Genel Sekreterimiz Selahattin Dolgun, Genel Başkan Yardımcılarımız İrfan Kılınçer ve Pror. Dr. Fatih İşcan Antalya’da bir dizi temas ve ziyaret gerçekleştirdi.
İlk olarak Genel Sekreterimiz Selahattin Dolgun’a Şube Başkanı Varol Civcir ve sendika yönetiminin de eşlik ettiği program kapsamında eğitim yöneticileri ve çalışanlarla bir araya gelindi.
Ziyaretlerin ilk durağı Kepez İlçe MillîEğitim Müdürlüğü oldu. İlçe Millî Eğitim Müdürü Kenan Yavuz ve kurum çalışanlarıyla görüşen heyet, eğitim faaliyetleri hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Program kapsamında Dolgun ve beraberindekiler Serik ilçesinde çeşitli kurumları ziyaret etti. Eğitim çalışanlarıyla buluşan heyet, sahadaki çalışmaları yerinde inceleyerek eğitim çalışanların sorunlarını dinledi.
Heyetin son durağı ise Aksu ilçesi oldu. İlçe Millî Eğitim Müdürü Hasan Kürlü ve eğitim çalışanlarıyla bir araya gelen sendika yöneticileri, eğitim camiasının talep ve beklentilerini dinledi.
Daha sonra Genel Sekreterimiz Selahattin Dolgun ve Genel Başkan Yardımcımız İrfan Kılınçer ve sendika heyeti, Antalya İl Millî Eğitim Müdürü Yasin Eriş ile bir araya gelerek eğitim gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Antalya 1, 2 ve 3 No.lu Şube Başkanları ile yönetimlerinin de katıldığı ziyarette; eğitim alanındaki güncel gelişmeler, sahadaki uygulamalar ve eğitim çalışanlarının beklentileri kapsamlı şekilde ele alındı.
Genel Sekreterimiz Selahattin Dolgun son durak olarak Antalya 1 ve 3 No.lu Şubelerin teşkilat toplantısına katıldı.
Genel Başkan Yardımcımız İrfan Kılınçer de, Antalya temasları kapsamında okul ziyaretlerini sürdürdü. Bu çerçevede, Antalya 1 No.lu Şube Başkanı Erhan Çatal ve yönetimiyle birlikte Başöğretmen Atatürk Ortaokulu’nu ziyaret etti.
Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fatih İşcan ise, Antalya’daki temasları kapsamında Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cengiz Toker ile bir araya geldi. Ziyarete, Türk Eğitim-Sen Antalya 4 No.lu Şube Başkanı Raşit Yıldız ve yönetim kurulu üyeleri de katıldı.
Gerçekleştirilen görüşmede; eğitim çalışmaları, akademik ve idari personelin talep, beklenti ve önerileri üzerine kapsamlı istişarelerde bulunuldu. Karşılıklı görüş alışverişinin yapıldığı ziyaretlerde, yapıcı ve samimi bir atmosferde geçti. Heyet, nazik ev sahipliği dolayısıyla Prof. Dr. Cengiz Toker’e teşekkür ederek, çalışmalarında başarılar diledi.
Program kapsamında ayrıca Türk Eğitim-Sen Antalya 4 No.lu Şubesi’nin teşkilat toplantısı da geniş katılımla gerçekleştirildi. Toplantıda sendikal gündem, yürütülen faaliyetler ve gelecek dönem planlamaları ele alındı. Teşkilat mensuplarının özverili ve kararlı çalışmalarının memnuniyetle karşılandığı ifade edildi.
Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fatih İşcan, Şube Başkanı Raşit Yıldız nezdinde yönetim kurulu üyelerine teşekkür ederek, sendikal mücadelenin birlik ve dayanışma içerisinde daha da güçleneceğini vurguladı.
Dolgun: Uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik için öngörülen sürelerin, öğretmenlerin motivasyonunu artıracak şekilde yeniden düzenlensin.
İstişare toplantısında bir konuşma yapan Genel Sekreterimiz Selahattin Dolgun, Öğretmenlik Mesleği Kanunu kariyer basamakları olarak uygulanan uzman ve başöğretmenlik sistemine ilişkin mevcut düzenlemenin yeniden ele alınması gerektiğini vurguladı.
Öğretmenlerin mesleki gelişimini teşvik etmesi amacıyla oluşturulan kariyer meslek kanununda özellikle bekleme sürelerinin uzunluğuna dikkat çeken Dolgun,“Uzman öğretmenlik için 10 yıl olarak belirlenen süre 5 yıl, 20 yıl olarak belirlenen başöğretmenlik için öngörülen süre 10 yıla düşürülerek günümüz eğitim şartları ve öğretmenlerin mesleki gelişim süreçleri dikkate alınmalıdır.” dedi.
