalarıyla kıyasladıkça, gelişmek yerine daha da yetersiz hissetmeye başlıyor. Zihin Defteri’nde bugün, birbirlerinin özelliklerine bakıp kendi kıymetlerini göremeyen üç arkadaştan bahsediyoruz. Peki bu üç arkadaşın gelişmesinin formülü ne? İnsan, kendinde olmayanı dert edinmeden sahip olduklarını nasıl keşfedip geliştirebilir?

Zihin Defteri’nde bugün içimizdeki sürücüleri ve hayatımızın direksiyonuna hangisinin geçtiğini konuşuyoruz. Nefsimizi ve şeytanın telkinlerini aç bıraktığımızda direksiyona takvamız, takvamızı aç bıraktığımızda ise nefsimiz ve şeytan geçiyor. Çünkü insanın iç dünyasında hiçbir taraf kendiliğinden susmuyor; beslediğimiz güçleniyor, aç bıraktığımız zayıflıyor. “Hiçbirini beslemeyeyim, direksiyona da hiçbiri geçmesin.” deme imkânımız yok. Direksiyon mutlaka birinin elinde olacak. Öyleyse asıl soru şu: Biz bugün içimizde kimi besliyoruz?

Allah kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemez. Bakara suresinin 286. ayeti bize bunu müjdeler. لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۜ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْۜ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَسٖينَٓا اَوْ اَخْطَاْنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَٓا اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهٖۚ وَاعْفُ عَنَّا۠ وَاغْفِرْ لَنَا۠ وَارْحَمْنَا۠ اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَ “Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz; lehinde olanı da kendi kazandığıdır, aleyhinde olanı da kendi kazandığıdır. Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi cezalandırma! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme! Üstesinden gelemeyeceğimiz şeyleri boynumuza borç kılma! Bizi bağışla, ayıplarımızı ört ve bize rahmetinle muamele buyur! Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın; artık inkârcı topluluğa karşı bize yardım et!”

Peygamber Efendimizin (sav) sabah akşam okumamızı tavsiye ettiği dua.

Vicdan, insanı iyiliğe çağıran güçlü bir sestir. Fakat bu ses zamanla körelebilir, nefisten, menfaatlerden ve toplumun kabullerinden etkilenebilir. Din vicdanı yok saymaz, onu vahyin ölçüsüyle eğitir ve yönlendirir. Çünkü yalnızca iyi niyetli olmak değil, neyin gerçekten iyi olduğunu doğru bir ölçüyle bilmek de gerekir. Zihin Defteri’nde bugün, “İyi insan olmak için dine gerek var mı, vicdan tek başına yeterli mi?” sorusunu ele alıyoruz.

Bir peygamberin hayatında bile kuyu, ayrılık, iftira, esaret ve zindan varsa, bizim yolumuz neden hep dümdüz olsun? Zihin Defteri’nde bugün Yusuf aleyhisselâmın hayatına bakıyor, peygamberlerin dahi imtihanlardan muaf tutulmadığını konuşuyoruz. Yusuf aleyhisselâmın kıssası bize şunu hatırlatıyor: Yolun uzaması, yanlış yolda olduğumuz anlamına gelmez. Bazen kuyu da zindan da varılacak yerin bir parçasıdır.

Pazartesi günü Mevlid Kandili. Onu anmanın en güzel yollarından biri de davranışlarını alışkanlık edinmek. Peki siz Efendimizin (sav) hangi sünnetini hayatınıza uygulamaya gayret ediyorsunuz?

Zihin Defteri’nin üçüncü bölümünde, şartlara göre değişmeyen bu kulluk bilincini konuşuyoruz. Yusuf aleyhisselâmın da bütün insanlar gibi inişli çıkışlı bir hayatı vardı. Fakat o, şükrünü yalnızca hayatının yükselişlerine bağlamadı; kuyuda da sarayda da kulluğunu korudu. “Ben hep yükselişte olmalıyım, yoksa sana küserim.” demedi. Ve bu kıssa bize sadece iffeti değil, kulluğun ne olduğunu da öğretti.

Yusuf aleyhisselâm, yaşadığı hiçbir zorluğu kötülüğün mazereti yapmadı. Rabbine de “Ben sana iyi kulluk ettim, sen de bana iyi davranmalısın” diyerek alacaklı gibi yaklaşmadı. Acılarıyla bozulmayı değil, Allah’a tutunarak daha iyi biri olmayı seçti. Zihin Defteri’nde bugün, yaşadıklarımızın yanlışlarımızı açıklasa da her zaman haklı çıkarmadığını konuşuyoruz

Sen de bir sünnet

Buhârî, Ezân, 18