Biz eğitim ve bilim emekçisi kadınlar “Geçmişte İzimiz Geleceğe Sözümüz Var” şiarıyla, 19-20-21 Aralık 2025 tarihinde Ankara’da, EĞİTİM SEN 3. KADIN KURULTAYI için bir araya geldik. Kurultay şubelerimizden gelen delegeler, şube kadın sekreterleri, Merkez Düzenleme Kurulu ve Danışma Kurulumuzdan oluşan 306 delege ile uluslararası ve ulusal sendikaların, siyasi partilerin ve kadın örgütlerinin temsilcilerinin yoğun katılımı ile toplandı. Güçlü bir katılımla, uluslararası deneyimlerin aktarımı, atölye çalışmaları, tartışmalar ve tebliğlerle gerçekleştirdiğimiz Kurultayımızın sonucunda kadınların hem toplumsal yaşamda hem de sendikamız içinde güçlenmesini sağlayacak kararlar alındı ve sonuç bildirgemiz aşağıdaki biçimde oluştu.
Kadın Kurultayımızı; Türkiye’de otoriterleşmenin kurumsallaştığı, hukukun askıya alındığı, emekçilerin ve kadınların çok yönlü bir saldırı altında bırakıldığı tarihsel bir eşikte gerçekleştirdik. Siyasal iktidar ülkeyi ekonomik kriz, savaş politikaları, toplumsal baskı, yasak ve şiddet politikalarıyla yönetmeye çalışmakta; bu süreçten en ağır biçimde etkilenenlerin başında ise kadınlar ve kız çocukları gelmektedir.
Uygulanan neoliberal ekonomi politikalarıyla birlikte yoksulluk kalıcı hale getirilmiş; kamusal hizmetler tasfiye edilmiş, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik piyasanın insafına bırakılmıştır. Bu politikaların yarattığı yıkım ise bakım emeği ve yeniden üretim yükü üzerinden kadınların yaşamına doğrudan yansımaktadır. Kadınlar bir yandan güvencesiz, düşük ücretli ve esnek çalışmaya zorlanırken; diğer yandan kamusal desteklerin yokluğu toplumsal yeniden üretim yükünü kadınların karşılıksız ev içi emeği üzerinden karşılayarak ev içi emek sömürüsünü derinleştirmektedir.
Kadın istihdamı “esnekleşme” adı altında güvencesizliğin laboratuvarına dönüştürülmüş; yarı zamanlı, uzaktan, sözleşmeli ve kayıt dışı çalışma biçimleri kadınlar için kalıcı hale getirilmiştir. Bu durum, kadınları ekonomik olarak bağımlı kılarken; sendikal örgütlenmeden ve sosyal güvenceden de uzaklaştırmaktadır.
Siyasal iktidarın kadınlara yönelik politikaları, açık bir biçimde patriyarkal ve muhafazakâr bir toplumsal düzen inşa etmeyi hedeflemektedir. Kadınların yaşamları; “aile”, “annelik” ve “makbul kadın” söylemleri üzerinden denetim altına alınmakta, kadın bedeni siyasal iktidarın ideolojik müdahale alanı haline getirilmektedir. Kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve cinayetler adeta kırıma dönüşmüştür. Cezasızlık politikaları bu suçları teşvik eden bir mekanizma olarak işlemektedir. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı, kadınların ve LGBTİ+ bireylerin yaşam hakkına yönelik açık bir siyasal tercihin ifadesidir.
Eğitim ise bu siyasal hattın en görünür biçimde uygulandığı alanlardan biridir. Eğitimin kamusal, bilimsel ve laik niteliği sistematik biçimde tasfiye edilmekte; cinsiyetçi, gerici ve tekçi müfredat anlayışıyla toplumsal cinsiyet eşitsizliği yeniden üretilmektedir. Kız çocuklarının eğitime erişimi, kadınların bilimsel ve özgür düşünceyle buluşması engellenmekte; eğitim emekçisi kadınlar hem çalışma yaşamında hem de sendikal yapılarda ayrımcılıkla karşı karşıya bırakılmaktadır.
Eğitim ve bilim emekçisi kadınlar; liyakat dışı atamalar, mobbing, performans baskısı ve güvencesiz çalışma biçimleriyle kuşatılmakta; yönetim ve karar mekanizmalarından bilinçli olarak dışlanmaktadır. Kadınların sendikal alanda söz ve karar süreçlerine katılımı hâlâ eril yapılarla sınırlandırılmakta; eşit temsiliyet talepleri görmezden gelinmektedir.