Dolgun, “Öğretmenlerimizin emeğini karşılayan, onları geliştiren ve mesleki olarak ilerlemelerini teşvik eden bir sistemin kurulması zorunludur. Kariyer basamakları, bir ödül mekanizması olmanın ötesinde eğitim sisteminin niteliğini artıracak önemli bir araçtır. Bu nedenle mevcut sürelerin gözden geçirilmesi kaçınılmazdır. Devletin temel ilkelerinden biri sürekliliktir. Daha önce ifade edilen taahhütlerin hayata geçirilmesi gerekir.
Türk Eğitim-Sen, kariyer basamaklarının daha adil, ölçülebilir ve öğretmenleri teşvik eden bir yapıya kavuşturulması gerektiğini belirterek konunun takipçisi olacağını ifade etti.
Dolgun: Ek ders, fazla mesai ve seyyanen ödemelerin tamamının emekli keseneğine dâhil edilmelidir.
Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Selahattin Dolgun, kamu çalışanlarının mali ve özlük haklarına ilişkin de kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Dolgun, kamuda ücret adaletsizliğinin giderek arttığını belirterek, Anayasa’da yer alan “eşit işe eşit ücret” ilkesinin uygulamada karşılık bulmadığını ifade etti.
Dolgun, aynı veya benzer görevlerde çalışan kamu personeli arasında farklı maaş uygulamalarının oluştuğunu vurgulayarak, bu çarpıklığın hem kurum içinde hem de kurumlar arasında giderilmesi gerektiğini söyledi.
Vergi dilimi uygulamasının çalışanlar açısından ciddi gelir kaybına yol açtığını belirten Dolgun, eğitim çalışanlarının yılın ikinci yarısından itibaren daha yüksek vergi dilimine girmesi nedeniyle maaşlarının düştüğünü hatırlatarak, vergi diliminin %15 seviyesinde sabitlenmesi gerektiğini ifade etti.
Enflasyon karşısında gelir kaybının önlenmesi için yeni bir düzenleme çağrısı yapan Dolgun, enflasyon farklarının aylık olarak maaşlara yansıtılması gerektiğini, ayrıca refah payı uygulamasının zorunlu hale getirilmesini talep etti.
Dolgun, birinci derecede görev yapan tüm yükseköğrenim mezunu kamu çalışanlarına 3600 ek gösterge verilmesinin artık bir zorunluluk haline geldiğini vurguladı.
Yardımcı Hizmetler Sınıfı personeline ilişkin de değerlendirmede bulunan Dolgun, bu personelin bir defaya mahsus olmak üzere sınavsız şekilde Genel İdare Hizmetleri Sınıfı’na geçirilmesi gerektiğini belirtti.
Eğitim-öğretim yılı başında verilen hazırlık ödeneğine de değinen Dolgun, bu ödemenin asgari ücret seviyesine çıkarılarak Millî Eğitim Bakanlığı ve yükseköğretim kurumlarındaki tüm personele verilmesi gerektiğini söyledi.
Emeklilik sistemindeki mağduriyetlere dikkat çeken Dolgun, çalışanların emekli olduklarında ciddi gelir kaybı yaşadığını belirterek, maaş, ek ders, fazla mesai ve seyyanen ödemelerin tamamının emekli keseneğine dahil edilmesi gerektiğini ifade etti. Böylece emeklilikte yaşam standardının korunabileceğini dile getirdi.
Kamuda istihdamın esas olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/A maddesi kapsamında kadrolu yapılması gerektiğini vurgulayan Dolgun, sözleşmeli personel uygulamasının ise sonlandırılması çağrısında bulundu.
Son olarak mülakat sistemine değinen Dolgun, kamuya personel alımı ve görevde yükselmede tek ölçütün yazılı sınav olması gerektiğini belirterek, sözlü sınav uygulamasının tamamen kaldırılmasını talep etti.
Kılınçer: Aile düzenini zedeleyen uygulamalardan vazgeçilsin!
Genel Başkan Yardımcımız İrfan Kılınçer norm kadro fazlası gerekçesiyle yapılan resen görevlendirmeler ve aile mazereti dikkate alınmadan gerçekleştirilen yer değişikliklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Kılınçer, bu kapsamda açılan davalarda yargı mercilerinin yürütmeyi durdurma yönünde kararlar verdiğini hatırlatarak, aile birliğinin korunmasının anayasal bir hak olduğunun açıkça ortaya konulduğunu ifade etti. Mahkeme kararlarında, söz konusu işlemlerin hukuka uygun olmadığına ve uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğurabileceğine dikkat çekildiğini belirtti. Bu nedenle idarenin yargı kararlarına uygun hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Kılınçer, kamu görevlilerinin aile düzenini zedeleyen uygulamalardan kaçınılmasının önemine işaret etti.
Özür grubu atamalarında yaşanan sıkıntılara da değinen Kılınçer, eğitim çalışanlarının eşleri ve çocuklarıyla bir arada yaşayabilmelerinin sağlanması gerektiğini belirterek, mağduriyetlerin önlenmesi için il ve ilçe emri uygulamasının zorunlu hale getirilmesini istedi.
