TEÇ-SEN - Tüm Eğitim Çalışanları Sendikası
MİLLET NE YAPSIN?
Her gün hayat pahalılığıyla mücadele eden, maaşı daha hesabına yatmadan kiraya, faturaya, borca ve mutfak masrafına bölünen vatandaşlarımız adına soruyoruz: Millet ne yapsın? Asgari ücretli kirasını mı ödesin, çocuğunun karnını mı doyursun? Emekli pazara mı gitsin, eczaneye mi? Kamu çalışanı ay sonunu nasıl getirsin? Gençler hangi gelirle ev kursun, hangi güvenceyle geleceğini planlasın? 2026 yılında da gündemimiz geçim sıkıntısı, barınma maliyetleri ve gelirlerin satın alma gücüdür. Vatandaşın beklentisi yeni vaatler değil; sofrasında, cebinde ve günlük hayatında hissedeceği somut bir iyileşmedir. Ekonomi yönetimi programlardan, hedeflerden ve dezenflasyondan söz ediyor. Vatandaş ise market etiketine, kira sözleşmesine ve çocuğunun okul masrafına bakıyor. Ekonomik gelişmelerin değerlendirilmesinde bu iki tablo birlikte ele alınmalıdır. TÜİK’in yıl sonu verilerine göre yıllık tüketici enflasyonu 2021’de yüzde 36,08, 2022’de yüzde 64,27, 2023’te yüzde 64,77 ve 2024’te yüzde 44,38 oldu. Mayıs 2024’te yıllık enflasyon yüzde 75,45’e kadar yükseldi. 2025 yıl sonunda yıllık enflasyon yüzde %30,89, Ağustos 2026’da ise yüzde %31,51 olarak gerçekleşti. Bu rakamlar değerlendirilirken temel bir gerçek unutulmamalıdır: Enflasyon oranının düşmesi, genel fiyat düzeyinin düşmesi anlamına gelmez. Enflasyon pozitif kaldığı sürece fiyatlar artmaya devam eder; yalnızca artış hızı yavaşlar. Yıllar boyunca biriken fiyat artışlarının aile bütçesinde açtığı kayıp, sadece enflasyonun yavaşlamasıyla kapanmaz. Kalıcı rahatlama için fiyat istikrarıyla birlikte gelirlerin satın alma gücü de güçlendirilmelidir. Ekonomide başarının ölçüsü, açıklanan hedefler kadar vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesidir. Çalışanlar ve emekliler zorunlu ihtiyaçları arasında seçim yapmamalıdır Asgari ücret, milyonlarca çalışan ve ailesi için temel geçim kaynağıdır. Kira, gıda, ulaşım ve enerji giderleri karşısında yetersiz kalan bir ücret, çalışanı borçlanmaya ve ihtiyaçlarından vazgeçmeye zorlar. İnsanların çalıştığı hâlde yoksulluktan kurtulamadığı bir tablo kabul edilemez. Emeklilerimiz de yıllarca verdikleri emeğin karşılığında huzurlu ve güvenceli bir yaşamı hak ediyor. Emeklinin gıda, ilaç ve barınma harcamaları arasında tercih yapmak zorunda kalması, sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz. Emekli aylıkları, temel ihtiyaçları karşılayacak ve insan onurunu koruyacak biçimde yeniden ele alınmalıdır. Kamu çalışanları açısından da ücretlerin yalnızca nominal olarak artması yeterli değildir. Esas olan, maaşın ne kadar yükseldiği değil, o maaşla ne alınabildiğidir. Vergi dilimlerinin çalışan üzerindeki yükü hafifletilmeli; ücret düzenlemeleri, yaşam maliyetleri ve emeklilik hakları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda birinci dereceye gelen tüm kamu çalışanlarına 3600 ek gösterge verilmesi, seyyanen ödemelerin emekliliğe yansıtılması ve emekli memurlara yönelik seyyanen artış talebinin karşılanması için somut düzenlemeler bekliyoruz. Yardımcı Hizmetler Sınıfı kaldırılarak çalışanlar öğrenim durumlarına uygun hizmet sınıflarına geçirilmeli; görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavları düzenli, şeffaf ve liyakate dayalı yapılmalıdır. Geçim sıkıntısının en ağır sonuçlarından biri, çocukların yeterli ve dengeli beslenmeye erişiminin zorlaşmasıdır. Beslenme çantasından eksilen her öğün, yalnızca aile bütçesinin değil; eğitimde fırsat eşitliğinin de meselesidir. Çocuklarımızın sağlıklı gelişimi ve öğrenme süreçleri ekonomik imkânsızlıklara teslim edilemez. Mevcut yemek hizmetlerinin kapsamı ve yeterliliği güçlendirilmeli; dezavantajlı bölgelerden başlanarak tüm öğrencileri kapsayacak ücretsiz, sağlıklı ve denetlenebilir okul yemeği programı kademeli olarak yaygınlaştırılmalıdır. Uygulamanın bütçesi, takvimi ve beslenme standartları kamuoyuyla paylaşılmalıdır. https://facebook.com/share/p/19VEYM2K6G/