Öte yandan savaş politikaları, inkâr ve asimilasyon uygulamaları kadınların yaşamını çok katmanlı biçimde hedef almaktadır. Kürt kadınlar başta olmak üzere ülkemizdeki tüm halklardan kadınlar; yoksulluk, şiddet, göç, özel savaş politikaları ve anadilinde eğitim hakkının yok sayılmasıyla kuşatılmaktadır. Militarizm, güvenlikçi politikalar ve kayyım uygulamaları; kadınların barış, eşitlik ve özgürlük mücadelesini bastırmanın aracı haline getirilmektedir.
Bugün gelinen noktada açıktır ki; kadınların özgürlük mücadelesi ile emek, demokrasi ve barış mücadelesinin birbirinden ayrılması mümkün değildir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği; sınıfsal sömürünün, savaş politikalarının ve otoriter rejimlerin temel dayanaklarından biridir. Bu nedenle kadın mücadelesi, aynı zamanda sınıf mücadelesidir, barış mücadelesidir, demokrasi mücadelesidir.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nda örgütlü kadınlar olarak; bu düzene karşı örgütlü mücadeleyi büyütmenin tarihsel bir sorumluluk olduğunun bilinciyle hareket ediyoruz. Kadınların sendikalarda, iş yerlerinde ve toplumsal yaşamın tüm alanlarında özneleşmesi; eşit temsiliyetin sağlanması ve kadın dayanışmasının güçlendirilmesi, bu karanlık tabloyu değiştirecek temel güçtür.
Kadın Kurultayımız; kamusal, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitim ilkeleri temelinde; eşitlik, özgürlük ve barış mücadelesini büyütme iradesinin ifadesidir. Bizler, kadınların sözüyle, iradesiyle ve örgütlü gücüyle; sömürüye, şiddete, savaşa ve patriyarkal düzene karşı mücadeleyi büyütmeye devam edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.
Kadın Kurultayımızda yürütülen atölye çalışmaları; kadınların, kız çocuklarının ve LGBTİ+’ların yaşamlarının eğitim politikaları, istihdam rejimi, aileci–ataerkil yapı, heteronormatif ideoloji ve otoriter siyasal iklim tarafından çok yönlü biçimde kuşatıldığını ortaya koymuştur. Eğitim alanı; eşitsizliklerin yeniden üretildiği, ayrımcılığın normalleştirildiği ve emek sömürüsünün derinleştirildiği temel alanlardan biri haline getirilmiştir.
Kurultayımızda ortaklaşan temel tespit şudur: Eğitim hakkı mücadelesi; kadın özgürlük mücadelesinden, çocukların korunmasından, LGBTİ+’ların eşit yurttaşlık talebinden ve sendikal mücadeleden ayrılamaz. Bu nedenle Kurultayımız, parçalı talepler yerine bütünlüklü, hak temelli ve dönüştürücü bir mücadele hattını esas almaktadır.
Bu çerçevede aşağıdaki sonuç ve öneriler, Kurultayımıza katılan delegelerin 6 ana başlık altında yürüttükleri atölye çalışmalarının sonucunda ulaşılan ortak iradeyi yansıtmaktadır.
EĞİTİM POLİTİKALARI, AYRIMCILIK VE CİNSİYETÇİLİK
- Eğitim; piyasanın, dinsel yapıların ve otoriter siyasal müdahalelerin aracı olmaktan çıkarılmalı; kamusal, ücretsiz, bilimsel ve laik bir hak olarak yeniden örgütlenmelidir.
- “Fırsat eşitliği” söylemi yerine, devletin sorumluluğunu açıkça tanımlayan “eğitim hakkı” perspektifi esas alınmalıdır.
- Eğitim politikaları; cinsiyet, dil, kimlik, engellilik durumu ve sınıfsal farklılıkları gözeten hak temelli bir anlayışla şekillendirilmelidir.
- Anadilinde eğitim, vazgeçilmez bir insan hakkıdır; Anayasada gerekli düzenlemeler yapılarak, anadili temelinde çok dilli eğitim modellerinin yasal zemini oluşturulmalıdır.
- Anadilinde eğitim için öğretmen yetiştirme programları düzenlenmeli, üniversitelerde ilgili bölümler açılmalıdır.
- Çocuklar ucuz iş gücü değildir; çocuklar çocuktur. MESEM uygulamaları kaldırılmalı, çocukların eğitim hakkını gasp eden tüm düzenlemelere son verilmelidir.
- Tüm çocuklar için günde bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek ve temiz su temel bir hak olarak güvence altına alınmalıdır.
- Okullarda ve üniversitelerde cinsiyet temelli ayrımcılık, mobbing ve tacize karşı bağımsız, şeffaf ve yaptırımı olan mekanizmalar kurulmalıdır.
- Toplumsal cinsiyet eşitliği, müfredatın ve eğitim ortamlarının kurucu unsuru haline getirilmelidir.
- Kadına yönelik şiddet, ayrımcılık, cinsiyetçi dil ve LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemi disiplin yönetmeliklerinde açık biçimde tanımlanmalıdır.
- LGBTİ+ mücadelesi, kadın çalışmalarına sıkıştırılmadan sendikanın genel eşitlik mücadelesinin parçası olarak ele alınmalıdır.
- Eğitim Sen bünyesinde LGBTİ+’lar için güvenli başvuru ve örgütlenme mekanizmaları oluşturulmalıdır.
- Üniversitelerde toplumsal cinsiyet eşitliği birimleri güçlendirilmeli; bu birimler göstermelik olmaktan çıkarılmalıdır.
- Üniversite öğrencileri için barınma ve beslenme sorunu, cemaat yurtları ve öğrencilerin güvencesiz, düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda kalması gerçekliği ile ele alınmalı; kamusal çözümler üretilmelidir.
- Sendikalar, eşitlik mücadelesinin yalnızca taşıyıcısı değil, dönüştürücü öznesi olmalıdır.
- Eğitim Sen, eğitim alanındaki tüm ayrımcılık biçimlerine karşı mücadeleyi kalıcı bir örgütlenme hattına dönüştürmelidir.
İSTİHDAM BİÇİMLERİNİN DÖNÜŞÜMÜ VE KADIN EMEĞİ
- Tüm eğitim ve bilim emekçileri için kadrolu, güvenceli, tam zamanlı istihdam temel talep olmalıdır.
- Ücretli, sözleşmeli, proje bazlı ve taşeron çalışma biçimleri kaldırılmalıdır.
- KHK’li tüm arkadaşlarımız işine iade edilmelidir.
- Aynı işi yapan tüm emekçiler için eşit işe eşit ücret sağlanmalıdır.
- Vakıf üniversiteleri ve özel öğretim kurumlarında keyfi sözleşme, ücret gizliliği uygulamalarına son verilmeli, şeffaf ücret politikaları benimsenmelidir.
- Performans, kariyer basamakları ve sözleşme rejimleriyle yaratılan ücret eşitsizlikleri kaldırılmalıdır.
- Kreşler, yaşlı bakım evleri ve bakım hizmetleri kamusal, ücretsiz ve erişilebilir hale getirilmelidir.
- Bakım emeği kadınların “doğal görevi” olmaktan çıkarılmalı; toplumsal ve kamusal bir sorumluluk olarak örgütlenmelidir.
- İşyerlerinde kreş hakkı ve bakım izni güvence altına alınmalıdır.
- İşyerlerinde güvenli, bağımsız ve yaptırım gücü olan başvuru ve denetim mekanizmaları kurulmalıdır.
- ILO 190 imzalanarak etkin bir biçimde uygulanmalı; sendikalar bu sürecin takipçisi olmalıdır.
- Güvencesiz alanlarda çalışan kadınlara yönelik özel örgütlenme ve politika programları geliştirmelidir.
- Vakıf üniversiteleri, özel öğretim kurumları ve ücretli öğretmenlik alanlarında sendikal temsil güçlendirilmelidir.
- Kadınlar ve LGBTİ+’lar arasında sendikal ilişkiler ve dayanışma ağları güçlendirilmelidir.
- Eğitim emekçilerine angarya işler yüklenmesine son verilmelidir.
- Engelli kadınlar için işyerleri ve kamusal alanlar erişilebilir hale getirilmelidir.
- Göçmen kadın emeğinin sömürülmesine ve ırkçılığa karşı net ve yaptırımlı sendikal tutum alınmalıdır.
- Yoksulluğun kadınlaşmasına karşı kamusal sosyal politikalar geliştirilmelidir.
AİLE, BEDEN POLİTİKALARI VE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ
- Aile, kutsal ve değişmez bir kurum olarak değil; tarihsel, politik ve dönüştürülebilir bir ilişki biçimi olarak ele alınmalıdır.
- Heteronormatif, mülkiyetçi ve hiyerarşik çekirdek aile modeli tek geçerli yaşam biçimi olmaktan çıkarılmalıdır.
