Musa Akkaş

10 saat önce

3 Kasım 2026 Salı, 01:16

p͏e͏t͏o͏r͏s͏d͏S͏n͏o͏9͏m͏8͏g͏c͏t͏c͏1͏1͏1͏5͏s͏m͏5͏g͏f͏5͏i͏a͏0͏f͏2͏2͏0͏5͏9͏3͏2͏c͏t͏c͏3͏f͏t͏8͏c͏1͏u͏8͏3͏i͏l͏u͏3͏6͏i͏6͏t͏m͏0͏ ·

BİRLİK GÜÇTÜR, DAĞINIKLIK ZAFİYETTİR: SENDİKAL ÇÖLLEŞMEDEN GÜÇLÜ TEŞKİLATLANMAYA

"Hakikat, kalabalıkların gürültüsünde değil; akıl terazisinin, vicdan süzgecinin ve teşkilatlı iradenin sükûnetinde tartılır."

Demokrasi, kelime anlamıyla halkın kendi kendini yönetmesi, iradesini en mutlak biçimde yansıtmasıdır. Ancak modern bürokratik ve toplumsal sistemlerde demokrasi kavramı, ne yazık ki bazen özünden koparılarak sadece kağıt üstündeki sayılara ve anlamsız bir tabela yarışına indirgenmektedir. Türkiye’de kamu sendikacılığı tarihi, özellikle de Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri iş kolunun katettiği mesafe, bu trajikomik dönüşümün en açık laboratuvarıdır.

Resmî Gazete verileriyle ve zamanın akışıyla önümüzde duran tablo, yalnızca istatistikî bir veri yığını değildir; bu, Türk sendikal hareketinin duvara çarptığı aynanın, acı ama bir o kadar da net bir yansımasıdır. Bir iş kolunda altmışa yakın sendikanın varlık göstermesi, ilk bakışta zihni cinayet kabilinden bir "demokrasi zenginliği" gibi pazarlanmak istense de, derinlemesine tahlil edildiğinde bu durum sendikal çoğulculuk değil, tam anlamıyla sendikal bir çölleşme ve parçalanmışlık sendromudur.

Aritmetiğin İflası: Tek Haneli Üyeler ve "Genel Başkanlık" Sendromu

1961 Anayasası’nın kamu çalışanlarına tanıdığı sendikal hak kredisinin ardından kısa sürede 650’ye yakın tabela sendikasının türediği, tarihin tozlu raflarında ibret dolu bir ders olarak durmaktadır. Tarih, bu dağınıklığın 12 Mart muhtırasıyla nasıl bir çırpıda buharlaştığını, emek mücadelesinin kökünden nasıl kurutulduğunu çok net kaydetmiştir. Lakin görünüşe göre bu millet, tarihin hafızasından ders çıkarma konusunda ısrarlı bir unutkanlık lüksüne sahiptir.

Öğrenci Devamsızlığı Ek Ders Kesintisine Gerekçe Olamaz: Haklı Mücadelemiz Kazanımla Sonuçlandı
Öğrenci Devamsızlığı Ek Ders Kesintisine Gerekçe Olamaz: Haklı Mücadelemiz Kazanımla Sonuçlandı
İçeriği Görüntüle

Bugün eğitim iş kolunda sayıları altmışı bulan yapılar arasında; üye sayısı bir, üç, beş, bilemediniz on dört, üçbin, beşbin.. ibaresinden ibaret olan "cinsiyet, meslek alt grubu, hatta akraba-arkadaş halkası" temelli yapılar türemiştir. Bir sendikanın yasal olarak ayakta durabilmesi, zorunlu organlarını (Yönetim, Denetleme, Disiplin kurulları) oluşturabilmesi bile en az otuz kişilik dinamik bir kadroyu zorunlu kılarken; üç beş kişinin bir araya gelip tabela asması, akabinde kartvizitine "Genel Başkan" yazdırması, sendikacılığı bir hak arama kalesi olmaktan çıkarıp kişisel tatmin ve statü tatmini sağlayan bir "unvan dağıtım merkezine" dönüştürmüştür.

