Genel Başkanımız Talip Geylan, 17.06.2026 tarihinde Muğla’da bir dizi temaslarda bulundu.
Genel Başkanımız Talip Geylan ilk olarak Türk Eğitim-Sen Muğla Şube Başkanı Mürsel Özata ve şube yönetim kurulu üyeleri ile birlikte İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay’ı ziyaret ederek görüş alışverişinde bulundu.
Daha sonra Genel Başkanımız Talip Geylan beraberindekiler Muğla Valisi İdris Akbıyık’ı ziyaret etti. Geylan, “Devlet adamı duruşuyla tebarüz etmiş olan Sayın Akbıyık’ın Muğla’mıza hizmetlerini memnuniyetle müşahede etmekten ziyadesiyle mutlu oldum. Kıymetli Valimize memleket hizmetinde başarılarının devamını diliyorum.” dedi.
Ardından Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi ziyaretimizde Rektör Prof. Dr. Turhan Kaçar ile bir araya gelen Genel Başkanımız Talip Geylan, üniversitemizin ve üniversite çalışanlarının durumu ve taleplerine dair verimli bir görüşme gerçekleştirdi.
Genel Başkanımız aynı gün Muğla Şubenin düzenlediği istişare toplantısına katıldı. Toplantıda, Muğla şube yönetim kurulu üyeleri, ilçe ve işyeri temsilcileri, denetleme ve disiplin kurulu üyeleri, şube kadın komisyonu üyeleri ile üyelerimiz yer aldı.
Eğitim çalışanlarının güvenini sendikamıza olan inancını hiç sarsmadık
Genel Başkanımız toplantıda yaptığı konuşmada, Türkiye Kamu-Sen ve bağlı sendikaların 34. Yıl dönümü kutlayarak başladı. Geylan, “Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen’in gücüne güç katan tüm üyelerimizi saygıyla selamlayarak, aramızdan ayrılan dava arkadaşlarımızı rahmet, minnet ve özlemle yâd ediyorum. Sendikacılığın en güvenilir limanı her zaman Türk Eğitim-Sen oldu. Eğitim çalışanlarının güvenini sendikamıza olan inancını hiç sarsmadık. Tek istediğimiz kamu çalışanları için, bu ülkenin evlatları için onurlu bir yaşamdı. Sendika olarak amacımız gelecek nesillere güzel bir miras bırakmaktır. Davasına Türk milletine sevdalı, inanmışların bir araya gelerek oluşturduğu Türk Eğitim-Sen, sağa sola sapmadan, kimsenin karşısında el pençe divan durmadan yoluna devam etmektedir, edecektir.” dedi.
Eğitim sistemimizin göz bebeği olan bu kurumların geleceği, kişisel tercihlere değil; adalet, liyakat ve ehliyet ilkelerine dayandırılmalıdır.
Proje okullarının, sahip oldukları akademik birikim, yetiştirdikleri öğrenciler ve eğitim sistemine sundukları katkılar nedeniyle özel bir konuma sahip olduğunu kaydeden Geylan, “Bu okullar, yalnızca yüksek başarı gösteren öğrencilerin eğitim aldığı kurumlar değil; aynı zamanda ülkemizin geleceğini şekillendirecek insan kaynağının yetiştirildiği önemli eğitim merkezleridir. Böylesine önemli bir misyon üstlenen proje okullarında görev yapacak yönetici ve öğretmenlerin belirlenmesinde her türlü tereddüdü ortadan kaldıracak, adalet duygusunu güçlendirecek ve liyakati esas alacak bir sistemin uygulanması zorunluluktur.” dedi.
Geylan, “Eğitim kurumlarının başarısı, büyük ölçüde onları yöneten ve eğitim faaliyetlerini yürüten kadroların niteliğiyle doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle proje okullarına yapılacak atama ve görevlendirmeler, kişisel değerlendirmelere veya subjektif tercihlere bırakılmamalı; liyakat, kariyer, mesleki tecrübe ve başarı gibi somut ölçütler esas alınmalıdır.
