Sanatın iyileştirici gücü ve ilham kaynağı üniversite kampüslerinde büyüyor
- Sanatın iyileştirici gücü ve ilham kaynağı üniversite kampüslerinde büyüyor
- Kimi hastane duvarlarını, kimi fakülte girişlerini, kimi ise yeşil alanları renklendiren envantere kayıtlı bin 839 sanat eseri Hacettepe Üniversitesini adeta bir açık hava müzesine dönüştürüyor
- Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yılmaz, kampüsteki ve hastanedeki eserlerin öğrenciler için ilham kaynağı olduğunu hastane ortamındakilere ise moral verdiğini ifade etti
Hacettepe Üniversitesinde kampüsün farklı noktalarında, üniversite hastanesinde ve çocuk hastanesinde yer alan sanat eserleri; öğrencileri, akademisyenleri, hastaları, hasta yakınlarını ve kampüsü ziyaret eden vatandaşları sanatla buluşturarak ilham veriyor.
Hacettepe Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meltem Yılmaz, Hacettepe Üniversitesinin kurucusu Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın sanat ve bilimi bir arada gören vizyoner yaklaşımının, üniversitenin kuruluş yıllarından itibaren kampüs ve hastane mekanlarına yansıdığını belirtti.
Kampüs yerleşkesindeki dikkat çeken bazı eserleri değerlendiren Yılmaz, Hacettepe Üniversitesinin yalnızca bilimsel üretimle değil, sanatın kamusal alanda görünür ve erişilebilir kılınmasıyla da topluma katkı sunduğunu vurguladı.
Üniversite envanterine kayıtlı toplam bin 839 sanat eseri; 361 tablo, 63 heykel, 3 büst, 4 figür, 9 gravür, 139 seramik eser ile 24 baskı ve diğer çalışmalardan oluşuyor. Üniversitede üretilen bilginin topluma ulaşması kadar, üretilen sanatın da halka temas etmesinin önemine işaret eden Yılmaz, Hacettepe Üniversitesinin kampüslerinde ve hastane mekanlarında bulunan eserlerin öğrenciler için ilham kaynağı olduğunu, hastane ortamındaki bireylere ise moral verdiğini ifade etti.
- “Kim Yong Moon’un son eseri”
Yılmaz, Hacettepe Üniversitesi Mimarlık Fakültesi girişinde sergilenen “Megaron” adlı eserin, Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümünde uzun yıllar görev yapan Koreli sanatçı Kim Yong Moon tarafından geçen yıl yapıldığını belirtti. Yılmaz, sanatçının baca tuğlalarını yeşil renkle sırladığını ve her bir baca tuğlasının içerisine farklı seramik heykeller yerleştirdiğini kaydederek, “Bu eser aynı zamanda mekanla sanatın bütünleşik haline de çok güzel bir örnek.” ifadelerini kullandı.
Eserin adının ilk konut tipi olan “Megaron”dan geldiğini belirten Yılmaz, “Megaron, Kim Yong Moon’un son eseri.” bilgisini verdi.
- “Kampüs yaşamında olumlu etki oluşturdu”
Beytepe Kampüsünde açık alanda sergilenen “Üçlü Kadın” adlı eserin, İtalyan sanatçı Gioela Suardi tarafından 2014 yılında Uluslararası Macsabal Sempozyumu sırasında yapıldığını aktaran Yılmaz, eserin, seramiğin heykel olarak dış hava koşullarına dayanabileceğini göstermesi bakımından önemli olduğunu belirtti.
Yılmaz, “Bu heykel Hacettepe camiası içerisinde çok olumlu bir etki yarattı. Kış aylarında bazı ağaçlarımızda kırmızı meyveler oluyor. Öğrenciler o kırmızı meyveleri heykellerin avuçlarına ve başlarına koyarak bu heykeli süslediler.” diye konuştu.
Kampüste kavşak noktasında bulunan “İnsanlığın Yükselişi” adlı heykelin 1999 yılında yapıldığını belirten Yılmaz, eserin tasarımcısının Seramik Bölümünden Hamiye Çolakoğlu, uygulayıcısının ise Turhan Çetin olduğunu söyledi.
Yılmaz, eserin insanı çok güzel soyutlayan bir çalışma olduğunu ifade ederek, “Üniversitede eğitim alan bütün gençlerin yükselişini simgeliyor. Dolayısıyla üniversitenin bir simgesi olarak nitelendirebiliriz.” dedi.
