Musa Akkaş

n͏S͏e͏s͏o͏d͏t͏p͏r͏o͏c͏5͏s͏8͏7͏h͏u͏i͏6͏i͏0͏m͏5͏1͏8͏l͏9͏m͏3͏0͏1͏1͏7͏f͏c͏t͏u͏2͏i͏g͏4͏i͏u͏6͏8͏m͏t͏0͏0͏h͏g͏i͏l͏4͏i͏h͏6͏2͏g͏h͏ ·

220 TL’LİK EK DERS ÜCRETİYLE GÜÇLÜ EĞİTİM OLMAZ!

YENİ EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI ÖNCESİ EĞİTİM ÇALIŞANLARININ BEKLENTİLERİ KARŞILANMALI, İŞ BARIŞI SAĞLANMALIDIR.

Yeni eğitim öğretim yılına hazırlanırken yalnızca okulların fiziki ihtiyaçlarını gidermek yeterli değildir. O okullarda büyük bir fedakarlıkla görev yapan eğitim çalışanlarının ekonomik, sosyal ve mesleki sorunlarına kalıcı çözümler üretilmesi de en az bunun kadar önemlidir. Çünkü başarılı bir eğitim sistemi; mutlu, huzurlu, ekonomik kaygılardan uzak ve geleceğe güvenle bakan eğitim çalışanlarıyla mümkündür.

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Sayın Talip Geylan tarafından yıllardır dile getirilen talepler, yalnızca sendikal beklentiler değil; eğitim sistemimizin daha adil, daha verimli ve daha güçlü hale gelmesine katkı sunacak çözüm önerileridir.

Öncelikle kalkınmada öncelikli yörelerde görev yapan öğretmenler desteklenmelidir. Zor coğrafi ve sosyal şartlarda çalışan öğretmenlere ilave hizmet tazminatı, bölgesel teşvik ödemeleri, kira desteği ve yer değiştirmeyi özendirici uygulamalar hayata geçirilmelidir. Türk Eğitim-Sen’in uzun yıllardır dile getirdiği öneri doğrultusunda, kalkınmada öncelikli yörelerde görev yapan öğretmenlere bölgenin gelişmişlik düzeyine göre %10’dan %90’a kadar değişen oranlarda ilave tazminat verilmesini sağlayacak yasal düzenleme hayata geçirilmelidir. Böylece bu bölgelerde görev yapan öğretmenlerin mağduriyetleri azaltılacak, tecrübeli öğretmenlerin dezavantajlı bölgelerde görev yapması teşvik edilecek ve eğitimde başarının artmasına katkı sağlanacaktır.

Öğretmenlerin en önemli beklentilerinden biri de ek ders ücretlerinin günümüz ekonomik şartlarına uygun seviyeye yükseltilmesidir. Yaklaşık 15 dakikalık bir uzman doktor muayene ücretinin 5-10 bin TL ‘ye ulaştığı bir dönemde, öğretmenin bir saatlik ek ders karşılığında aldığı yaklaşık 220 TL’nin yetersiz olduğu yönündeki eleştiriler giderek artmaktadır. Üstelik her öğretmen ek ders ücreti alma imkanına da sahip değildir. Yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ve özellikle büyükşehirlerde maaş seviyesine ulaşan kira bedelleri, eğitim çalışanlarının geçim yükünü her geçen gün ağırlaştırmaktadır. Eğitim çalışanlarının insanca yaşayabilecek ekonomik şartlara kavuşturulması artık ertelenemez bir zorunluluktur.

Eğitim-öğretime hazırlık ödeneği hakkaniyet temelinde yeniden düzenlenmelidir. Eğitim bir ekip işidir. Bu nedenle yalnızca öğretmenlerin değil; üniversite çalışanlarının, memurların, teknik personelin ve eğitim hizmetine katkı sunan tüm çalışanların bu ödenekten yararlanması sağlanmalıdır.

Yükseköğretim kurumlarında görev yapan akademik ve idari personelin özlük hakları da iyileştirilmelidir. Üniversiteler yalnızca eğitim veren kurumlar değil, aynı zamanda bilim üreten, araştıran ve ülkenin geleceğine yön veren kurumlardır. Akademik ve idari personelin mali, sosyal ve özlük haklarının güçlendirilmesi, yükseköğretimin niteliğine doğrudan katkı sağlayacaktır. Üniversite idari personelinin tayin, görevde yükselme ve diğer özlük haklarına ilişkin yıllardır çözüm bekleyen sorunları kalıcı şekilde çözüme kavuşturulmalıdır.

Eğitim çalışanlarının çözüm bekleyen önemli sorunlarından biri de emeklilikte yaşanan gelir kaybıdır. Çalışma hayatı boyunca alınan ek ödeme ve tazminatların emekliliğe yansıtılması sağlanmalı, yıllarca devlete hizmet eden eğitim çalışanları emeklilik döneminde ekonomik sıkıntılarla baş başa bırakılmamalıdır.

“BİZ YAPTIK” SENDROMU
“BİZ YAPTIK” SENDROMU
İçeriği Görüntüle

Son yıllarda artan öğretmene yönelik şiddet olayları eğitim camiasını derinden yaralamaktadır. Mevcut yasal düzenlemelerin etkin şekilde uygulanması, caydırıcılığın artırılması ve öğretmenlik mesleğinin toplum nezdindeki saygınlığını güçlendirecek adımların kararlılıkla atılması büyük önem taşımaktadır.

Çalışma barışını zedeleyen önemli konulardan biri de proje okullarına yapılan yönetici ve öğretmen görevlendirmeleridir. Öğrenciler bu okullara merkezi sınav sistemiyle objektif kriterlere göre yerleşirken, yönetici ve öğretmen görevlendirmelerinde de aynı objektif anlayış benimsenmelidir. Yazılı sınav, liyakat, kariyer ve hizmet puanı esas alınmalı; şeffaf, denetlenebilir ve adil bir sistem oluşturulmalıdır. Liyakatten uzak, subjektif değerlendirmelere dayalı görevlendirmeler çalışma barışını bozmakta, eğitim çalışanları arasında adalet duygusunu zedelemektedir.

İş barışının sağlanabilmesi için eğitim kurumlarında hiçbir çalışan; sendikal tercihi, unvanı veya görev yeri nedeniyle farklı muameleye maruz bırakılmamalıdır. Kamu yönetiminin temel ilkeleri olan tarafsızlık, liyakat, eşitlik ve hakkaniyet tavizsiz şekilde uygulanmalı; tüm eğitim çalışanlarının kendisini bu büyük ailenin eşit ve değerli bir parçası olarak hissetmesi sağlanmalıdır. Ancak bu anlayışla huzurlu çalışma ortamları oluşturulabilir ve eğitimde sürdürülebilir başarı yakalanabilir.

Yeni eğitim öğretim yılı başlamadan önce eğitim çalışanlarının ekonomik, sosyal ve mesleki beklentileri karşılanmalıdır. Eğitime yapılan yatırım, aslında ülkenin geleceğine yapılan yatırımdır. Eğitim çalışanının emeğinin karşılığını aldığı, mesleğinin hak ettiği itibarı gördüğü ve geleceğe güvenle baktığı bir sistem; güçlü eğitimin ve gelişmiş Türkiye’nin en sağlam teminatıdır.

Çünkü gelişmiş Türkiye’nin yolu güçlü eğitimden; güçlü eğitimin yolu ise emeği değer gören, hakkı teslim edilen, adaletin hakim olduğu, iş barışının tesis edildiği ve geleceğe umutla bakan eğitim çalışanlarından geçmektedir.