Bu kapsamda Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Fatih İşcan ilk olarak Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi’ni (ALKÜ) ziyaret etti.

Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Fatih İşcan; Türk Eğitim-Sen Antalya 4 No.lu Şube Başkanımız Raşit Yıldız ve yönetim kurulu üyelerimizle birlikte Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Ahmet Türkdoğan’ı da ziyaret etti. Üniversitedeki eğitim-öğretim faaliyetleri ve eğitim çalışanlarının gündemine ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı görüşmede, yeni akademik yılın başarılı geçmesi temennisinde bulunuldu.

Prof. Dr. Fatih İşcan ayrıca Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Kılıç ve Genel Sekreter Yardımcısı Oktay Gürlek ile bir araya geldi. Görüşmelerde üniversitenin gündemine ilişkin karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.

ALKÜ’de saha ziyaretleri de gerçekleştiren Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Fatih İşcan; Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Uslu, Mühendislik Fakültesi Dekanı Erhan Cengiz, Dr. Öğretim Üyesi Oğuzhan Çelik ve Öğr. Gör. Akif Çapraz ile bir araya gelerek akademik ve idari personelin sorun, talep ve beklentilerini dinledi.

Üniversitede yetkili sendika olan Türk Eğitim-Sen’in ALKÜ Temsilciliğini de ziyaret eden Prof. Dr. Fatih İşcan; Temsilci Doç. Dr. Yasemin Yalçın, temsilcilik yönetiminden Dr. Öğretim Üyesi Aslı Erkal Aytemur, Öğr. Gör. Dr. Fadime Yel ve Şef Alper Karadöl ile sendikal çalışmalar hakkında istişarelerde bulundu. İşcan, üniversitedeki sendikal mücadeleye katkılarından dolayı temsilcilik yönetimine teşekkür ederek çalışmalarında başarılar diledi.

Program kapsamında İşcan MHP Alanya İlçe Başkanı Mustafa Türkdoğan ve Ülkü Ocakları Alanya İlçe Başkanı Mehmet Öz’ü de ziyaret etti.

Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Fatih İşcan, programın son bölümünde Türk Eğitim-Sen Antalya 4 No.lu Şubeni yöneticileri ve temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıda eğitim çalışanlarının güncel sorunları, üniversitelerde yürütülen sendikal çalışmalar ve önümüzdeki döneme ilişkin çalışmalar değerlendirildi.

Nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesine bağlı olduğunu belirterek, yükseköğretimin bu hedefin gerçekleştirilmesinde stratejik bir role sahip.

Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Fatih İşcan iştişare toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin güçlü ve müreffeh bir geleceğe ulaşmasının nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesine bağlı olduğunu belirterek, yükseköğretimin bu hedefin gerçekleştirilmesinde stratejik bir role sahip olduğunu ifade etti.

Eğitim sisteminin bütün kademeleriyle bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan İşcan, “Türkiye’nin geleceğine ilişkin ortaya koyduğumuz her hedefin merkezinde insan vardır. Güçlü bir devlet, üretken bir ekonomi, ileri bir bilim ve teknoloji kapasitesi oluşturabilmenin ön şartı; çağın gereklerini kavrayan, bilgi üreten, araştıran, sorgulayan ve sahip olduğu birikimi ülkesinin gelişimine aktarabilen nesiller yetiştirmektir.” dedi.

Eğitimin ilk basamağından yükseköğretime kadar uzanan sürecin birbirini tamamlayan bir anlayışla ele alınması gerektiğine dikkat çeken İşcan, üniversitelerin yalnızca diploma veren kurumlar olmadığını kaydetti. İşcan, “Üniversiteler; bilginin üretildiği, yeni fikirlerin ortaya çıktığı, bilimsel araştırmaların desteklendiği ve ülkenin ihtiyaçlarına yönelik çözümlerin geliştirildiği merkezlerdir.” ifadelerini kullandı.

Yükseköğretim Mevzuatı Günümüz İhtiyaçlarına Cevap Vermiyor

Genel Başkan Yardımcısımız Prof. Dr. Fatih İşcan, Türkiye’de yükseköğretim alanında yaşanan yönetimsel problemlerin önemli nedenlerinden birinin, 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun günümüz şartlarına ve üniversitelerin ulaştığı yapısal büyüklüğe cevap verememesi olduğunu belirtti.