- “Sevgi tüm güzelliklerin kaynağıdır”
Beytepe Kampüsü girişinde bulunan “Derman Çeşmesi”nin, Seramik Bölümü öğretim üyelerinden Hamiye Çolakoğlu tarafından 1986 yılında yapıldığını kaydeden Yılmaz, Çolakoğlu’nun kaybettiği kardeşinin adını çeşmeye verdiğini belirtti.
Çeşmede kuş figürlerinin yoğun şekilde kullanıldığını ifade eden Yılmaz, Hamiye Çolakoğlu’nun Anadolu figürlerini kullanmaya gayret gösterdiğini söyledi. Çeşme üzerinde yer alan “Sevgi tüm güzelliklerin kaynağıdır.” ifadesine de dikkat çeken Yılmaz, bu sözün Hamiye Çolakoğlu’na ait olduğunu kaydetti.
- Ankara’daki ilk duvar resmi
Hacettepe Çocuk Hastanesinin giriş mekânında yer alan duvar resminin Ayetullah Sümer tarafından 1954 yılında yapıldığını belirten Yılmaz, eserin Ankara’daki yapılar içerisinde ilk duvar resmi olduğunu söyledi. Duvar resminin aynı zamanda Hacettepe Çocuk Hastanesinin tamamlandığı tarihe ilişkin belge niteliği taşıdığını söyleyen Yılmaz, resimde oturan bir çocuk, çocuğun başının üzerinde bahar dalları şeklinde çiçek açmış bir ağaç ve etrafında kuzular bulunduğunu belirterek “Bu iyiye gitmeyi ve umudu simgeleyen bir duvar resmi.” dedi.
Çocuk Hastanesinin girişinde yer alan İhsan Doğramacı ve çocuk heykelinin Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in İhsan Doğramacı’ya hediyesi olduğunu belirten Yılmaz, “Bu heykelin, İhsan Doğramacı’nın çocuk hastalıklarına yönelik yaptığı araştırmalarla ve tedavi yöntemleriyle büyük katkı sağladığını anlatan bir heykel olması açısından önemli olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde yer alan seramik eserin de Füreya Koral’a ait olduğunu belirten Yılmaz, Koral’ın Türkiye’deki ilk özel seramik atölyesine sahip sanatçı olduğunu söyledi. Yılmaz, eserin 1965 yılında yapıldığını kaydederek, “Çok önemli ve korunması gereken bir eser.” dedi.
- “Seramik panoların iç mekanda kullanıldığı ilk üniversite”
Prof. Dr. Yılmaz, Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde bulunan, seramik ve camın birlikte kullanıldığı eserin Bedri Rahmi Eyüboğlu’na ait olduğunu ve 1965 yılında yapıldığını belirtti. Yılmaz, “Bu eserler aslında Cumhuriyetin kuruluşunun sanatla insanları buluşturma çabasının bir kanıtıdır. Özellikle kamusal alanlarda bu eserler kullanılmıştır. Hacettepe Üniversitesi de seramik panoların iç mekanda kullanıldığı ilk üniversite ve hastane olmuştur. Bu nedenle çok önemli.” ifadelerini kullandı.
Beytepe Kampüsü arka nizamiye B kapısı yakınında bulunan “Kağan Vadisi” adlı eserin, Orhun Anıtlarının yorumlanması kapsamında yapılan bir proje olduğunu belirten Yılmaz, eserin heykeltıraş Sultan Grigore tarafından yapıldığını söyledi. Yılmaz, eserin andazit taşından yapıldığını ve üzerinde Orhun alfabesinden parçalar bulunduğunu kaydetti.
- “Bilimi destekleyen sanat”
Yılmaz, Hacettepe Üniversitesindeki sanat eserlerinin yalnızca estetik bir değer taşımadığını, aynı zamanda öğrenciler, hastalar, hasta yakınları ve ziyaretçiler üzerinde doğrudan etki oluşturduğunu vurgulayarak, “Burada amaç hem kamusal alanda gelen ziyaretçileri, hastaları sanatla buluşturmak hem de onları düşündürmek. Öğrencilerimizi bu sanat eserleri düşündürüyor, ilham veriyor. Bu eserlerle birlikte gün geçiriyorlar, onları gözlemliyorlar, inceliyorlar, sorular soruyorlar. Bilimi destekleyen sanat, kampüslerimizde, dış mekanlarımızda ve iç mekanlarımızda bulunuyor. Bu mirası biz de sağlıklı ve olumlu bir şekilde gelecek nesle aktarmakla sorumluyuz.” diye konuştu.