Aile kurumunun anayasal güvence altında olduğunu hatırlatan Kılınçer, Anayasa’nın 41. maddesine atıf yaparak devletin aileyi koruma ve güçlendirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade etti. Bu çerçevede kamu yönetiminde alınacak kararların aile bütünlüğünü önceleyen bir anlayışla şekillendirilmesi gerektiğini söyledi.
Kılınçer, Millî Eğitim Bakanlığı’na çağrıda bulunarak, aileleri birbirinden ayıran uygulamaların yeniden değerlendirilmesini ve aile birliğini esas alan daha adil bir yer değiştirme sisteminin hayata geçirilmesini talep etti.
Kılınçer: Uzman ve başöğretmenlik için aranan süreyi mayıs, haziran, temmuz ve ağustos aylarında tamamlayan öğretmenlerimiz mağdur olmasın!
Türk Eğitim-Sen Genel Başkan Yardımcısı İrfan Kılınçer, uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik süreçlerinde yaşanan belirsizliklerin öğretmenler açısından mağduriyet oluşturduğunu belirterek Millî Eğitim Bakanlığı’na çağrıda bulundu.
Kılınçer, yılın özellikle mayıs, haziran, temmuz ve ağustos aylarında hizmet süresi şartını tamamlayan öğretmenlerin, kılavuzların geç yayımlanması nedeniyle hak kaybı riskiyle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Bu durumun giderilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı.
Türk Eğitim-Sen olarak konuyu Bakanlığa ilettiklerini hatırlatan Kılınçer, kariyer basamaklarına ilişkin kılavuzların yıl içerisine yayılmış, belirli ve düzenli bir plan çerçevesinde açıklanması gerektiğini söyledi. Sürecin öngörülebilir hale getirilmesinin hem idare hem de öğretmenler açısından büyük önem taşıdığını dile getirdi.
Kılınçer ayrıca, uygulamanın daha sağlıklı işlemesi için kılavuzların yılda üç dönem halinde duyurulmasının uygun olacağını belirtti. Bunun yanı sıra 2026 yılı Nisan ayında ikinci kılavuzun yayımlanması ve tüm sürecin net bir takvimle sabitlenmesi yönünde Bakanlığa resmi talepte bulunduklarını ifade etti.
Sürecin belirsizlikten uzak, şeffaf ve planlı bir yapıya kavuşturulması gerektiğini vurgulayan Kılınçer, öğretmenlerin hiçbir hak kaybı yaşamadan kariyer basamaklarından yararlanmasının temel bir gereklilik olduğunu sözlerine ekledi.
Prof. Dr. Fatih İşcan: Bayram ikramiyesi görevi başındaki memurun da hakkıdır!
Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Fatih İşcan, bayram dönemlerinde yapılan ikramiye ödemelerine ilişkin mevcut uygulamayı değerlendirerek önemli açıklamalarda bulundu.
İşcan, işçiler ile memur emeklilerine yılda iki kez yapılan bayram ödemelerinin mevcut kamu görevlilerini kapsamamasının hakkaniyet tartışmalarını beraberinde getirdiğini belirtti. Aynı kamu sisteminde görev yapan çalışanlar arasında farklı uygulamaların oluşmasının adalet duygusunu zedelediğini ifade etti.
Devletin ekonomik imkânlarının bu uygulamayı genişletmeye elverişli olduğunu dile getiren İşcan, aktif görevde bulunan memurların da bayram ikramiyesi kapsamına alınmasının gerekli olduğunu söyledi.
İşcan, mevcut tablonun kamu çalışanları arasında beklenti ve memnuniyet açısından dengesizlik yarattığını belirterek, “Aynı kamu düzeni içinde görev yapan personelin bir kısmının bu haktan yararlanıp diğer kısmının dışarıda bırakılması izah edilebilir bir durum değildir” değerlendirmesinde bulundu.
Kurban Bayramı yaklaşırken beklentilerini de dile getiren İşcan, görevdeki kamu personelini de kapsayan bir düzenlemenin hayata geçirilmesini isteyerek, bu konuda adım atılmasının çalışanlar açısından önemli bir beklenti olduğunu ifade etti.
İşcan: Makam tazminatının görev unvanları ve sorumluluk düzeyleri dikkate alınarak tüm ilgili kadroları kapsayacak şekilde genişletilmelidir.
Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Fatih İşcan yükseköğretim kurumlarında görev yapan akademik ve idari personelin karşılaştığı sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İşcan, özellikle öğretim elemanlarının mevcut ekonomik koşullar karşısında ciddi sıkıntılar yaşadığını ifade etti.
Genel Başkan Yardımcımız İşcan yükseköğretim kurumlarında görev yapan idari yöneticilerin özlük ve mali haklarına ilişkin kapsamlı bir düzenleme ihtiyacına dikkat çekti.
İşcan, üniversitelerde Genel Sekreter Yardımcısı, Daire Başkanı, Fakülte Sekreteri ve benzeri kritik idari görevleri yürüten personelin, taşıdıkları sorumlulukla orantılı bir mali karşılık alamadığını ifade etti. Bu durumun hem motivasyonu düşürdüğünü hem de kamu yönetiminde adalet algısını zayıflattığını belirtti.
Üniversite idari yapısının akademik sistemin işleyişinde belirleyici bir rol üstlendiğini vurgulayan İşcan, bu görevlerin sadece teknik değil aynı zamanda stratejik sorumluluklar içerdiğini söyledi. Bu nedenle idari yöneticilerin mali haklarının yeniden ele alınmasının bir tercih değil, zorunluluk olduğunu dile getirdi.
İşcan, mevcut yasal düzenlemelerin güncellenmesi gerektiğini belirterek 2914 sayılı Kanunun Ek 2’nci maddesinin yeniden yapılandırılmasını ve makam tazminatının görev unvanları ve sorumluluk düzeyleri dikkate alınarak tüm ilgili kadroları kapsayacak şekilde genişletilmesini önerdi.
İşcan, ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ekli 4 sayılı cetvelde yer alan “Daire Başkanı” ibaresinin yalnızca genel idareyi değil, üniversitelerde görev yapan daire başkanlarını da açık şekilde kapsayacak biçimde düzenlenmesi gerektiğini ifade etti. Böylece uygulamada yaşanan belirsizliklerin ortadan kalkacağına dikkat çekti.
İşcan, üniversite idari yöneticilerinin artan iş yükü ve sorumlulukları karşısında mevcut haklarının yetersiz kaldığını belirterek, yapılacak düzenlemenin hem kurumsal verimliliğe hem de kamu hizmet kalitesine önemli katkı sağlayacağını vurguladı.
İşcan: Bilim üretmesi beklenen akademik kadroların geçim kaygısından kurtarılmalıdır
Akademisyenlerin gelir seviyesinin yaşam maliyetleriyle uyumlu olmadığını belirten İşcan, bu durumun nitelikli öğrencilerin akademik kariyer yerine daha yüksek kazanç sağlayan alanlara yönelmesine yol açtığını söyledi. Bunun uzun vadede üniversitelerin insan kaynağı kalitesini olumsuz etkilediğini vurguladı.
İşcan, “Bilim üretmesi beklenen akademik kadroların geçim kaygısıyla mücadele ettiği bir ortamda, nitelikli üretimden ve güçlü üniversitelerden söz etmek mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
Üniversitelerde 13/b kapsamında yapılan geçici görevlendirmelere de değinen İşcan, bu uygulamalarda personelin onayının esas alınması gerektiğini belirtti.
İşcan: üniversitelerde görev yapan tüm akademik ve idari personelin iradesi sandığa yansıtılmalıdır.
İşcan, üniversitelerin yalnızca eğitim ve bilim üretim merkezleri değil, aynı zamanda akademik özgürlük ve kurumsal katılım kültürünün en güçlü şekilde yaşatılması gereken yapılar olduğunu belirterek, mevcut atama yöntemlerinin bu anlayışı yeterince yansıtmadığını dile getirdi. Üniversitelerde yönetim süreçlerine akademik ve idari personelin daha aktif katılım göstermesinin, kurumsal aidiyet ve demokratik işleyiş açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.
Bu kapsamda rektörlerin belirlenme sürecinde, geçmişte uygulanan seçim sistemine yönelik açıklamalarda bulunan İşcan, üniversitelerde görev yapan tüm akademik ve idari personelin iradesinin sandığa yansımasının, yükseköğretim kurumlarında güveni ve şeffaflığı artıracağını söyledi.
İşcan, yapılacak seçimlerde en yüksek oyu alan adayın göreve gelmesinin, üniversite içi meşruiyet açısından önemli bir kazanım olacağını belirterek, bu sürecin tamamen kurumsal denge ve liyakat ilkeleriyle desteklenmesi gerektiğini ifade etti.
Ayrıca İşcan, seçim sonucunda en fazla oyu alan adayın doğrudan göreve getirilmesi yerine, kapsamlı bir güvenlik soruşturması ve gerekli incelemelerin ardından atamasının yapılmasının uygun olacağını söyledi. Bu yaklaşımın hem kurumsal güvenliği hem de kamu yönetimi standartlarını güçlendireceğini dile getirdi.
İşcan, söz konusu düzenlemenin üniversitelerde katılımcı yönetim anlayışını yeniden canlandıracağını, akademik ve idari personelin karar süreçlerine daha fazla dahil olmasını sağlayacağını belirtti. Böylece üniversitelerde hem yönetim kalitesinin hem de çalışma barışının güçleneceğini ifade etti.
