YEŞİL DÖNÜŞÜMÜN RENGİ ADALET, MERKEZİ İNSAN OLMALIDIR
“COP31’e Giderken Emek Dünyasının Ortak Gündemi” başlığı ile Türk-İş’in ev sahipliğinde bir araya geldik. İklim krizini, yeşil ve dijital dönüşümü, çalışma hayatının geleceğini ve emek dünyasının beklentilerini ele aldık. Şunun altını özellikle çizmek gerekir: İklim krizi yalnızca çevresel bir mesele değil; aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve ahlaki boyutları olan bir adalet meselesidir. Doğayı korurken emeği değersizleştiren, dönüşümün maliyetini çalışanlara yükleyip kazanımlarını belirli kesimlere bırakan bir anlayış adil olamaz. Bir ülkenin yeşil dönüşümü, başka toplumların çevresel tahribatı ve emek sömürüsü üzerine inşa edilemez. Bizim anlayışımızda kalkınma; daha fazla üretmekten ve büyümekten ibaret değildir. Kalkınma, insan onurunu korumak, emeğin hakkını vermek, refahı adil paylaşmak ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmaktır. COP31’e giderken beklentimiz nettir: Sendikaların karar alma süreçlerinde etkin biçimde yer aldığı, çalışanların iş ve gelir güvencesinin korunduğu, kamu hizmetlerinin güçlendirildiği ve dönüşümün kazanımlarının adil paylaşıldığı bir gelecek inşa edilmelidir. Unutmayalım; yeşil dönüşümün adil olması, teknolojik ilerleme kadar emeğin korunmasına ve insanın merkeze alınmasına bağlıdır. Memur-Sen olarak emeğin değer gördüğü, sosyal adaletin güçlendiği ve insan onuruna yaraşır bir çalışma hayatının güvence altına alındığı bir dönüşüm için mücadelemizi sürdüreceğiz.
Programa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, Ali Yalçın ve Hamza Öksüz’ün yanı sıra Türkiye’nin emek kesiminden üst düzey temsilciler ve çok sayıda davetli katıldı.
İklim değişikliğiyle mücadele, yeşil ve dijital dönüşümün çalışma hayatına etkileri, adil geçiş politikaları ve emek dünyasının beklentilerinin ele alındığı toplantıda konuşan Bakan Vedat Işıkhan, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 Taraflar Konferansı’na giden süreçte, çalışma hayatının geleceğini şekillendirecek politikaların önemine dikkat çekti. Toplantıda ortaya konulacak görüş ve değerlendirmelerin, gelecek ay Mardin’de tanıtım toplantısının gerçekleştirilmesi planlanan Ulusal Adil Geçiş Stratejisi için önemli bir temel oluşturacağını ifade etti.
“Adil geçiş, emeğin korunması ve sosyal adaletin güçlendirilmesidir”
Dönüşümün çalışanlar, işletmeler ve bölgeler üzerinde farklı etkiler oluşturduğunu vurgulayan Işıkhan, yeni teknolojilere ve becerilere erişimi sınırlı çalışanların, uyum kapasitesi düşük işletmelerin ve belirli ekonomik faaliyetlerde yoğunlaşmış bölgelerin çeşitli güçlüklerle karşılaşabildiğini dile getirdi.
Adil geçişin temel amacının kimseyi geride bırakmayan bir dönüşüm süreci oluşturmak olduğunu belirten Bakan Işıkhan, “Bizim anlayışımızda adil geçiş; aynı zamanda emeğin korunması, insan onurunun gözetilmesi ve sosyal adaletin güçlendirilmesidir” diyerek dönüşümün maliyetinin çalışanların omuzlarına yüklenmemesi ve çalışanların değişen meslekler karşısında yalnız bırakılmaması gerektiğinin altını çizdi.
Sosyal diyalog ve iş birliği vurgusu
2025-2028 Ulusal İstihdam Stratejisi’nin sosyal tarafların, ilgili kurumların, meslek kuruluşlarının ve akademisyenlerin katkılarıyla hazırlandığını hatırlatan Vedat Işıkhan, adil geçiş sürecinde de işçi ve işveren kuruluşlarının görüşlerini esas alan, istişareyi ve sosyal diyaloğu güçlendiren bir yaklaşımın sürdürüleceğini belirtti.
Çalışma hayatının geleceğinin çalışanların ve işverenlerin görüşleri alınmadan şekillendirilemeyeceğini vurgulayan Bakan Işıkhan, sendikaların ve bütün sosyal tarafların sürece etkin katılımının önemine dikkat çekerek; ortak akıl, istişare ve sosyal diyalogla ilerleyen bir dönüşüm sürecinin herkesin hakkını aldığı, kimsenin geride kalmadığı bir çalışma hayatına katkı sunacağını ifade etti.