Türkiye’nin en başarılı öğrencilerinin eğitim gördüğü proje okullarında görev yapacak eğitimcilerin belirlenmesi sürecinde şeffaflığın, hesap verilebilirliğin ve fırsat eşitliğinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Çünkü eğitim çalışanları arasında adalet duygusunun güçlenmesi, kurumsal aidiyetin artmasına ve eğitim kalitesinin yükselmesine doğrudan katkı sunacaktır.
Atama süreçlerinin objektif kriterlerden uzaklaşması durumunda ise hem eğitim çalışanlarının motivasyonu zarar görmekte hem de proje okullarının yıllar içinde oluşturduğu kurumsal kimlik ve başarı kültürü olumsuz etkilenmektedir. Eğitimde kaliteyi kalıcı hale getirmenin yolu; bilgi, birikim ve başarıyı esas alan bir insan kaynakları anlayışından geçmektedir.
Bu nedenle proje okullarına yapılacak yönetici atamalarının Millî Eğitim Bakanlığı Yönetici Atama Yönetmeliği çerçevesinde gerçekleştirilmesi, öğretmen görevlendirmelerinde ise yazılı sınav başta olmak üzere ölçülebilir ve denetlenebilir kriterlerin esas alınması gerekmektedir. Eğitim sistemimizin göz bebeği olan bu kurumların geleceği, kişisel tercihlere değil; adalet, liyakat ve ehliyet ilkelerine dayandırılmalıdır. Proje okullarının sahip olduğu saygınlığın korunması, eğitimde fırsat eşitliğinin güçlendirilmesi ve akademik başarının sürdürülebilir hale getirilmesi için atama süreçlerinde şeffaflığın ve objektifliğin hâkim kılınması kaçınılmaz bir gerekliliktir.” diye konuştu.
Devletine yıllarca sadakatle hizmet eden çalışanların emeklilik dönemlerinde maddi kaygılarla karşı karşıya bırakılmaması için gerekli yasal düzenlemeler bir an önce hayata geçirilmelidir.
Geylan sözlerini şöyle sürdürdü: “Kamu görevlilerinin uzun yıllar boyunca sürdürdükleri hizmetin karşılığını emeklilik dönemlerinde de hakkaniyetli biçimde alabilmeleri için ücret sisteminde kapsamlı bir düzenleme yapılması gerekmektedir. Hâlihazırda maaş içerisinde yer alan birçok ödeme unsurunun emeklilik hesabına dâhil edilmemesi, çalışanların aktif görev süreci ile emeklilik dönemi arasında ciddi bir gelir farkıyla karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır.”
Geylan, çalışanların ekonomik güvencesinin yalnızca görev yaptıkları dönemi değil, emeklilik yıllarını da kapsaması gerektiğini belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bir kamu görevlisinin çalışma hayatı boyunca elde ettiği kazanımların önemli bir bölümünün emeklilikte yok sayılması adalet duygusunu zedelemektedir. Yıllarca devletine hizmet eden çalışanlarımız, görevden ayrıldıklarında gelirlerinde büyük düşüşler yaşamaktadır. Bunun temel sebeplerinden biri, maaşın içerisinde yer alan çeşitli ödeme kalemlerinin emeklilik aylığına esas kazanç içerisinde değerlendirilmemesidir. Emeklilik döneminde yaşanan gelir kayıpları, çalışanların yaşam standartlarını düşürmekte, emeklilik kararlarını geciktirmekte ve çalışma hayatında yeni mağduriyetler oluşturmaktadır.
Bu nedenle maaşın asli unsuru hâline gelen bütün ilave ödemeler ile emeklilik hesaplamalarının dışında bırakılan diğer mali haklar, emekliliğe esas kazanç kapsamına alınmalıdır. Kamu çalışanlarının görevdeyken sahip oldukları ekonomik seviyeye yakın bir gelirle emeklilik hayatını sürdürebilmeleri sosyal adaletin de bir gereğidir.