Genel Sekreterimiz Selahattin Dolgun, Genel Başkan Yardımcılarımız İrfan Kılınçer ve Pror. Dr. Fatih İşcan Antalya’da bir dizi temas ve ziyaret gerçekleştirdi.
İlk olarak Genel Sekreterimiz Selahattin Dolgun’a Şube Başkanı Varol Civcir ve sendika yönetiminin de eşlik ettiği program kapsamında eğitim yöneticileri ve çalışanlarla bir araya gelindi.
Ziyaretlerin ilk durağı Kepez İlçe MillîEğitim Müdürlüğü oldu. İlçe Millî Eğitim Müdürü Kenan Yavuz ve kurum çalışanlarıyla görüşen heyet, eğitim faaliyetleri hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Program kapsamında Dolgun ve beraberindekiler Serik ilçesinde çeşitli kurumları ziyaret etti. Eğitim çalışanlarıyla buluşan heyet, sahadaki çalışmaları yerinde inceleyerek eğitim çalışanların sorunlarını dinledi.
Heyetin son durağı ise Aksu ilçesi oldu. İlçe Millî Eğitim Müdürü Hasan Kürlü ve eğitim çalışanlarıyla bir araya gelen sendika yöneticileri, eğitim camiasının talep ve beklentilerini dinledi.
Daha sonra Genel Sekreterimiz Selahattin Dolgun ve Genel Başkan Yardımcımız İrfan Kılınçer ve sendika heyeti, Antalya İl Millî Eğitim Müdürü Yasin Eriş ile bir araya gelerek eğitim gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Antalya 1, 2 ve 3 No.lu Şube Başkanları ile yönetimlerinin de katıldığı ziyarette; eğitim alanındaki güncel gelişmeler, sahadaki uygulamalar ve eğitim çalışanlarının beklentileri kapsamlı şekilde ele alındı.
Genel Sekreterimiz Selahattin Dolgun son durak olarak Antalya 1 ve 3 No.lu Şubelerin teşkilat toplantısına katıldı.
Genel Başkan Yardımcımız İrfan Kılınçer de, Antalya temasları kapsamında okul ziyaretlerini sürdürdü. Bu çerçevede, Antalya 1 No.lu Şube Başkanı Erhan Çatal ve yönetimiyle birlikte Başöğretmen Atatürk Ortaokulu’nu ziyaret etti.
Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fatih İşcan ise, Antalya’daki temasları kapsamında Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cengiz Toker ile bir araya geldi. Ziyarete, Türk Eğitim-Sen Antalya 4 No.lu Şube Başkanı Raşit Yıldız ve yönetim kurulu üyeleri de katıldı.
Gerçekleştirilen görüşmede; eğitim çalışmaları, akademik ve idari personelin talep, beklenti ve önerileri üzerine kapsamlı istişarelerde bulunuldu. Karşılıklı görüş alışverişinin yapıldığı ziyaretlerde, yapıcı ve samimi bir atmosferde geçti. Heyet, nazik ev sahipliği dolayısıyla Prof. Dr. Cengiz Toker’e teşekkür ederek, çalışmalarında başarılar diledi.
Program kapsamında ayrıca Türk Eğitim-Sen Antalya 4 No.lu Şubesi’nin teşkilat toplantısı da geniş katılımla gerçekleştirildi. Toplantıda sendikal gündem, yürütülen faaliyetler ve gelecek dönem planlamaları ele alındı. Teşkilat mensuplarının özverili ve kararlı çalışmalarının memnuniyetle karşılandığı ifade edildi.
Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fatih İşcan, Şube Başkanı Raşit Yıldız nezdinde yönetim kurulu üyelerine teşekkür ederek, sendikal mücadelenin birlik ve dayanışma içerisinde daha da güçleneceğini vurguladı.
Dolgun: Uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik için öngörülen sürelerin, öğretmenlerin motivasyonunu artıracak şekilde yeniden düzenlensin.
İstişare toplantısında bir konuşma yapan Genel Sekreterimiz Selahattin Dolgun, Öğretmenlik Mesleği Kanunu kariyer basamakları olarak uygulanan uzman ve başöğretmenlik sistemine ilişkin mevcut düzenlemenin yeniden ele alınması gerektiğini vurguladı.
Öğretmenlerin mesleki gelişimini teşvik etmesi amacıyla oluşturulan kariyer meslek kanununda özellikle bekleme sürelerinin uzunluğuna dikkat çeken Dolgun,“Uzman öğretmenlik için 10 yıl olarak belirlenen süre 5 yıl, 20 yıl olarak belirlenen başöğretmenlik için öngörülen süre 10 yıla düşürülerek günümüz eğitim şartları ve öğretmenlerin mesleki gelişim süreçleri dikkate alınmalıdır.” dedi.
Dolgun, “Öğretmenlerimizin emeğini karşılayan, onları geliştiren ve mesleki olarak ilerlemelerini teşvik eden bir sistemin kurulması zorunludur. Kariyer basamakları, bir ödül mekanizması olmanın ötesinde eğitim sisteminin niteliğini artıracak önemli bir araçtır. Bu nedenle mevcut sürelerin gözden geçirilmesi kaçınılmazdır. Devletin temel ilkelerinden biri sürekliliktir. Daha önce ifade edilen taahhütlerin hayata geçirilmesi gerekir.
Türk Eğitim-Sen, kariyer basamaklarının daha adil, ölçülebilir ve öğretmenleri teşvik eden bir yapıya kavuşturulması gerektiğini belirterek konunun takipçisi olacağını ifade etti.
Dolgun: Ek ders, fazla mesai ve seyyanen ödemelerin tamamının emekli keseneğine dâhil edilmelidir.
Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Selahattin Dolgun, kamu çalışanlarının mali ve özlük haklarına ilişkin de kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Dolgun, kamuda ücret adaletsizliğinin giderek arttığını belirterek, Anayasa’da yer alan “eşit işe eşit ücret” ilkesinin uygulamada karşılık bulmadığını ifade etti.
Dolgun, aynı veya benzer görevlerde çalışan kamu personeli arasında farklı maaş uygulamalarının oluştuğunu vurgulayarak, bu çarpıklığın hem kurum içinde hem de kurumlar arasında giderilmesi gerektiğini söyledi.
Vergi dilimi uygulamasının çalışanlar açısından ciddi gelir kaybına yol açtığını belirten Dolgun, eğitim çalışanlarının yılın ikinci yarısından itibaren daha yüksek vergi dilimine girmesi nedeniyle maaşlarının düştüğünü hatırlatarak, vergi diliminin %15 seviyesinde sabitlenmesi gerektiğini ifade etti.
Enflasyon karşısında gelir kaybının önlenmesi için yeni bir düzenleme çağrısı yapan Dolgun, enflasyon farklarının aylık olarak maaşlara yansıtılması gerektiğini, ayrıca refah payı uygulamasının zorunlu hale getirilmesini talep etti.
Dolgun, birinci derecede görev yapan tüm yükseköğrenim mezunu kamu çalışanlarına 3600 ek gösterge verilmesinin artık bir zorunluluk haline geldiğini vurguladı.
Yardımcı Hizmetler Sınıfı personeline ilişkin de değerlendirmede bulunan Dolgun, bu personelin bir defaya mahsus olmak üzere sınavsız şekilde Genel İdare Hizmetleri Sınıfı’na geçirilmesi gerektiğini belirtti.
Eğitim-öğretim yılı başında verilen hazırlık ödeneğine de değinen Dolgun, bu ödemenin asgari ücret seviyesine çıkarılarak Millî Eğitim Bakanlığı ve yükseköğretim kurumlarındaki tüm personele verilmesi gerektiğini söyledi.
Emeklilik sistemindeki mağduriyetlere dikkat çeken Dolgun, çalışanların emekli olduklarında ciddi gelir kaybı yaşadığını belirterek, maaş, ek ders, fazla mesai ve seyyanen ödemelerin tamamının emekli keseneğine dahil edilmesi gerektiğini ifade etti. Böylece emeklilikte yaşam standardının korunabileceğini dile getirdi.
Kamuda istihdamın esas olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/A maddesi kapsamında kadrolu yapılması gerektiğini vurgulayan Dolgun, sözleşmeli personel uygulamasının ise sonlandırılması çağrısında bulundu.
Son olarak mülakat sistemine değinen Dolgun, kamuya personel alımı ve görevde yükselmede tek ölçütün yazılı sınav olması gerektiğini belirterek, sözlü sınav uygulamasının tamamen kaldırılmasını talep etti.
Kılınçer: Aile düzenini zedeleyen uygulamalardan vazgeçilsin!
Genel Başkan Yardımcımız İrfan Kılınçer norm kadro fazlası gerekçesiyle yapılan resen görevlendirmeler ve aile mazereti dikkate alınmadan gerçekleştirilen yer değişikliklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Kılınçer, bu kapsamda açılan davalarda yargı mercilerinin yürütmeyi durdurma yönünde kararlar verdiğini hatırlatarak, aile birliğinin korunmasının anayasal bir hak olduğunun açıkça ortaya konulduğunu ifade etti. Mahkeme kararlarında, söz konusu işlemlerin hukuka uygun olmadığına ve uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğurabileceğine dikkat çekildiğini belirtti. Bu nedenle idarenin yargı kararlarına uygun hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Kılınçer, kamu görevlilerinin aile düzenini zedeleyen uygulamalardan kaçınılmasının önemine işaret etti.
Özür grubu atamalarında yaşanan sıkıntılara da değinen Kılınçer, eğitim çalışanlarının eşleri ve çocuklarıyla bir arada yaşayabilmelerinin sağlanması gerektiğini belirterek, mağduriyetlerin önlenmesi için il ve ilçe emri uygulamasının zorunlu hale getirilmesini istedi.
Aile kurumunun anayasal güvence altında olduğunu hatırlatan Kılınçer, Anayasa’nın 41. maddesine atıf yaparak devletin aileyi koruma ve güçlendirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade etti. Bu çerçevede kamu yönetiminde alınacak kararların aile bütünlüğünü önceleyen bir anlayışla şekillendirilmesi gerektiğini söyledi.
Kılınçer, Millî Eğitim Bakanlığı’na çağrıda bulunarak, aileleri birbirinden ayıran uygulamaların yeniden değerlendirilmesini ve aile birliğini esas alan daha adil bir yer değiştirme sisteminin hayata geçirilmesini talep etti.
Kılınçer: Uzman ve başöğretmenlik için aranan süreyi mayıs, haziran, temmuz ve ağustos aylarında tamamlayan öğretmenlerimiz mağdur olmasın!
Türk Eğitim-Sen Genel Başkan Yardımcısı İrfan Kılınçer, uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik süreçlerinde yaşanan belirsizliklerin öğretmenler açısından mağduriyet oluşturduğunu belirterek Millî Eğitim Bakanlığı’na çağrıda bulundu.
Kılınçer, yılın özellikle mayıs, haziran, temmuz ve ağustos aylarında hizmet süresi şartını tamamlayan öğretmenlerin, kılavuzların geç yayımlanması nedeniyle hak kaybı riskiyle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Bu durumun giderilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı.
Türk Eğitim-Sen olarak konuyu Bakanlığa ilettiklerini hatırlatan Kılınçer, kariyer basamaklarına ilişkin kılavuzların yıl içerisine yayılmış, belirli ve düzenli bir plan çerçevesinde açıklanması gerektiğini söyledi. Sürecin öngörülebilir hale getirilmesinin hem idare hem de öğretmenler açısından büyük önem taşıdığını dile getirdi.
Kılınçer ayrıca, uygulamanın daha sağlıklı işlemesi için kılavuzların yılda üç dönem halinde duyurulmasının uygun olacağını belirtti. Bunun yanı sıra 2026 yılı Nisan ayında ikinci kılavuzun yayımlanması ve tüm sürecin net bir takvimle sabitlenmesi yönünde Bakanlığa resmi talepte bulunduklarını ifade etti.
Sürecin belirsizlikten uzak, şeffaf ve planlı bir yapıya kavuşturulması gerektiğini vurgulayan Kılınçer, öğretmenlerin hiçbir hak kaybı yaşamadan kariyer basamaklarından yararlanmasının temel bir gereklilik olduğunu sözlerine ekledi.
Prof. Dr. Fatih İşcan: Bayram ikramiyesi görevi başındaki memurun da hakkıdır!
Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Fatih İşcan, bayram dönemlerinde yapılan ikramiye ödemelerine ilişkin mevcut uygulamayı değerlendirerek önemli açıklamalarda bulundu.
İşcan, işçiler ile memur emeklilerine yılda iki kez yapılan bayram ödemelerinin mevcut kamu görevlilerini kapsamamasının hakkaniyet tartışmalarını beraberinde getirdiğini belirtti. Aynı kamu sisteminde görev yapan çalışanlar arasında farklı uygulamaların oluşmasının adalet duygusunu zedelediğini ifade etti.
Devletin ekonomik imkânlarının bu uygulamayı genişletmeye elverişli olduğunu dile getiren İşcan, aktif görevde bulunan memurların da bayram ikramiyesi kapsamına alınmasının gerekli olduğunu söyledi.
İşcan, mevcut tablonun kamu çalışanları arasında beklenti ve memnuniyet açısından dengesizlik yarattığını belirterek, “Aynı kamu düzeni içinde görev yapan personelin bir kısmının bu haktan yararlanıp diğer kısmının dışarıda bırakılması izah edilebilir bir durum değildir” değerlendirmesinde bulundu.
Kurban Bayramı yaklaşırken beklentilerini de dile getiren İşcan, görevdeki kamu personelini de kapsayan bir düzenlemenin hayata geçirilmesini isteyerek, bu konuda adım atılmasının çalışanlar açısından önemli bir beklenti olduğunu ifade etti.
İşcan: Makam tazminatının görev unvanları ve sorumluluk düzeyleri dikkate alınarak tüm ilgili kadroları kapsayacak şekilde genişletilmelidir.
Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Fatih İşcan yükseköğretim kurumlarında görev yapan akademik ve idari personelin karşılaştığı sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İşcan, özellikle öğretim elemanlarının mevcut ekonomik koşullar karşısında ciddi sıkıntılar yaşadığını ifade etti.
Genel Başkan Yardımcımız İşcan yükseköğretim kurumlarında görev yapan idari yöneticilerin özlük ve mali haklarına ilişkin kapsamlı bir düzenleme ihtiyacına dikkat çekti.
