Bizler, “Önce ülkemiz” diyen, Türkiye sevdalısı eğitim çalışanlarıyız. Ancak devletimize olan sadakatimiz, haklarımızın görmezden gelinmesine sessiz kalacağımız anlamına gelmez!

Programda bir konuşma yapan Genel Başkan Yardımcımız İrfan Kılınçer Türk Eğitim Sen teşkilatının eğitim hayatına yön veren güçlü bir yapı olduğunu söyledi. Kılınçer, “Hiçbir eğitim çalışanı yalnız değildir. Haksızlığa uğrayan her kim olursa olsun, Türk Eğitim Sen’e Türk Eğitim Sen yöneticilerine başvurursa mutlaka orada çözüm için samimi bir gayret görecektir. Biz böyle sendikacılık yapıyoruz. Böyle yaptığımız içinde dim dik ayakta duruyoruz. Ayakta olmaya, alanda olmaya, eğitim çalışanlarına umut olmaya devam edeceğiz.” dedi.

Kılınçer sözlerine şöyle devam etti: “Eğitimin asli unsuru olan öğretmenlerimizin ve akademisyenlerimizin gasp edilen haklarını, alın terimizin karşılığını ve artık tahammül sınırlarını aşan ekonomik adaletsizlikleri haykırmak vazifemizdir.

Bizler, “önce ülkemiz” diyen, Türkiye sevdalısı eğitim çalışanlarıyız. Ancak devletimize olan sadakatimiz, haklarımızın görmezden gelinmesine sessiz kalacağımız anlamına gelmez!” dedi.

Ek ders ücretleri tatminkar bir oranda artırılmalı ve öğretmenin emeği, enflasyon canavarına yem edilmemelidir.

Kılınçer, “Ek Ders Ücretleri Birer “sembolik rakam” Haline Gelmiştir! Yıllardır dile getiriyoruz: Ek ders ücretleri, günümüz ekonomik şartlarında komik bir seviyeye gerilemiştir. Bir öğretmenin ders dışı hazırlığı, emeği ve harcadığı mesai, bugün bir bardak çay parasına mahkûm edilmiştir. Türk Eğitim-Sen olarak talebimiz nettir: Ek ders ücretleri tatminkar bir oranda artırılmalı ve öğretmenin emeği, enflasyon canavarına yem edilmemelidir. Emeğimizin sadakasını değil, hakkımızı istiyoruz!” diye konuştu.

Vergi Dilimi Zulmüne Son Verilmelidir!

Vergi dilimi zulmüne dikkat çeken Kılınçer, “Kamu çalışanları olarak bizler, yılın üçüncü ayından sonra “vergi dilimi” adı altında gizli bir maaş kesintisiyle karşı karşıya kalıyoruz. Ocak ayında aldığımız zam, daha cebimize girmeden mart-nisan ’da vergi yüküyle geri alınıyor. Gelir vergisi oranı %15’te sabitlenmelidir! Memurun cebinden elinizi çekin; kaşıkla verdiğinizi kepçeyle almaktan vazgeçin!” diye konuştu.

Zorunlu Hizmet Tazminatı ödenmelidir.

Genel Başkan Yardımcımız İrfan Kılınçer, öğretmenler için “Zorunlu Hizmet Tazminatı” uygulamasının hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Kılınçer, çalışma şartlarının zor olduğu bölgelerde öğretmen sürekliliğini sağlamanın en etkili yolunun güçlü bir teşvik mekanizması oluşturmak olduğunu belirtti. Bu kapsamda, söz konusu bölgelerde görev yapan öğretmenlere bir brüt asgari ücret ile iki brüt asgari ücret arasında değişen tutarlarda Zorunlu Hizmet Tazminatı ödenmesini teklif etti.

