Bir toplumun öğretmenine bakışı, aslında kendi geleceğine bakışıdır. Çünkü öğretmen yalnızca ders anlatan biri değildir; bir neslin karakterini, ufkunu ve vicdanını şekillendiren kişidir. Buna rağmen Türkiye’de öğretmenlik mesleğinin itibarı yıllar içinde adım adım aşındırıldı. Bugün yaşadığımız sorunlar bir anda ortaya çıkmadı; uzun yıllara yayılan yanlış politikaların sonucunda ortaya çıktı.
Her şeyden önce öğretmenlik mesleğinin planlaması yapılmadı. Üniversitelerde eğitim fakültelerinin kontenjanları yıllarca kontrolsüz biçimde artırıldı. Her yıl on binlerce genç öğretmen olma hayaliyle mezun edildi. Ancak mezun olanların çok büyük bir bölümünün ataması ‘ihtiyacımız yok’ diye yapılmadı. Bugün yüz binlerce genç öğretmen atama beklerken, bir yandan da okullarda öğretmen ihtiyacı ücretli öğretmenlik gibi geçici ve güvencesiz yöntemlerle karşılanmaya çalışılıyor. Bu tablo, hem öğretmen adaylarının emeğini değersizleştirdi hem de mesleğin saygınlığını zedeledi.
Bir başka büyük sorun ise öğretmenlik mesleğinin niteliğini tartışmalı hâle getiren uygulamalardı. Eğitim fakültelerinin dışında, kısa süreli programlarla adeta bakkaldan ekmek alır gibi dağıtılan pedagojik formasyonlar, öğretmenliği herkesin kolayca yapabileceği bir iş gibi gösterdi. Oysa öğretmenlik ciddi bir mesleki eğitim, pedagojik donanım ve sorumluluk gerektirir. Bu anlayışın zedelenmesi mesleğin değerini de doğal olarak düşürdü.
Yıllar içinde öğretmene duyulan güveni sarsan başka uygulamalar da devreye sokuldu. Bir dönem kurulan Alo 147 hattı öğretmenlerin sürekli şikâyet edildiği bir mekanizmaya dönüştü. Velilerin ve öğrencilerin her sorunda öğretmeni doğrudan şikâyet edebileceği bir sistem kurulması, öğretmeni koruyan değil, öğretmeni zan altında bırakan bir yaklaşımın göstergesiydi. Bu uygulama, öğretmenin otoritesini ve mesleki saygınlığını zayıflatan sembolik bir dönüm noktası oldu.
Öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılmasında medyanın rolünü de görmezden gelmek mümkün değildir. Yıllar boyunca televizyon programlarında, dizilerde ve bazı haberlerde öğretmenler çoğu zaman sorunların sorumlusu gibi gösterildi. Birkaç olumsuz örnek genelleştirilerek tüm mesleğe mal edildi.
Öğretmenin fedakârlığı, emeği ve başarı hikâyeleri çoğu zaman görünmez kılınırken; istisnai hatalar manşetlere taşındı. Oysa toplumun öğretmene bakışı büyük ölçüde bu anlatılarla şekillenir. Sürekli suçlanan, sorgulanan ve itibarı tartışılan bir meslek grubunun gençler için cazip hâle gelmesi de mümkün değildir.
Eğitim sistemindeki bazı kararlar da öğretmenin rolünü giderek etkisizleştirdi. Sınıfta bırakmanın büyük ölçüde kaldırılması, okul içi notların değersizleştirilmesi ve merkezi sınavların tek belirleyici hâline getirilmesi öğretmenin emeğini görünmez kıldı. Öğrencinin gözünde öğretmenin değerlendirmesi anlamını yitirince, öğretmen eğitim sürecinin asli unsuru olmaktan uzaklaştırıldı. Birçok öğretmen kendisini artık eğitim veren bir rehberden çok “bakıcı” gibi görülür halde buldu.
Bununla da kalınmadı; öğretmenler aynı öğretmenler odasında farklı statülere ayrıştırıldı. Ücretli, sözleşmeli, PİKTES’li, kadrolu, uzman, başöğretmen gibi birbirinden farklı statüler aynı işi yapan insanları birbirinden ayırdı. Aynı sınıfa giren, aynı sorumluluğu taşıyan öğretmenler farklı haklara, farklı güvencelere ve farklı ücretlere sahip oldu. Bu durum yalnızca çalışma barışını değil, mesleğin ortak kimliğini de zedeledi.
Mesleğin itibarını zedeleyen bir başka gerçek de ekonomik koşullar oldu. Okullarda görev yapan on binlerce ücretli öğretmen, asgari ücretin dahi altında bir gelirle çalıştırıldı, çalıştırılmaya da devam ediyor. Aynı sınıfta ders anlatan bir öğretmenin geçici statüde ve güvencesiz biçimde bu kadar düşük ücretle çalıştırılması, mesleğin saygınlığını doğrudan yaraladı.
Bunun yanında diğer statüdeki öğretmenlerin hepsi de yoksulluk sınırının altında ücretlere mahkûm edildi. Bir mesleğin itibarı sadece sözlerle değil, o mesleğe verilen değerle ölçülür. Öğretmen ekonomik olarak değersizleştirildiğinde, toplumdaki saygınlığı da ister istemez zayıflar.
Bugün gelinen noktada öğretmenler, hem ekonomik hem de mesleki anlamda ciddi bir itibarsızlaşma süreciyle karşı karşıya kaldı. Oysa güçlü bir eğitim sistemi ancak güçlü bir öğretmenle mümkündür. Öğretmenin değersizleştirildiği bir yerde eğitimin güçlenmesi de mümkün değildir.
Bu nedenle yapılması gereken şey açıktır: Öğretmenlik mesleğinin planlı bir şekilde yeniden ele alınması, öğretmen yetiştirme ve istihdam politikalarının gerçekçi biçimde düzenlenmesi, öğretmenin mesleki otoritesini ve saygınlığını güçlendirecek adımların atılması gerekir.
Çünkü öğretmeni güçlendirmek yalnızca bir meslek grubunu değil, bir ülkenin geleceğini güçlendirmektir.
Bir toplum öğretmenini yüceltirse geleceğini yüceltir.
Öğretmenini yalnız bırakırsa, aslında kendi yarınını yalnız bırakmış olur.
Mehmet Alper ÖĞRETİCİ
Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı






