Türkeş Güney

KAMUDA LİYAKAT, KURUMSALLIK VE YETKİ SINIRLARI

Kamu kurumları; kanun, mevzuat, görev tanımları, yetki ve sorumluluk zinciri içerisinde faaliyet gösteren yapılardır. Devlet yönetiminde düzenin, sürekliliğin ve güvenin sağlanabilmesi için her kurumun kendi görev alanı içerisinde, ehliyet ve liyakat esaslarına göre çalışması temel bir zorunluluktur.

Kamu kurumlarının işleyişine yetkisi, görevi ve sorumluluğu bulunmayan kişi ya da çevrelerin dışarıdan müdahale etmesi; ilk bakışta sınırlı bir etki gibi görünse de zaman içerisinde kurumsal yapıyı zedeleyen ciddi sonuçlar doğurur. Çünkü kamu yönetiminde yetki kadar sorumluluk da önemlidir. Karar süreçlerine müdahil olan ancak alınan kararların hukuki ve idari sorumluluğunu taşımayan aktörlerin varlığı, yönetimde hesap verebilirliği ortadan kaldırır.

Dışarıdan yapılan müdahalelerin en önemli sonuçlarından biri liyakat sisteminin zarar görmesidir. Atama, görevlendirme, terfi, yer değişikliği veya idari kararların kurumsal ihtiyaçların dışında birtakım kişisel veya çevresel etkilerle şekillenmesi, çalışanların adalet duygusunu sarsar. Çalışan; emeğinin, bilgisinin, tecrübesinin ve başarısının değil, başka ilişkilerin belirleyici olduğunu düşünmeye başladığında çalışma barışı bozulur, motivasyon düşer ve kuruma olan aidiyet zayıflar.

Bir başka önemli sorun ise kurum yöneticilerinin otoritesinin aşınmasıdır. Yetkili yöneticinin aldığı kararların sürekli olarak kurum dışından etkilenmesi veya değiştirilmesi, yönetim kademelerini işlevsiz hâle getirir. Sorumluluk yöneticide kalırken yetkinin fiilen başka odaklara geçtiği bir sistem sağlıklı şekilde çalışamaz. Böyle bir ortamda yöneticiler karar almaktan kaçınır, inisiyatif kullanamaz ve kamu hizmetleri yavaşlar.

Kurum dışı müdahaleler zaman içerisinde çalışanlar arasında gruplaşmaya da yol açabilir. Personel, kurumsal mevzuata ve yöneticisine güvenmek yerine kendisine dışarıdan destek sağlayabilecek kişi veya çevreler aramaya başlarsa kurum içerisinde görünmeyen güç alanları oluşur. Bu durum eşitlik ilkesini zedeler, personel arasında huzursuzluk yaratır ve kurumsal bütünlüğü parçalar.

Unutulmamalıdır ki devlet kurumları kişilere göre değil, kurallara göre yönetilir. Kamu yönetiminde asıl olan; şahısların nüfuzu değil hukukun üstünlüğü, kişisel ilişkiler değil liyakat, dışarıdan telkinler değil kamu yararıdır.

Kamu kurumlarının güçlü olması, devletin güçlü olması demektir. Güçlü kurumların yolu ise yetkinin doğru kullanılmasından, sorumluluğun açık biçimde belirlenmesinden ve kurumsal iradeye saygı gösterilmesinden geçmektedir.

"Üniversiteyi bitirdim, BİM'de kasiyer oldum."
"Üniversiteyi bitirdim, BİM'de kasiyer oldum."
İçeriği Görüntüle

Hiç kimse kamu kurumlarının görev alanına, yetkili yöneticilerin iradesine ve kamu çalışanlarının çalışma düzenine şahsi nüfuzuyla müdahale etmemelidir. Talepler ve eleştiriler elbette demokratik ve hukuki yollarla dile getirilebilir; ancak kamu idaresinin günlük işleyişini etkilemeye, personel üzerinde baskı oluşturmaya veya idari kararları kurum dışından yönlendirmeye çalışmak, devlet yönetimine fayda değil zarar verir.

Bizim savunduğumuz anlayış açıktır: Devlette kurumsallık esastır. Kamuda liyakat esastır.

Yetki kimdeyse sorumluluk da onda olmalıdır. Kamu görevlisi baskıyla değil hukukla hareket etmelidir. Çünkü kurumların itibarı zayıflarsa kamu hizmeti zayıflar; kamu hizmeti zayıflarsa vatandaşın devlete olan güveni zarar görür. Bu nedenle kamu kurumlarını dış müdahalelerden korumak yalnızca bürokratik bir mesele değildir. Aynı zamanda devlet ciddiyetini, çalışma barışını, adaleti ve kamu yararını koruma meselesidir. Güçlü devlet; güçlü, liyakatli ve kurumsal yapısı sağlam kamu kurumlarıyla mümkündür.