MEB’den beklentimiz özel okulları uyararak genç meslektaşlarımızın   6 maaş tazminat ödemesi mağduriyetini gidermesidir
MEB’den beklentimiz özel okulları uyararak genç meslektaşlarımızın 6 maaş tazminat ödemesi mağduriyetini gidermesidir
İçeriği Görüntüle

Bu modelin geçmişte de uygulandığını hatırlatan Kılınçer, 1980’li yılların ikinci yarısında benzer bir teşvik sisteminin devreye alındığını ve olumlu sonuçlar elde edildiğini ifade etti. Ayrıca devletin de bu yaklaşımı benimsediğini dile getiren Kılınçer, 2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’nde dönemin Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk tarafından dezavantajlı bölgelerde görev yapan öğretmenlere yönelik teşvik uygulaması yapılacağının açıklandığını anımsattı.

Ek ödemelerin bütünü emeklilik primi hesaplamasına dâhil edilmelidir.

Kamu çalışanlarının emeklilik sürecine girdiklerinde maaşlarında ciddi gerilemeler yaşadığını ve bu durumun birçok personelin emeklilik kararını ertelemesine yol açtığını hatırlatan Kılınçer, konuyla ilgili kapsamlı bir düzenleme yapılması gerektiğini belirtti.

Kılınçer, kamu görevlilerinin görevdeyken sahip oldukları ekonomik düzeyi emeklilik döneminde de koruyabilmeleri için gelir unsurlarının tamamının hesaba katılmasının şart olduğunu ifade etti. Bu doğrultuda; temel maaşın yanı sıra tüm yan ödemelerin, ek ders gelirlerinin ve fazla mesai ücretlerinin emeklilik keseneği matrahına eklenerek emekli aylığı hesaplamasına yansıtılmasına yönelik gerekli yasal değişikliklerin yapılması gerektiğini dile getirdi.

Aile birliği mutlaka güvence altına alınmalıdır.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın mazerete bağlı yer değiştirmelerde; eş durumu, sağlık gerekçesi ve özel yaşamı etkileyen sebepler kapsamında tanıdığı tayin hakkının, eğitim çalışanlarının beklentilerini karşılamada yetersiz kaldığını dile getiren Kılınçer, uygulamada ciddi boşluklar bulunduğunu ifade etti.

Kılınçer, özellikle il emri ve ilçe emri uygulamalarının devreye sokulmamasının önemli bir eksiklik olduğunu belirtti. Bu düzenlemelerin olmaması nedeniyle iller arası atamaların yalnızca mevcut boş kadrolarla sınırlı kaldığını vurgulayan Kılınçer, kadro imkânlarının dar olduğu yerlerde çok sayıda eğitim çalışanının yer değişikliği talebinin karşılanamadığını söyledi. Bunun sonucunda ise aile bütünlüğünün zarar gördüğüne dikkat çekti.

İl içinde görev yeri değişikliği talep eden personele de ilçe emri hakkı verilmesi gerektiğini ifade eden Kılınçer, ailelerin ayrılmasına yol açan uygulamaların son bulması için gerekli düzenlemelerin ivedilikle yapılmasını talep etti.

Akademik Ücretler ve İtibar Kaybı

Ülkemizin geleceğini inşa eden, bilim üreten akademisyenlerimiz bugün yoksulluk sınırının altında bir yaşam mücadelesi verdiğini kaydeden Kılınçer, “Akademik teşvikler ve ücretler, bir bilim insanının onuruna yakışır seviyede değildir. Stratejik öneme sahip bu kitleyi, geçim derdiyle baş başa bırakmak, Türkiye’nin geleceğine vurulan bir prangadır. Akademik personelin özlük hakları ve maaşları derhal iyileştirilmeli, “akademik zam” bir lütuf değil, zorunluluk olarak hayata geçirilmelidir.

Sonuç olarak; Bizler fildişi kulelerde değil, sınıflarda, laboratuvarlarda, vatanın her köşesinde emek veriyoruz. Türk Eğitim-Sen olarak, eğitim çalışanlarının insanca yaşayacağı bir ücret düzeni kurulana kadar meydanlarda olmaya, hakkımızı aramaya devam edeceğiz!

Yaşasın mücadelemiz, yaşasın Türk Eğitim-Sen!” dedi.