- Tek ebeveynli aileler, LGBTİ+ aileler, gönüllü kolektif yaşamlar ve farklı birliktelikler meşru, görünür ve eşit kabul edilmelidir.
- Aile, kapalı ve izole bir birim olmaktan çıkarılarak; mahalle, dayanışma ağları, kooperatifler ve kolektif bakım mekanizmalarıyla toplumla iç içe bir yaşam alanına dönüştürülmelidir.
- Sendika tüzüğünde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği açık biçimde korunmalıdır.
- Sendikal mekânlar kapsayıcı biçimde düzenlenmeli; görünürlük ve güvenlik birlikte sağlanmalıdır.
- Kolektif yaşam ve bakım modelleri teşvik edilmeli; aile içi bakım zorunluluğu kırılmalıdır.
SAVAŞ GÖÇ BARIŞ BAĞLAMINDA KADIN MÜCADELESİ
- Savaş politikalarına, güvenlikçi devlet anlayışına ve militarizme karşı net ve kararlı bir barış politikası savunulmalıdır.
- Barış; çatışmasızlıkla sınırlı değil, eşitlikçi, adil ve özgür bir toplumsal düzenin inşası olarak ele alınmalıdır.
- Kadınların barış süreçlerinde özne olması sağlanmalı; kadınların deneyimleri ve talepleri barış politikalarının merkezine yerleştirilmelidir.
- Irkçılığa, ayrımcılığa ve göçmen karşıtlığına karşı net ve yaptırımlı sendikal tutum geliştirilmelidir.
- Göçmen ve sığınmacı kadınlara yönelik politikalar, yardımseverlik değil hak ve eşitlik temelinde ele alınmalıdır. Bu kadınlar eşit ve özne olarak mücadele süreçlerine dâhil edilmelidir.
- Sendika bünyesinde göçmen kadınlara yönelik ırkçı söylem ve pratikler disiplin suçu sayılmalıdır.
- Yerel dayanışma ağları, göçmen kadın komisyonları ve kadın örgütleriyle kalıcı ilişkiler kurulmalıdır.
- Milliyetçi, militarist ve güvenlikçi müfredat anlayışına karşı barış eğitimi savunulmalıdır.
- Okullarda ırkçılık, ayrımcılık ve akran zorbalığına karşı etkin mücadele mekanizmaları kurulmalıdır.
- Ekolojik yıkım, toplumsal cinsiyet eşitsizliği temelinde ele alınmalıdır.
- Savaş sanayisinin ve militarizmin ekolojik yıkımdaki rolü teşhir edilmelidir.
- İklim adaleti, kadın özgürlüğü ve barış mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmalıdır.
- Ekolojik yıkıma karşı direnen kadınların deneyimleri görünür kılınmalı ve desteklenmelidir.
- Eğitim, sağlık, bakım, barınma ve sosyal hizmetler hak temelli ve kamusal olarak örgütlenmelidir.
- Kadınların ve dezavantajlı grupların kamusal hizmetlere erişimi güvence altına alınmalıdır.
EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK, LAİKLİK MÜCADELESİ VE KAMUSALLIK
- Kamusal hizmetlerin piyasalaştırılmasına, özelleştirilmesine ve metalaştırılmasına son verilmelidir.
- “Paran kadar hizmet” anlayışı yerine, kamusal hizmetlere erişimin temel insan hakkı olarak tanımlanmasından hareketle etkin bir mücadele yürütülmelidir.
- Laiklik; kadınların eşit yurttaşlık haklarının, yaşam hakkının ve özgürleşmesinin temel güvencesi olarak ele alınmalıdır.
- Tarikat ve cemaatlerle yapılan tüm protokoller iptal edilmeli; bu yapıların kamusal alan üzerindeki etkisi sona erdirilmelidir.
- ÇEDES, imam hatipleştirme ve benzeri uygulamalara karşı laik, bilimsel ve demokratik eğitim mücadelesi güçlendirilmelidir.
- Tarikat ve cemaatler; kamusal hizmetlerin yerini alan paralel iktidar ağları olarak teşhir edilmelidir.
- Yerel yönetimlerin tarikat ve cemaatlerle kurduğu ilişkiler sonlandırılmalıdır.
- Kadın politikaları aile merkezli değil, kadını bağımsız bir özne olarak ele alan hak temelli bir yaklaşımla oluşturulmalıdır.
- Kadının “eş–anne–bakıcı” rolleriyle tanımlanmasına karşı, kamusal yaşamda özgür ve eşit birey olarak var olması esas alınmalıdır.
