Kılınçer, 5 Nisan 2026 tarihinde de İzmir 2 No.lu Şube ve Menemen İlçe Temsilciliği tarafından Menemen ilçesinde düzenlenen kahvaltı programına katıldı. Programda Menemen Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Kaçar, Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, Türkiye Kamu-Sen İl Başkanı Recep Çakmak, İzmir 2 No.lu Şube Başkanı Ali Kocacık, şube yönetim kurulu üyeleri, Menemen İlçe Temsilcisi Fatih Gökmen ile çok sayıda üyemiz katıldı.

Genel Başkan Yardımcımız Kılınçer, 8 Nisan 2026 tarihinde İzmir 3 No.lu Şube Başkanı Mesut Demirci ve şube yönetim kurulu üyeleri ile birlikte; Karabağlar Kaymakamı Mehmet Özer’i, Karabağlar İlçe Millî Eğitim Müdürü Aydın Yüzbaşıoğlu’nu, Hüseyin Akdağ İlkokulunu, Narlıdere İlçe Millî Eğitim Müdürü Zeynep Baştaş’ı, Narlıdere Kaymakamı Kadir Taner Eser’i ve geçmiş dönem İzmir 3 No.lu Şube Başkanı Ömer Yıldırım’ı, görev yaptığı Eşrefpaşa Anadolu Lisesinde ziyaret etti.

İrfan Kılınçer daha sonra İzmir 3 No’lu Şube’nin istişare toplantısına katıldı. Toplantıda İzmir 3 No.lu Şube yönetim kurulu üyelerinin yanı sıra ilçe temsilcileri ile şube kadın komisyonu da yer aldı.

Türk Eğitim-Sen, sadece bir sendika değil, aynı zamanda milli değerlerimizin, demokrasi ve hukuk devletinin korunmasını önceleyen bir sivil toplum kuruluşudur.

Programda konuşma yapan Genel Başkan Yardımcımız İrfan Kılınçer, 15 Mayıs yetki sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Mayıs ayında yetkili konfederasyon ve sendikaların belirleneceğini hatırlatan Kılınçer, sürecin önemine dikkat çekerek şunları söyledi:

“Kamusal alanda yoğun bir sendikal baskı söz konusudur. Makam ve mevki vaatleriyle ya da tehdit ve şantajla büyüyen yapılar bulunmaktadır. Ancak kamusal alanı bu baskıdan kurtaracak olan yine sizlersiniz, üyelerimizin gücüdür. Sizlerin ortaya koyduğu ilkeli, kararlı ve dik duruşlu mücadele her türlü takdirin üzerindedir. Bu noktada 14 Mayıs mesai bitimine kadar ‘bir üye daha nasıl kazanabiliriz’ anlayışıyla çalışmalarımıza aralıksız devam etmeliyiz. 15 Mayıs’a kadar bu hak mücadelesine elimizden gelen her türlü katkıyı sunalım.”

Kılınçer, Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen’in sadece üyelerinin hak ve menfaatlerini korumakla sınırlı kalmayan, aynı zamanda vatanı, bayrağı ve milletin birliği için her türlü mücadeleyi göğüsleyen güçlü bir sivil toplum kuruluşu olduğunu vurguladı.

Kılınçer, “Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen, milli değerlerimizi savunan, toplumun temel değerleriyle uyumlu bir vizyona sahip bir sivil toplum kuruluşudur. Biz, ekmek mücadelesinin önüne her zaman Türkiye sevgimizi koyduk. Kuruluşumuzdan bu yana Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kaldık; milletimizin vatanıyla bölünmez bütünlüğünü her koşulda önceledik. Anayasamızın ilk dört maddesi bizim kırmızı çizgimizdir ve bu çizgiden asla taviz vermeyiz.

Her durumda, hiçbir denge hesabı yapmadan, sadece devletimizin ve milletimizin yanında durmayı ilke edindik. Üyelerimizin haklarını savunurken, aynı zamanda ülkemizin bağımsızlığı, güvenliği ve refahı için gereken her türlü inisiyatifi almaktan çekinmiyoruz. Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen, sadece bir sendika değil, aynı zamanda milli değerlerimizin, demokrasi ve hukuk devletinin korunmasını önceleyen bir sivil toplum kuruluşudur. Bizim mücadelemiz, hem üyelerimizin hem de milletimizin geleceğini güvence altına almayı amaçlar.” dedi.

Aile bütünlüğü korunmalıdır.

Kılınçer, aile bütünlüğünün korunmasının önemine dikkat çekerek Anayasa’nın 41. maddesine vurgu yaptı. Öğretmenlerin ailelerinden ayrı kalmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu belirten Kılınçer, bu doğrultuda öğretmenlerin özür grubu yer değiştirmelerinde il ve ilçe emri uygulamasının yeniden getirilmesinin, yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi açısından önemli bir adım olacağını ifade etti.