Ali Yalçın: Emeği tüketerek zenginleşen bir ekonomi istemiyoruz
Programda konuşan Genel Başkan Ali Yalçın, iklim krizinin yalnızca çevresel bir sorun olarak değerlendirilemeyeceğini, ekonomik, toplumsal ve ahlaki boyutları bulunan çok yönlü bir adalet meselesi olduğunu vurguladı. Yalçın, COP31 sürecinde yalnızca karbon emisyonlarının azaltılması ve yeni teknolojilerin kullanılmasının değil, dönüşümün maliyetini kimin üstleneceğinin ve kazanımlarından kimlerin yararlanacağının da tartışılması gerektiğini belirtti.
Yeşil ve dijital dönüşümün önemli fırsatlar sunduğunu ancak teknolojik ilerlemenin ve ekonomik büyümenin kendiliğinden sosyal adaleti sağlamayacağını kaydeden Yalçın, kalkınmanın yalnızca üretim ve kâr artışıyla ölçülemeyeceğini ifade etti.
Kalkınmanın insan onurunun korunması, emeğin karşılığını alması, refahın adil paylaşılması ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakılması anlamına geldiğini vurgulayan Yalçın, “Biz, ‘emeği tüketerek zenginleşen bir ekonomi’ de ‘doğayı tüketerek büyüyen bir kalkınma modeli’ de istemiyoruz” diye konuştu.
İklim krizinin ortaya çıkmasında tarihsel sorumluluğu en fazla olanlarla krizin sonuçlarından en fazla etkilenenlerin çoğu zaman aynı kesimler olmadığına dikkat çeken Genel Başkan Yalçın, yeşil dönüşümün yeni ekonomik ve teknolojik bağımlılıklar oluşturmaması gerektiğini ifade etti. Dönüşümün finansmanında sosyal adaletin gözetilmesi gerektiğini belirten Yalçın, krizin ortaya çıkmasında en az sorumluluğu bulunan emekçilerin bu sürecin bedelini ödememesi gerektiğinin altını çizdi.
“Sendikalar karar alma süreçlerinde etkin rol üstlenmeli”
Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasının önemli bir diplomatik başarı olmasının yanı sıra büyük bir sorumluluk ve fırsat taşıdığını belirten Ali Yalçın, konferansta yürütülecek müzakerelerin çalışanların hayatına dokunan, sosyal adaleti güçlendiren ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakan somut politikalara dönüşmesi gerektiğini kaydetti.
Yalçın, çalışanların, sendikaların, çiftçilerin, küçük üreticilerin ve toplumun farklı kesimlerinin iklim politikalarına ilişkin karar alma süreçlerinin parçası olması gerektiğini vurgulayarak “Sosyal diyalog bir nezaket meselesi değil, demokratik yönetişimin ve ‘adil dönüşümün temel şartıdır” diye konuştu. Adil geçişin yalnızca enerji kaynaklarının ve üretim teknolojilerinin değişmesi anlamına gelmediğini belirten Yalçın; istihdamın, gelir güvencesinin, sosyal hakların ve insan onurunun korunmasının da bu sürecin ayrılmaz parçaları olduğunu ifade etti.
Kamu hizmetlerinin ve kamu çalışanlarının da adil geçiş politikalarının merkezinde yer alması gerektiğini belirten Genel Başkan Yalçın, iklim krizinin etkileri arttıkça güçlü kamu hizmetlerine duyulan ihtiyacın da artacağını kaydetti. Kamu görevlilerinin mesleki kapasitelerinin geliştirilmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve yeni risklere karşı korunmasının önemini vurguladı.
Yalçın: Kamu çalışanları adil dönüşümün merkezine yerleştirilmeli
Memur-Sen’in COP31 sürecine ilişkin beklentilerini de sıralayan Ali Yalçın, sendikaların etkin biçimde temsil edildiği bir ulusal adil geçiş sosyal diyalog mekanizmasının oluşturulmasını istedi. Bu mekanizmanın yalnızca istişareyle sınırlı kalmaması, politikaların hazırlanması ve uygulanmasında somut işlevler üstlenmesi gerektiğini belirten Yalçın, “Dönüşümün istihdama etkileri iyi değerlendirilmeli; çalışanlar için mesleki eğitim, yeniden beceri kazanma, iş ve gelir güvenceleri sağlanmalıdır. Dönüşümün finansmanında sosyal adalet gözetilmeli; dar gelirli kesimler ve emekçiler muhtemel ekonomik riskler karşısında korunmalıdır. Kamu hizmetleri ve kamu çalışanları adil dönüşümün merkezine yerleştirilmelidir. Yeşil ve dijital dönüşümün çalışan haklarına etkileri toplu pazarlığın bir parçası hâline getirilmelidir. Emeği güvencesizliğe, yoksulluğa ve belirsizliğe itmeden, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak kadar, adil bir ekonomik düzen, güçlü sosyal haklar ve insan onuruna yaraşır bir çalışma hayatı bırakmak; en temel yaklaşım ve sorumluluk olmalıdır” diyerek Memur-Sen olarak beklentilerini aktardı.
Yeşil ve dijital dönüşümün çalışan haklarına etkilerinin toplu pazarlık süreçlerinin bir parçası hâline getirilmesi gerektiğini de belirten Yalçın, emeği güvencesizliğe, yoksulluğa ve belirsizliğe itmeyen bir çalışma hayatının inşa edilmesi çağrısında bulundu.