İşcan, üniversitelerde Genel Sekreter Yardımcısı, Daire Başkanı, Fakülte Sekreteri ve benzeri kritik idari görevleri yürüten personelin, taşıdıkları sorumlulukla orantılı bir mali karşılık alamadığını ifade etti. Bu durumun hem motivasyonu düşürdüğünü hem de kamu yönetiminde adalet algısını zayıflattığını belirtti.
Üniversite idari yapısının akademik sistemin işleyişinde belirleyici bir rol üstlendiğini vurgulayan İşcan, bu görevlerin sadece teknik değil aynı zamanda stratejik sorumluluklar içerdiğini söyledi. Bu nedenle idari yöneticilerin mali haklarının yeniden ele alınmasının bir tercih değil, zorunluluk olduğunu dile getirdi.
İşcan, mevcut yasal düzenlemelerin güncellenmesi gerektiğini belirterek 2914 sayılı Kanunun Ek 2’nci maddesinin yeniden yapılandırılmasını ve makam tazminatının görev unvanları ve sorumluluk düzeyleri dikkate alınarak tüm ilgili kadroları kapsayacak şekilde genişletilmesini önerdi.
İşcan, ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ekli 4 sayılı cetvelde yer alan “Daire Başkanı” ibaresinin yalnızca genel idareyi değil, üniversitelerde görev yapan daire başkanlarını da açık şekilde kapsayacak biçimde düzenlenmesi gerektiğini ifade etti. Böylece uygulamada yaşanan belirsizliklerin ortadan kalkacağına dikkat çekti.
İşcan, üniversite idari yöneticilerinin artan iş yükü ve sorumlulukları karşısında mevcut haklarının yetersiz kaldığını belirterek, yapılacak düzenlemenin hem kurumsal verimliliğe hem de kamu hizmet kalitesine önemli katkı sağlayacağını vurguladı.
İşcan: Bilim üretmesi beklenen akademik kadroların geçim kaygısından kurtarılmalıdır
Akademisyenlerin gelir seviyesinin yaşam maliyetleriyle uyumlu olmadığını belirten İşcan, bu durumun nitelikli öğrencilerin akademik kariyer yerine daha yüksek kazanç sağlayan alanlara yönelmesine yol açtığını söyledi. Bunun uzun vadede üniversitelerin insan kaynağı kalitesini olumsuz etkilediğini vurguladı.
İşcan, “Bilim üretmesi beklenen akademik kadroların geçim kaygısıyla mücadele ettiği bir ortamda, nitelikli üretimden ve güçlü üniversitelerden söz etmek mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
Üniversitelerde 13/b kapsamında yapılan geçici görevlendirmelere de değinen İşcan, bu uygulamalarda personelin onayının esas alınması gerektiğini belirtti.
İşcan: üniversitelerde görev yapan tüm akademik ve idari personelin iradesi sandığa yansıtılmalıdır.
İşcan, üniversitelerin yalnızca eğitim ve bilim üretim merkezleri değil, aynı zamanda akademik özgürlük ve kurumsal katılım kültürünün en güçlü şekilde yaşatılması gereken yapılar olduğunu belirterek, mevcut atama yöntemlerinin bu anlayışı yeterince yansıtmadığını dile getirdi. Üniversitelerde yönetim süreçlerine akademik ve idari personelin daha aktif katılım göstermesinin, kurumsal aidiyet ve demokratik işleyiş açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.
Bu kapsamda rektörlerin belirlenme sürecinde, geçmişte uygulanan seçim sistemine yönelik açıklamalarda bulunan İşcan, üniversitelerde görev yapan tüm akademik ve idari personelin iradesinin sandığa yansımasının, yükseköğretim kurumlarında güveni ve şeffaflığı artıracağını söyledi.
İşcan, yapılacak seçimlerde en yüksek oyu alan adayın göreve gelmesinin, üniversite içi meşruiyet açısından önemli bir kazanım olacağını belirterek, bu sürecin tamamen kurumsal denge ve liyakat ilkeleriyle desteklenmesi gerektiğini ifade etti.
Ayrıca İşcan, seçim sonucunda en fazla oyu alan adayın doğrudan göreve getirilmesi yerine, kapsamlı bir güvenlik soruşturması ve gerekli incelemelerin ardından atamasının yapılmasının uygun olacağını söyledi. Bu yaklaşımın hem kurumsal güvenliği hem de kamu yönetimi standartlarını güçlendireceğini dile getirdi.
İşcan, söz konusu düzenlemenin üniversitelerde katılımcı yönetim anlayışını yeniden canlandıracağını, akademik ve idari personelin karar süreçlerine daha fazla dahil olmasını sağlayacağını belirtti. Böylece üniversitelerde hem yönetim kalitesinin hem de çalışma barışının güçleneceğini ifade etti.







