Sözleşmeli öğretmenlerin ailelerinden kilometrelerce uzakta yaşamak zorunda kaldıklarını, çocuklarından ayrı kaldıklarını, başka bir ilde ev tutarak kira ödediklerini ve bu nedenle ciddi bir ekonomik yük altına girdiklerini dile getiren Kılınçer, benzer mağduriyetlerin aynı il içinde aralarında uzun mesafeler bulunan farklı ilçelerde görev yapan öğretmenler için de geçerli olduğunu ifade etti.

Kılınçer, “Örneğin Adana’nın Aladağ ilçesi ile Pozantı ilçesi arasındaki mesafe 209 kilometredir. Bursa’nın Büyükorhan ilçesi ile İnegöl ilçesi arasındaki mesafe 131 kilometredir. Van merkez ile Başkale ilçesi arası ise 114 kilometredir. Öğretmenlerimizin her gün bu yolu gidip gelemeyecekleri göz önüne alındığında, Milli Eğitim Bakanlığı’nın mazeret tayin talebinde bulunan bütün meslektaşlarımızın beklentilerini yerine getirmesi en makul çözümdür.Bu tür düzenlemelerin hayata geçirilmesi, öğretmenlerin hem mesleki motivasyonunu artıracak hem de aile bütünlüğünü güçlendirecektir.

Öğretmenlerin görev yaptıkları eğitim kurumlarında en az 3 yıl kalması sağlanmalıdır.

Norm kadro fazlası öğretmenlerin istekleri dışında re’sen yer değiştirilmesi uygulamasının durdurulmasını da talep eden Kılınçer, öğretmenlerin görev yaptıkları eğitim kurumlarında en az 3 yıl kalmalarının sağlanması ve yer değişikliklerinin isteğe bağlı görevlendirme esasına göre yapılması gerektiğini kaydetti.

Diplomaya bağlı alan değişikliği her yıl belirli bir takvim dahilinde yapılmalıdır.

Diplomaya dayalı alan değişikliğinin her yıl belirli bir takvim dahilinde yapılmasının önemine vurgu yapan Kılınçer, alan değişikliğine bağlı atama işlemlerinin branş sınırlaması olmaksızın her yıl belirli bir ayda düzenli olarak gerçekleştirilmesi için yönetmelikte gerekli düzenlemelerin yapılmasını talep etti. Kılınçer bu sayede öğretmenlerin kendi uzmanlık alanlarında görev yapabilmelerinin önünün açılacağını ve uygulamada yaşanan belirsizliklerin ortadan kaldırılacağını ifade etti.

Haklı hakkını alana kadar mücadeleye devam
Haklı hakkını alana kadar mücadeleye devam
İçeriği Görüntüle

Tüm ek ödemeler emekliliğe yansıyacak şekilde düzenlenmelidir.

Sendikamız ile hükümet arasında 2006 yılında imzalanan mutabakat metni kapsamında elde edilen ek ödemeler ile emekli keseneğine dahil edilmeyen diğer ödemelerin, emekliliğe yansıyacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurgulayan Kılınçer, mevcut uygulamanın emeklilikte olumsuz sonuçlar doğurduğunu belirtti. Kılınçer, görevdeyken alınan maaş ile emekli maaşı arasındaki uçurumun giderek büyüdüğüne dikkat çekerek, bu durumun çalışanların emeklilik planlarını ertelemesine neden olduğunu ifade etti. Kılınçer, “Emekli keseneğine dahil edilmeyen ek ödemeler, çalışanlarımızın emeklilikte alacakları maaşın adil olmayan bir şekilde düşük kalmasına yol açıyor. Bu durum, hem ekonomik bir kayıptır hem de çalışanlarımızın yıllarca hak ettiği emeğin karşılığını tam olarak alamaması anlamına gelmektedir. Bu nedenle ek ödemelerin ve diğer hakların emekli maaşına yansıtılması son derece önemlidir” dedi.

Yaklaşık 110 bin civarındaki YHS personeli eğitim durumlarına uygun olarak sınavsız şekilde GİH Sınıfına geçirilmelidir.

Kılınçer, öğretmen dışındaki personele ödenen fazla çalışma ücretlerinin %50 oranında artırılmasını talep ederken, ön lisans mezunu personele lisans tamamlama hakkı sağlanması gerektiğini de söyledi. Kılınçer ayrıca merkezi sınavla örgün lisans eğitimi kazanan memurun, eğitim göreceği ildeki boş kadrolara öncelikli atanması sağlanmasını istedi.

Tüm çalışanların öğrenim durumları itibarıyla yükselebilecekleri en üst dereceye kadar yükselmelerinin önündeki kadro tıkanıklıklarının giderilmesi gerektiğini kaydeden İrfan Kılınçer, kamuda çalışan yaklaşık 110 bin Yardımcı Hizmetler Sınıfı personelinin, eğitim durumlarına uygun olarak sınavsız bir şekilde Genel İdare Hizmetleri Sınıfına geçirilmesini talep etti.

Daktilograf veya memur iken şef olanlarla, VHKİ iken şef olanlar arasındaki yan ödeme farkı kaldırılmasını da isteyen Kılınçer, memur ve hizmetliler için de norm kadro uygulaması getirilmesi ve personel ihtiyacının bu doğrultuda giderilmesini istedi.