- Kadın yoksulluğunu derinleştiren sosyal yardım ve himmet anlayışı yerine, kolektif ve kamusal sosyal politika benimsenmelidir.
- Anadilinde eğitim ve anadilinde kamusal hizmete erişim kolektif ve kültürel bir insan hakkı olarak tanınmalıdır. Eğitim, sağlık, adalet ve sosyal hizmetler başta olmak üzere anadilinde kamusal hizmet için yasal ve kurumsal düzenlemeler yapılmalıdır.
- Anadilin güvenlik, beka ya da ayrıştırma söylemleriyle kriminalize edilmesine son verilmelidir.
- Karma eğitime yönelik saldırılara karşı mücadele hattı güçlendirilmelidir.
- Pedagojik formasyonu olmayan kişi ve yapıların eğitim süreçlerinden çıkarılması sağlanmalıdır.
- Taşımalı eğitimin kaldırılması, okul kapatma politikaları ve cemaat yurtlarına yönlendirme uygulamalarına son verilmelidir.
- Sendikalar da kamusal alanlar olarak ele alınmalı; toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele öncelikle sendikanın kendi örgütlülüğü içinde verilmelidir.
- Yüz yüze örgütlenme, iş yeri temelli dayanışma ve kadın dayanışma ağları yaygınlaştırılmalıdır.
SENDİKAL MÜCADELEDE KADIN
- Yürütmelerde, meclislerde, komisyonlarda ve tüm organlarda kadın temsiliyeti güçlendirilmelidir.
- Kota, eşit temsiliyet ve benzeri araçların etkin biçimde uygulanması sağlanmalı; eksik uygulamalar giderilmelidir.
- Temsiliyeti engelleyen yapısal sorunlar (bakım emeği, zaman, mekân, karar alma süreçleri) ortadan kaldırılmalıdır.
- Sendika bünyesinde bakım odaları, çocuklara yönelik atölyeler ve destekleyici mekanizmalar oluşturulmalıdır.
- Erkek üyelerin bakım sorumluluğuna katılımını teşvik eden bir sendikal kültür inşa edilmelidir.
- Kadınların sendikal çalışmalara eşit katılımını destekleyecek kamusal kreş ve bakım hizmetleri sendikal talepler arasında yer almalıdır.
- Kadın meclislerinin işlevsellikleri artırılmalıdır.
- Şube kadın meclisleri, yürüttükleri çalışmalar, kadın politikalarına ilişkin değerlendirme, öneri ve kararları hakkında şube meclislerine düzenli olarak bilgi paylaşmalıdır.
- Kadınlara yönelik eylem, etkinlik ve mücadele biçimlerine ilişkin kararlar kadın meclislerinin iradesiyle belirlenmelidir.
- Toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleri tüm yürütme kurulu üyeleri ve organlar için zorunlu hale getirilmelidir. Cinsiyet eşitliği ile ilgili eğitimler sürekli olarak tüm üyelere verilmelidir.
- Sendikanın tüm yazılı, görsel ve dijital materyallerinde cinsiyet özgürlükçü dil ve yaklaşım esas alınmalıdır.
- Kadın meclislerinin sosyal medya ve dijital platformları aktif kullanılmalıdır.
- Podcast, video, dijital bülten gibi araçlarla kadınların deneyimleri ve talepleri görünür kılınmalıdır.
- Dijital içerikler cinsiyet eşitliği perspektifiyle üretilmelidir.
- Sendikanın bütçe, mali planlama ve kaynak dağıtımı süreçleri toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle yürütülmelidir.
- Kadın politikalarına, kadın meclislerine, eşitlik eğitimlerine ayrılan kaynaklar güvence altına alınmalıdır.
- Toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı bütçe uygulamaları ve meclis kararlarının hayata geçirilmemesi disiplin suçu olarak tanımlanmalıdır.
- Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığa ilişkin disiplin süreçleri özel ve güvenli mekanizmalarla ele alınmalıdır.
- Eş başkanlık ve eşit temsiliyet sendika genelinde tartışılarak nihai kararlar tabandan gelen irade doğrultusunda kadınların bu tartışma süreçlerinde aktif rol alması sağlanarak şekillendirilmelidir.
- Kadın eylem ve etkinliklerinin planlama ve bütçelendirilmesi konusunda sendika genelinde tartışma yürütülmesi, nihai kararlar tabandan gelen irade doğrultusunda kadınların bu tartışma süreçlerinde aktif rol alması sağlanarak şekillendirilmelidir.
Eğitim-Sen