-Öğrenciler, hastalar ve hekimler sanat eserlerinden ilham alıyor
Hacettepe Üniversitesi Beytepe ve Sıhhiye kampüslerinde eğitim gören öğrenciler ile Hacettepe Beytepe Semt Polikliniğinden yararlanan hastalar ve hekimler de kampüs ve sağlık mekanlarında yer alan sanat eserlerinin gündelik yaşamlarına, eğitim hayatlarına ve iyileşme süreçlerine katkı sunduğunu ifade etti.
Hacettepe Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü 2. sınıf öğrencisi Melike Ayaz, kampüste yer alan sanat eserlerinin özellikle anatomi, form, biçim ve ışık üzerine yaptığı çalışmalara doğrudan katkı sağladığını belirtti. Çalışmalarında kadın portreleri, insan anatomisi üzerine yoğunlaştığını anlatan Ayaz, kampüsteki eserleri birebir gözlemlemenin sanat üretiminde önemli bir karşılığı olduğunu vurgulayarak, “Kafamı çevirsem her yerde heykel görebiliyorum, resimler görebiliyorum, ilham alabiliyorum.” dedi.
Sanat eserlerinin, kampüste bulunan herkes için öğrenme ve gelişme imkanı sunduğunu belirten Ayaz, eserleri “nasıl okumaları ve görmeleri gerektiğini” öğrendikçe, bakış açılarının zenginleştiğini söyledi.
Güzel Sanatlar Fakültesi İçmimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü öğrencisi Aysima Eskikale, İstanbul’dan Ankara’ya geldiğinde kendisini en çok etkileyen unsurun kampüsün yeşil dokusu, binaların estetiği ve sanat eserleriyle bütünleşen yaşam alanı olduğunu ifade etti.
- Sanat eserlerinden etkilendi bölümünü değiştirdi
Sanat Tarihi 1. sınıf öğrencisi Enes Karaca, Beytepe Kampüsünü “açık hava müzesi” olarak nitelendirdi. İlk kez 2007 yılında Beytepe Kampüsüne adım attığını ve o dönem İngilizce İktisat okuduğunu anlatan Karaca, sanatla iç içe bir yaşam alanında bulunmanın zamanla estetik algısını geliştirdiğini söyledi.
Kampüste sanat eseri görmeden bir noktadan başka bir noktaya gitmenin neredeyse mümkün olmadığını ifade eden Karaca, Beytepe’de geçirdiği yılların kendisine ilham verdiğini; bu etkilenme sonucunda yeniden üniversite sınavına girerek Sanat Tarihi okumaya başladığını anlattı.
- “Otantik bir resim sergisine gelmiş gibi hissediyorum”
Hacettepe Beytepe Semt Polikliniğine çocuğunu getiren Kevser Gökçe, 10 yıldır sağlık hizmeti almak üzere geldiği bu mekanda duvarlarda ve farklı alanlarda yer alan taşları, resimleri ve tabloları dikkatle incelediğini söyledi. Gökçe, sanat eserlerinin hastane ortamına farklı bir atmosfer kazandırdığını belirterek, “Sanki bir hastane havası değil de otantik bir resim sergisine gelmiş gibi hissediyorum.” ifadelerini kullandı.
Gökçe, eserlerin çocuklar açısından rahatlatıcı bir etkisi olduğunu ve çocukların hastane korkusunu azaltmaya yardımcı olduğunu düşündüğünü söyledi.
İngilizce Öğretmenliği öğrencisi Esma Zeynep Topçu ise rahatsızlığı nedeniyle geldiği Hacettepe Üniversitesi Beytepe Semt Polikliniğinde sanat eserleriyle karşılaşmaktan memnuniyet duyduğunu belirtti. Topçu, özellikle üç boyutlu eserlerin “dokunabilirlik” hissi sunduğunu ifade ederek, hastanenin farklı yerlerinde farklı eserlerle karşılaşmanın kendisine iyi geldiğini söyledi.
- “Sanatın, tıbbın iyileştirici gücüyle iş birliği çok önemli
Hacettepe Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalında görev yapan Dr. Feray Atilla, Beytepe Kampüsü’nün hem sağlık hizmeti sunulan hem de estetik açıdan doyurucu bir ortam olduğunu belirtti.
Atilla hem Sıhhiye hem de Beytepe yerleşkelerinde sanat açısından zengin bir atmosfer olduğunu söyleyerek, hastaların çoğu zaman sergi gezme fırsatı bulamadığını, buna karşılık hastane ortamında bekleme süresinde sanat eserleriyle karşılaşabildiğini dile getirdi.
Eserlerin dinlendirici ve sakinleştirici etkisinin olabileceğini kaydeden Atilla, “Sanatın, tıbbın iyileştirici gücüyle iş birliği çok önemli.” ifadelerini kullandı.