2547 Sayılı Kanun’un 1981 yılında, Türkiye’deki üniversite sayısının henüz çok sınırlı olduğu bir dönemde yürürlüğe girdiğini hatırlatan İşcan, aradan geçen 45 yılda yükseköğretim sisteminin büyük bir dönüşüm geçirdiğine dikkat çekti.

İşcan, “2547 Sayılı Kanun yürürlüğe girdiğinde Türkiye’de yalnızca 17 üniversite bulunuyordu. Bugün ise 200’ün üzerinde üniversitemiz var. Üniversitelerin sayısı, öğrenci ve akademisyen profili, bilimsel üretim kapasitesi ve yönetim yapıları bu süreçte büyük ölçüde değişti. Dolayısıyla 1981’in şartlarına göre hazırlanmış bir kanunun, bugünün yükseköğretim sisteminin bütün ihtiyaçlarına cevap vermesini beklemek mümkün değildir.” dedi.

İşcan, “Bugüne kadar kanunda pek çok ekleme, çıkarma ve değişiklik yapıldı. Ancak zaman içerisinde yapılan bu düzenlemeler, kanunun bütünlüğünü de zedeledi. Bir problemi çözmek amacıyla yapılan değişiklik, başka bir maddede yeni bir uyumsuzluk ortaya çıkarabiliyor. Artık yükseköğretim mevzuatını parça parça değiştirmek yerine, sistemi bütünüyle değerlendirmek zorundayız.” ifadelerini kullandı.

Yükseköğretimde yaşanan sorunların kalıcı biçimde çözülebilmesi için yeni ve kapsamlı bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğunu vurgulayan İşcan, mevcut kanunun yalnızca bazı maddelerinde değişiklik yapılmasının yeterli olmayacağını belirtti. İşcan, “Yükseköğretimin yönetiminden akademik özgürlüğe, kurumsal özerklikten hesap verebilirliğe kadar bütün başlıkların birlikte ele alınması gerekiyor. Günübirlik ve parçalı düzenlemeler yerine, yükseköğretim sisteminin tamamını kapsayan yeni ve bütüncül bir Yükseköğretim Kanunu hazırlanmasını gerekli görüyorum.” dedi

Üniversitelerimizin bilimsel üretim kapasitesini artırmalıyız

Türkiye’nin bilim ve teknoloji alanında daha güçlü bir konuma ulaşabilmesi için yükseköğretimin araştırma ve geliştirme kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten İşcan, akademik üretimin desteklenmesinin ve nitelikli insan gücünün ülke içerisinde değerlendirilmesinin önemine işaret etti.

Yükseköğretim sisteminde çözüm bekleyen meselelerin bulunduğunu dile getiren İşcan, akademisyenlerin çalışma şartlarından üniversitelerin bilimsel üretim kapasitesine, gençlerin eğitim imkânlarından akademik hayatın niteliğine kadar birçok başlığın bütüncül biçimde ele alınması gerektiğini söyledi.

Türk Eğitim-Sen Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fatih İşcan, yükseköğretim sisteminin önemli meselelerinden birinin de üniversitelerin yönetim yapısı olduğunu belirterek, rektörlerin belirlenme yönteminin yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.

Üniversitelerin bilim üreten, özgür düşüncenin ve akademik birikimin merkezleri olduğunu ifade eden İşcan, üniversite mensuplarının kendi yöneticilerinin belirlenmesinde söz sahibi olmasının demokratik yönetim anlayışının doğal bir gereği olduğunu vurguladı. İşcan, “Bilgi üreten, akademik birikimi ve uzmanlığıyla toplumun üzerinde önemli bir sorumluluk taşıyan üniversite mensuplarının, kendi yöneticilerinin belirlenmesi sürecinin dışında bırakılması doğru değildir. Üniversitelerde yönetime ilişkin kararların, o kurumun mensuplarının iradesini daha fazla yansıtan bir anlayışla şekillenmesi gerektiğine inanıyoruz.” dedi.

Rektörlükte esas olan üniversitenin iradesi olmalı

İşcan,“Üniversitelerimizin yönetiminde güveni, aidiyeti ve kurumsal iradeyi güçlendirmek istiyorsak, üniversite mensuplarının söz ve karar sahibi olduğu bir yönetim anlayışını hayata geçirmeliyiz. Üniversitelerimize ve akademisyenlerimize güvenmek zorundayız.” dedi.