Kendi küçük âleminde kral olma hırsı, büyük kitlelerin hak arama iradesini lime lime doğramaktadır. Altı , bin, beşbin üyesi olan bir yapının ne toplu sözleşme masasında hükmü olabilir, ne Ankara koridorlarında bürokrasiyi harekete geçirebilir ne de alanlarda bir eylem iradesi ortaya koyabilir. O, sadece tabeladaki unvanın sahibine gurur, geride kalan kitlelere ise zafiyet üretir.

İşçi Hareketi ile Memur Sendikacılığı Arasındaki Fark

Türkiye’de işçi sendikacılığı ile kamu çalışanları sendikacılığı arasındaki yapısal uçuruma bakıldığında, mesele tüm açıklığıyla gözler önüne serilmektedir. Türkiye’de işçi sendikacılığı, 1941’den bu yana ideolojik ve siyasi ayrımlarına rağmen temelde üç büyük konfederasyon (Türk-İş, Hak-İş, DİSK) çatısı altında kurumsal bir disiplin kazanmıştır. 2026 verilerine göre milyonlarca işçiyi tek bir çatı altında toplayan bu yapılar, hak mücadelesini bölmemeyi, gücünü tek bir potada eritmeyi bilmiştir. Bu sayesindedir ki işçi sendikaları, toplu iş sözleşmelerinde ve mali haklarda kamu çalışanlarına kıyasla çok daha dirençli ve sonuç alıcı bir konuma erişebilmiştir.

Buna karşın kamu sendikacılığı; her mahalli aidiyetin, her cemaat kisvesinin, her mesleki dar taassubun veya anlık tepkisel öfkenin kendi tabelasını diktiği bir "bölünmeler ansiklopedisine" dönüşmüştür. Yardımcı hizmetler, şube müdürleri, müfettişler, belirli meslek grupları veya dar taziye-dernek refleksleri üzerinden kurulan yapılar, hak mücadelesini büyütmek bir yana, onu parçalara ayırmakta; iktidarların veya idarecilerin karşısında "böl-parçala-yönet" taktiklerinin en elverişli zeminini hazırlamaktadır.

Kurumsal Sorumluluk ve Liyakat: Türkiye Kamu-Sen Çizgisi

Sendikacılık; bir hevesin, bir kırgınlığın ya da anlık bir reaksiyonun ürünü olamayacak kadar ağır bir mesuliyettir. Nasıl ki siyasi partilerin seçime girebilmesi için belirli teşkilatlanma ve baraj kriterleri varsa, memur sendikacılığının da bir kurumsal süzgece tabi tutulması şarttır. Aksi takdirde "tabela enflasyonu", çalışanların haklarını savunan bir kalkan değil, hakların erimesine zemin hazırlayan birer ovaya dönüşür.

İşte bu noktada Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen, dünden bugüne değişmeyen omurgalı duruşuyla sendikal hareketin kutup yıldızıdır. Bizim inancımızda sendikacılık; unvan yarışlarının taht kurduğu bir makam değil, "Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır" düsturuyla milyonların ortak sesini duyurma iradesidir.

BİRLİKTE GÜÇLÜYÜZ…

Bugün eğitim hizmet kolunda 60 sendikanın varlığı, bir çoğulculuk başarısı değil; sendikal enerjinin heba olduğu bir dağınıklık tablosudur. Kamu çalışanlarının alınteri, bireysel egoların kurbanı olamayacak kadar kıymetlidir.

Tabelaların gölgesinde kaybolan unvanlar değil, teşkilatın kudretiyle yeşeren haklar peşinde koşmalıyız. Unutulmasın ki;

Sendika sayısı arttıkça haklar artmaz; aksine güç bölünür.

Birkaç kişilik yapılar masada değil, yalnızca kendi hayallerinde genel başkandır.

Gerçek sendikacılık; unvan asmak değil, ciddiyetle, liyakatle ve örgütlü güçle mücadele etmektir.

Gün; dağınıklığın konforunu terk edip, ortak paydada, doğru adreste birleşme günüdür.

Güçlü teşkilat, güçlü sendika, güçlü hak mücadelesi!

🇹🇷 TÜRKİYE KAMU-SEN

🇹🇷 TÜRK EĞİTİM-SEN

Musa Akkaş