Düşünce ve ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun temel taşıdır; sendikal hak ve özgürlükler ise demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Sendikamızın Mersin ve Ordu Şubelerinin sosyal medya hesaplarının kapatılması ve erişime engellenmesi; anayasal güvence altında olan ifade özgürlüğüne ve sendikal faaliyete yönelik açık bir hukuk ihlalidir. Eğitim emekçilerinin sesini dijital mecralarda kısmaya çalışarak gerçeklerin üzerini örtemez, mücadelemizi engelleyemezsiniz. Eleştiriden, farklı düşüncelerden ve örgütlü itirazdan korkarak ne demokrasi kurulabilir ne de toplum ileriye taşınabilir. Bu girişimler, yalnızca sendikalara dönük değil; halkın haber alma, örgütlenme ve demokratik katılım hakkını hedef alan bütünlüklü bir sansür politikasının parçasıdır.

Üstelik yaşananlar münferit değildir. Son dönemde demokratik kitle örgütleri, özgür basın, siyasal-toplumsal yapılar ve muhalif kurumlara yönelik sistematik bir “görünmez kılma” pratiği hayata geçirilmektedir. Halkevleri’nin Genel Merkez hesabı başta olmak üzere çok sayıda şube ve bileşen hesabına Türkiye’den erişim engeli getirilmesi, bu politikanın somut örneklerinden biridir. Söz konusu engellemelerin, 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi gibi son derece muğlak ve keyfi biçimde işletilen gerekçelere dayandırılması, hukuksuzluğun boyutunu daha da derinleştirmektedir. Aynı şekilde bu baskı çemberi basın kurumlarını da içine almaktadır. Artı Gerçek ve JINNEWS gibi haber ajanslarının sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engelleri; gazetecilerin, basın emekçilerinin ve alternatif medya kanallarının sistematik biçimde susturulmak istendiğini ortaya koymaktadır. Böylece yalnızca sendikalar değil, toplumun tamamı tek sesli bir kamusal alana mahkûm edilmek istenmektedir. Bu baskılar benzer şekilde, Eğitim-İş’in resmi X hesabına Türkiye’den erişim engeli getirilmesi, sendikal ifade alanının doğrudan hedef alındığını göstermektedir. Sulh Ceza Hâkimlikleri eliyle alınan bu kararlar, emek örgütlerini susturmaya dönük siyasal müdahalelerdir.

Ortaya çıkan tablo açıktır: Dijital kamusal alan, idari ve yargısal mekanizmalar aracılığıyla daraltılmakta; eleştirel söz ve örgütlü mücadele “güvenlik” gerekçesiyle cezalandırılmaktadır. Bugün sendikaların hesapları kapatılmaktadır; yarın bir kadın örgütünün çağrısı, bir öğrencinin itirazı, bir yurttaşın düşüncesi aynı keyfiyetle susturulabilecektir. Bu nedenle mesele yalnızca kurumlarımıza ait hesaplar değil; toplumun tamamının ifade özgürlüğü meselesidir.

Eğitim Sen olarak buradan açıkça ilan ediyoruz: Bu sansür politikalarını kabul etmiyoruz. Sendikal faaliyet suç değildir; ifade özgürlüğü pazarlık konusu yapılamaz. Hukuk dışı erişim engelleri derhal kaldırılmalıdır. Alınan kararların gerekçeleri, tebliğ süreçleri ve itiraz yolları şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Kemah Gülabibey Camii
Kemah Gülabibey Camii
İçeriği Görüntüle

Sesimizi kısıp düşüncelerimizi hapsedemezsiniz. Eğitim emekçilerinin haklı mücadelesi; okulda, sokakta, meydanda ve dijital alanda her koşulda devam edecektir. Demokrasi, ancak farklı seslerin özgürce konuşabildiği bir ülkede mümkündür. Eğitim Sen, dün olduğu gibi bugün de basın özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün, sendikal hakların ve demokratik toplumun savunucusu olmaya devam edecektir.

Eğitim-Sen