Millet iradesini ezen, temsilcilerini idam sehpalarında katleden 27 Mayıs 1960 darbecilerini ve destekçilerini, üzerinden geçen 66 yılın artırdığı bir öfke ile lanetliyoruz. Merhum Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan başta olmak üzere darbeciler tarafından şehit edilen ve işkencelerden geçirilen milletimizin tüm temsilcilerini rahmet, minnet ve hürmetle yad ediyoruz. #27Mayıs #MilletinAdamları
27 Mayıs 1960; millet iradesine, demokrasiye ve hukuk düzenine yönelmiş kara bir müdahalenin, Türkiye’nin hafızasında derin yaralar bırakan karanlık bir dönemin adıdır. Demokrasiye ağır darbe vuran bu antidemokratik müdahale; seçilmiş iradeyi yok saymış, milletin emanetine vesayet gölgesi düşürmüş ve ülkemizin siyasi tarihinde silinmeyecek izler bırakmıştır. 27 Mayıs, yalnızca bir hükümete değil; milli iradeye, hukuka ve demokratik değerlere yönelmiş bir müdahale olarak hafızalardaki yerini korumaktadır. Demokrasi dışı yöntemlerin hiçbir şart altında meşru görülemeyeceğini biliyor; milletin iradesinin üzerinde hiçbir güç tanımadığımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Türkiye’nin demokrasi yolculuğunda yaşanan her darbe ve vesayet girişimi, toplumsal hafızamızda ibretle hatırlanmaya devam edecektir. Merhum Başbakan Adnan Menderes’i, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı rahmet, minnet ve saygıyla yâd ediyoruz. Aziz hatıraları daima yaşayacaktır. #27Mayıs1960 #DemokrasiŞehitleri #AdnanMenderes #FatinRüştüZorlu #HasanPolatkan
Türkiye’nin demokrasi serüveni, ne yazık ki uzun yıllar boyunca vesayet odaklarının gölgesinde ilerlemek zorunda kalmıştır. Milletin sandıkta ortaya koyduğu iradeyi kabullenemeyen antidemokratik anlayış, dönem dönem darbelerle siyasal hayatı dizayn etmeye çalışmıştır.
Bu karanlık müdahalelerin ilki ve en yıkıcı örneklerinden biri ise 27 Mayıs 1960 darbesidir.
27 Mayıs; yalnızca bir hükûmetin görevden uzaklaştırılması değil, aynı zamanda millet iradesinin askıya alınması, hukukun çiğnenmesi ve demokrasinin ağır yara almasıdır. Seçilmiş yönetime karşı gerçekleştirilen bu müdahaleyle anayasal düzen fiilen ortadan kaldırılmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi kapatılmış, milletin emaneti silah zoruyla gasp edilmiştir. Demokratik meşruiyetin yerine cuntacı bir anlayış ikame edilmiş, ülke yönetimi millet adına değil; vesayet adına şekillendirilmeye çalışılmıştır.
Darbe sonrasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve dönemin hükûmet üyeleri tutuklanmış; Demokrat Parti kadroları ağır baskı ve sindirme politikalarıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Ancak 27 Mayıs’ın hedefinde yalnızca siyaset kurumu yoktur. Üniversitelerden yargıya, bürokrasiden Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kadar toplumun birçok kesimi bu tasfiye sürecinin mağduru olmuştur. Akademisyenler görevlerinden uzaklaştırılmış, hâkim ve savcıların görevine son verilmiş, binlerce asker emekliye sevk edilmiştir. Böylece darbeci zihniyet, yalnızca iktidarı değil; devletin ve toplumun bütün damarlarını kontrol altına almaya çalışmıştır.
27 Mayıs’ın en acı ve en utanç verici yönlerinden biri ise kuşkusuz Yassıada yargılamalarıdır. Hukukun evrensel ilkelerinden uzak, baskı altında yürütülen bu süreç; tarihe “hukuk kisvesi altında siyasi infaz” olarak geçmiştir. Başbakan Adnan Menderes ile Bakanlar Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idam edilmesi, millet vicdanında derin yaralar açmıştır. Aziz milletimiz, onları demokrasi şehidi olarak bağrına basmış; darbecileri ve onların kurduğu vesayet düzenini ise tarihin karanlık sayfalarına mahkûm etmiştir.
27 Mayıs’la açılan vesayet kapısı, sonraki yıllarda Türkiye’nin önüne yeni darbeler ve muhtıralar olarak çıkarılmıştır. 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat, 15 Temmuz süreçleriyle milli irade sürekli baskı altına alınmak istenmiş; seçilmiş siyasetçiler tehdit edilmiş, demokrasi kesintiye uğratılmıştır. Milletin değerleriyle kavgalı bu anlayış, uzun yıllar boyunca korku üreterek toplumu şekillendirmeye çalışmıştır.
Ancak aziz milletimiz her seferinde demokrasiye sahip çıkmayı bilmiştir. Özellikle 15 Temmuz gecesi ortaya konulan destansı direniş, Türkiye’de artık darbeler döneminin kapanmaya başladığının en açık göstergesi olmuştur. Milletimiz, canı pahasına iradesini savunmuş; tanklara, silahlara ve ihanete karşı dimdik durmuştur. Böylece bir dönem millet iradesini tehdit eden darbeci anlayış, bu kez milletin kararlı duruşuyla tarihin önünde büyük bir yenilgi yaşamıştır.
Bugün bizlere düşen görev; demokrasiyi sadece seçimden seçime hatırlanan bir kavram olarak değil, milletin onuru ve geleceği olarak görmektir. 27 Mayıs’ı unutmamak; sadece geçmişte yaşanan acıları hatırlamak değil, aynı zamanda vesayetçi zihniyetin yeniden filizlenmesine karşı güçlü bir bilinç oluşturmaktır.
Bu vesileyle; merhum Başbakan Adnan Menderes’i, Fatin Rüştü Zorlu’yu, Hasan Polatkan’ı ve darbelerin karanlığında hayatını kaybeden tüm demokrasi şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyoruz. Türkiye’nin bir daha darbe, muhtıra ve vesayet dönemleri yaşamaması; demokrasinin, hukukun ve milli iradenin daima hâkim olması en büyük temennimizdir.