Devletine yıllarca sadakatle hizmet eden çalışanların emeklilik dönemlerinde maddi kaygılarla karşı karşıya bırakılmaması için gerekli yasal düzenlemeler bir an önce hayata geçirilmelidir. Çalışma hayatı boyunca üretilen değerin karşılığı, emeklilikte de eksiksiz şekilde korunmalı ve kamu görevlilerinin hak kayıpları ortadan kaldırılmalıdır.” şeklinde konuştu.
Bilimi üreten, araştıran ve geleceği inşa eden insanların hak ettikleri değeri görmeli!
Üniversitelerin güçlü bir geleceğe sahip olabilmesi, bilimsel üretimin desteklenmesi ve nitelikli insan kaynağının yetiştirilebilmesi için akademik ve idari personelin çalışma koşullarının iyileştirilmesinin kaçınılmaz olduğunu kaydeden Genel Başkan Geylan, “Bugün yükseköğretim kurumlarında görev yapan çalışanlar, ekonomik ve mesleki açıdan önemli sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır.” dedi.
Geylan, “Üniversiteler, bir ülkenin bilimsel gelişiminin, teknolojik ilerlemesinin ve toplumsal kalkınmasının merkezidir. Ancak bilim insanlarımızın yaşadığı ekonomik sıkıntılar her geçen gün daha da derinleşmektedir. Akademik personelin gelir düzeyi, sahip olduğu eğitim birikimi, üstlendiği sorumluluk ve yürüttüğü bilimsel faaliyetlerle uyumlu olmaktan uzaklaşmıştır. Bu nedenle akademisyenler için özel bir ücret iyileştirmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Yükseköğretim kurumlarının geleceği, akademik kariyeri tercih edecek başarılı gençlerin varlığına bağlıdır. Ancak mevcut ekonomik tablo, birçok gencin akademisyenlik mesleğinden uzaklaşmasına neden olmaktadır. Daha iyi yaşam koşulları sunan alanlara yönelim artarken, üniversitelerimiz ise nitelikli insan kaynağını bünyesinde tutmakta zorlanmaktadır. Bilimin ve araştırmanın güçlenmesi isteniyorsa, öncelikle bilim insanlarının ekonomik kaygılarının azaltılması gerekmektedir.
Diğer taraftan üniversite çalışanlarının uzun süredir dile getirdiği sorunlardan biri de 13/b maddesi kapsamında yapılan geçici görevlendirmelerdir. Çalışanların iradesi dışında gerçekleştirilen görevlendirmeler, çalışma barışını zedelemekte ve personel üzerinde ciddi mağduriyetler oluşturmaktadır. Bu nedenle geçici görevlendirmelerde personelin açık onayının alınması temel bir ilke haline getirilmelidir. Hiçbir çalışan, kendi isteği ve rızası dışında farklı bir birimde ya da görev yerinde çalışmaya zorlanmamalıdır.
Ayrıca üniversitelerde görev tanımlarının açık, net ve güncel bir şekilde belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Belirsizlikler nedeniyle çalışanların uzmanlık alanları dışında görevlendirilmesi hem personelin motivasyonunu düşürmekte hem de kurumsal verimliliği olumsuz etkilemektedir. Her çalışanın bilgi birikimine, eğitim düzeyine, mesleki yetkinliğine ve kadro unvanına uygun işlerde değerlendirilmesi sağlanmalıdır.
Üniversitelerin daha güçlü, daha üretken ve daha rekabetçi bir yapıya kavuşabilmesi için akademik ve idari personelin talepleri dikkate alınmalı; ücret politikalarından çalışma koşullarına kadar pek çok alanda iyileştirici adımlar atılmalıdır. Bilimi üreten, araştıran ve geleceği inşa eden insanların hak ettikleri değeri görmesi, yükseköğretim sistemimizin gelişiminin de en önemli güvencesidir.”