Üniversitelerde Kadro Dağıtımı Objektif Kriterlere Bağlanmalı

Genel Başkan Yardımcımz Prof. Dr. Fatih İşcan, üniversitelerde akademik kadro planlamasının belirli ölçütlere göre yapılmamasının önemli bir yönetim problemi oluşturduğunu belirterek, kadro dağıtımında şeffaf, adil ve ölçülebilir bir sistem kurulması çağrısında bulundu.

Üniversitelerin akademik ihtiyaçlarının birbirinden farklı olduğuna dikkat çeken İşcan, kadro planlaması yapılırken ilgili bölüm, anabilim dalı veya akademik birimin ihtiyaçlarının doğrudan dikkate alınması gerektiğini ifade etti.

İşcan, akademik personel ihtiyacının en doğru şekilde sahada görev yapan birimler tarafından ortaya konulabileceğini belirterek, “Bir üniversitede hangi akademik birimin hangi alanda personele ihtiyaç duyduğunu belirlemeden yapılan kadro planlamasının sağlıklı sonuç vermesi mümkün değildir. Bu nedenle kadro tahsis sürecinde ilgili birimin yöneticilerinin görüşü mutlaka sürece dahil edilmelidir.” dedi.

Üniversitelerde 13/B-4 Maddesine Dayanan Keyfi Görevlendirmeye Yargı Engeli!
Üniversitelerde 13/B-4 Maddesine Dayanan Keyfi Görevlendirmeye Yargı Engeli!
İçeriği Görüntüle

Kadro Dağıtımında Kişisel Tercihlere Alan Bırakılmamalı

Kadro tahsisinde açık ve ortak kriterlerin bulunmamasının üniversite yönetimlerinde güven sorununa neden olabileceğini belirten İşcan, “Akademik kadroların hangi gerekçelerle ve hangi ölçütlere göre dağıtıldığı herkes tarafından anlaşılabilir olmalıdır. Kuralların net olmadığı bir sistemde kişisel değerlendirmelerin etkisi artar. Bu da akademisyenler arasında adalet duygusunu zedeleyebilecek sonuçlar doğurabilir.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Fatih İşcan, 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 13/b maddesinin uygulanmasında da daha açık kurallara ihtiyaç bulunduğunu dile getirdi.

13/b kapsamında gerçekleştirilen görevlendirmelerin hangi şartlarda yapılacağının açık biçimde belirlenmesi gerektiğini vurgulayan İşcan, yetkinin sınırlarının belirsiz bırakılmasının akademik ve idari personel açısından mağduriyetlere yol açabileceğine dikkat çekti.

İşcan, “Bir kamu görevlisinin görev yeri veya çalışma düzenini doğrudan etkileyen bir yetkinin kullanımında açık kriterler bulunmalıdır. Akademisyenler açısından belirsizlik yaratabilecek uygulamaların önüne geçmek için 13/b maddesinin kapsamı, şartları ve uygulanma usulleri yeniden düzenlenmelidir.” diye konuştu.

Liyakat ve Şeffaflık Esas Alınmalı

Üniversitelerde akademik kadro politikasının kişilere veya dönemsel tercihlere göre değil, kurumsal ihtiyaçlara göre şekillendirilmesi gerektiğini vurgulayan İşcan, çözümün ölçülebilir ve denetlenebilir bir sistem kurulmasından geçtiğini söyledi

İşcan, akademik kadro tahsisinde bölüm ve birimlerin ihtiyaçlarının dikkate alınmasını, karar süreçlerinin şeffaflaştırılmasını ve 13/b uygulamasının keyfîliğe izin vermeyecek şekilde yeniden düzenlenmesini istedi. İşcan, “Üniversiteler bilim üreten kurumlardır. Bu kurumlarda akademik personelin geleceğini etkileyen kararlar öngörülebilir, adil ve liyakat esaslı olmalıdır. Kadro tahsisinden görevlendirmelere kadar bütün süreçlerde kişisel değerlendirmelerin değil, açık kuralların ve objektif kriterlerin belirleyici olduğu bir yönetim anlayışına ihtiyaç vardır.” dedi.