Öksüz: Yeşil, dijital ve sosyal dönüşüm birlikte ele alınmalı
Konuşmaların ardından panel bölümüne geçildi. Panelde söz alan Hamza Öksüz, yeşil ve dijital dönüşümün çalışma hayatında meslekleri ve çalışma koşullarını değiştirdiğini belirterek, asıl meselenin dönüşümün nasıl yönetileceği olduğunu vurguladı. Öksüz, “Dönüşüm başladı. Meslekleri değiştiriyor. Çalışma koşullarını yeniden şekillendiriyor. Yeni fırsatlar kadar yeni riskler de oluşturuyor” diyerek çalışanların haklarını koruyacak güvencelerin oluşturulması gerektiğini ifade etti.
Yeşil ve dijital dönüşümün kendiliğinden sosyal ilerleme sağlamayacağına dikkat çeken Öksüz, sosyal dönüşümün de sürecin merkezine alınması gerektiğini belirtti. Öksüz, “Çünkü çevresel dönüşüm ile teknolojik dönüşüm, kendiliğinden sosyal ilerleme anlamına gelmiyor. Bu nedenle üçüncü bir boyutu, sosyal dönüşümü, merkeze almalıyız. Biz yeşil, dijital ve sosyal dönüşümün birlikte ele alındığı üçüz dönüşüm yaklaşımını önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.
“Ekipmanlar risklere göre düzenlenmeli”
İklim krizinin güvenlik boyutunun ele alınışında yoksulluk, savaşlar ve ekonomik eşitsizlikler gibi etkenlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Öksüz, çözümün yalnızca göçü kontrol etmekle sınırlı kalamayacağını; yerel istihdamın, sosyal korumanın ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesinin önem taşıdığını ifade etti. İklim değişikliğinin çalışma hayatına etkilerine de dikkat çeken Öksüz, ILO’nun 2024 tarihli raporuna göre dünya genelinde yaklaşık 2,4 milyar çalışanın aşırı sıcaklara maruz kaldığını hatırlatarak işyerlerinde iklim risk değerlendirmeleri yapılması, çalışma ve dinlenme süreleriyle koruyucu ekipmanların bu risklere göre düzenlenmesi gerektiğini kaydetti.
Dijital dönüşümün çalışanlar üzerindeki etkilerini değerlendiren Hamza Öksüz, yapay zekânın mesleklerin içeriğini değiştirebileceğini ancak bunun her çalışanın işsiz kalacağı anlamına gelmediğini belirtti. Teknolojik gelişmelerin çalışanların iş yükünü azaltması ve hizmet kalitesini artırması gerektiğini ifade eden Öksüz, “Bir çalışana yalnızca mesleğinin ortadan kalkabileceğini söylemek yeterli değildir. Ona hangi eğitimlerin sunulacağını, gelirinin nasıl korunacağını ve yeni istihdam imkânlarına nasıl ulaşacağını da anlatmalıyız. Biz sendikalar olarak korkuyu değil, bilimsel bilgiyi ve çözümü merkeze almalıyız” dedi.
Memur-Sen bünyesinde dönüşüm izleme merkezi önerisi
Sendikaların dönüşümün sonuçlarına tepki vermekle yetinmemesi, riskleri önceden belirleyerek bilimsel araştırmalarla politika geliştirmesi gerektiğini belirten Hamza Öksüz, Memur-Sen bünyesinde bir Sendikal Yeşil ve Dijital Dönüşüm İzleme Merkezi kurulmasını önerdi.
Merkezin mesleklerdeki değişimi izlemesi, çalışanların karşılaşabileceği riskleri belirlemesi ve araştırma sonuçlarını toplu pazarlık süreçlerine ve kamu politikalarına yansıtması gerektiğini ifade eden Öksüz, üniversiteler ve uzman kuruluşlarla iş birliğinin önemine dikkat çekti.
Konuşmasında meslekler ve sektörler için risk ve beceri haritaları hazırlanmasını, kamu kurumlarında yapay zekâ ve iklim kaynaklı çalışma risklerine yönelik pilot uygulamalar geliştirilmesini, mesleki eğitim ve iş güvencesinin yanı sıra algoritmik şeffaflık, dijital mahremiyet ve bağlantıyı kesme hakkının toplu pazarlık gündemine alınmasını öneren Öksüz, “Önce etkiyi ölçmeliyiz. Sonra güvenceyi oluşturmalıyız. Ardından uygulamayı denetlemeliyiz” diyerek dönüşüm politikalarının çalışan haklarını koruyacak biçimde yürütülmesi gerektiğini kaydetti.
Hamza Öksüz konuşmasını “Asıl mesele, bu değişimin yönünü kimlerin belirleyeceğidir. Biz sendikalar olarak yalnızca dönüşümün sonuçlarına uyum sağlamak istemiyoruz. Dönüşümün yönünü belirleyen aktörlerden biri olmak istiyoruz” sözleriyle tamamladı.






