Suriye’de son günlerde özellikle Alevi yerleşimlerinde yoğunlaşan, çocukların, kadınların ve sivillerin doğrudan hedef alındığı saldırılar açık biçimde mezhepsel temelli katliamlar ve insanlığa karşı suçlar niteliği taşımaktadır. Yaşananlar ne münferittir ne de kontrolsüzdür; aksine, siyasal sonuçları olan sistematik bir şiddet pratiğinin devamıdır. Yaklaşık bir yıl önce Suriye’de siyasal ve idari yapı fiilen HTŞ’ye teslim edilmiş; ancak başkent Şam dâhil olmak üzere ülke genelinde halkın güvenliğini sağlayacak, hukuka dayalı, kapsayıcı ve kurumsal bir yönetimin kurulamamasıyla kaos devam etmektedir. Devlet aygıtının yerini silahlı grupların, keyfi uygulamaların ve mezhepçi tahakkümün aldığı bu tabloda, siviller tamamen korumasız bırakılmıştır. Kurumsal yapıların yokluğu, hukukun askıya alınması ve fiili otorite boşluğu, bugün Alevilere yönelik katliamların süreklilik kazanmasının temel nedenlerinden biridir.
HTŞ’nin hâkim olduğu alanlarda Aleviler başta olmak üzere farklı inanç ve kimliklere sahip topluluklar yalnızca var oldukları için hedef alınmaktadır. Yaşama hakkı, inanç özgürlüğü, ifade ve örgütlenme hakkı fiilen ortadan kaldırılmış; kadınlar ve çocuklar bu saldırıların en ağır mağdurları haline getirilmiştir. Sivillerin hedef alınması, zorla yerinden etmeler ve infazlar, uluslararası insancıl hukukun ve evrensel insan hakları normlarının açık ve ağır ihlalidir.
Bu noktada yalnızca Suriye rejiminin değil, bu tabloyu bilerek ve isteyerek görmezden gelen küresel ve bölgesel güçler de tarihsel ve siyasal sorumluluk taşımaktadır. Donald Trump yönetiminin Ortadoğu’yu kendi jeopolitik çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etmeye dayalı politikaları ile Binyamin Netanyahu hükümetinin savaş ve işgal merkezli saldırgan ajandası, Suriye’deki mezhepsel şiddeti tali bir mesele gibi ele almakta; Alevilere yönelik katliamlar bu büyük güç hesaplarının gölgesinde bilinçli biçimde görünmez kılınmaktadır.
Aynı şekilde Suriye’ye komşu ülke rejimlerinin sessizliği, hatta kimi durumlarda bu fiili duruma çanak tutan tutumları, HTŞ’nin meşruiyet alanını genişletmekte ve katliamların sürmesine zemin hazırlamaktadır. Bölgesel pazarlıklar, güvenlik söylemleri ve iktidar hesapları uğruna sivillerin yaşam hakkının feda edilmesi kabul edilemez. İnsan hakları, yalnızca çıkarlarla örtüştüğünde hatırlanan bir ilke değildir.
Buradan açık ve net biçimde ifade ediyoruz: mevcut rejim, kontrolü altındaki bölgelerde Alevilere ve tüm sivil halka yönelik saldırıları derhal durdurmakla yükümlüdür. Ancak bu katliamların sürmesine göz yuman, fiili durumu kabullenen ve siyasi ajandaları uğruna sessiz kalan uluslararası ve bölgesel aktörler de bu suçların dolaylı sorumlularıdır. Sessizlik, tarafsızlık değil; suça ortaklıktır. Bu nedenle Birleşmiş Milletler başta olmak üzere tüm uluslararası ve bölgesel insan hakları örgütlerini, demokratik kurumları ve küresel kamuoyunu acilen göreve çağırıyoruz. Suriye’de, rejim kontrolündeki bölgelerde yaşanan katliamlar bağımsız ve şeffaf uluslararası soruşturmalara konu edilmeli; sivillerin korunması için etkin izleme ve müdahale mekanizmaları derhal devreye sokulmalıdır. Kadınlara ve çocuklara yönelik suçlar özel olarak ele alınmalı, sorumlular hakkında uluslararası yargı süreçleri işletilmelidir. Suriye’de kalıcı ve adil bir barış; fiili silahlı tahakkümle, mezhepçi rejimlerle ve emperyalist ajandalarla değil; halkların eşitliği, inançların özgürlüğü ve çoğulculuk temelinde mümkündür. Alevilerin ve tüm farklı kimliklerin kolektif varlığı, güvenliği ve siyasal katılımı güvence altına alınmadan hiçbir çözüm meşru ve sürdürülebilir olamaz.
Bizler, barışı, eşitliği ve insan onurunu savunanlar olarak; rejimin işlediği ve göz yumduğu bu insanlık suçlarının karşısında susmayacağız. Emperyalist hesaplara, bölgesel iktidar pazarlıklarına ve mezhepçi şiddete karşı yaşamı savunmaya, uluslararası dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz. Katliamlara, savaşa ve emperyalist politikalara karşı ülkede ve bölgede barışı savunmaya devam edeceğiz.
Alevilere yönelik katliamlar derhal durdurmalıdır!
Eğitim-Sen





