Türkiye’de memur, emekli ve çalışanların mali, özlük, sosyal ve ekonomik sorunlarının çözümünde birinci derece sorumluluk; yasa yapma ve denetleme gücüne sahip olan TBMM’dedir. Ancak yıllardır memurun sorunları ya görmezden gelinmekte ya ötelenmekte ya da “günü kurtaran” düzenlemelerle geçiştirilmektedir.
Bugün fazla mesai ücretleri, bu ihmalkârlığın en somut ve en çarpıcı göstergelerinden biri hâline gelmiştir. 2026 yılı itibarıyla devlet memurlarının Saatlik Fazla Mesai Ücreti 16,55 TL’dir. Türkiye genelinde dolmuş ücretleri ise ortalama 40 TL seviyesindedir.
Bu tablo şu anlama gelmektedir: 1 saat fazla mesaiye Bırakılan Bir Memur, Yalnızca İşe Gidiş-Dönüş İçin 80 TL yol parası ödemek zorundayken; emeğinin karşılığı olarak cebine giren tutar 16,55 TL’de kalmaktadır.
Yani memur 1 saat fazla mesai yaptığında 80 − 16,55 = 63,45 TL doğrudan zarara uğramaktadır.
Bu hesabın makul ve mantıklı izah edilir bir yanı yoktur. Adı “fazla mesai” olan bir çalışma karşılığının, memura para kazandırması gerekirken; memura zarar ettirmesi kabul edilemez. Daha da vahimi şudur: Memurun yalnızca gidiş-geliş dolmuş ücretini karşılayabilmesi için yaklaşık 5 saat fazla mesai yapması gerekmektedir.
Böyle bir düzende 5 saat fazla mesai yapan memur, bu emeğin karşılığında fiilen hiçbir ücret alamamakta; 1 saat fazla mesai yapan memur ise cebinden 63,45 TL eksilmektedir. Devlet memurları zaten çoğu zaman yoksulluk sınırının altında, açlık sınırına yakın ücretlerle yaşam mücadelesi verirken; bir de fazla mesai ücretleri üzerinden adeta “sınanması” kabul edilebilir değildir.
Memur olmak için eğitimini tamamlayan, yazılı-sözlü sınavlardan geçen, adaylık süreçlerini bitirerek devlete hizmet etmeye hak kazanan kamu görevlilerinin; maaş, tazminat, yan ödeme, fazla mesai, ikramiye gibi başlıklarda yaşadığı mali hak kayıpları kronikleşmiştir.
Bu hak kayıplarını gidermek amacıyla kurulan toplu sözleşme masalarında ise memurun çoğu zaman öksüz ve yetim bırakıldığı ortadadır. Parti sendikacılığı anlayışı, memurun gerçek gündemini masada büyütmek yerine küçültmekte; sonuçta bedeli yine memur ödemektedir.
Buradan açıkça ifade ediyoruz: En düşük memur maaşı yoksulluk sınırının üzerinde olmalıdır. İşçilerimize ve emeklilerimize ödenen ikramiyelerin kapsamına devlet memurları da dahil edilmelidir.
Fazla mesai ücreti, gerçekçi ve hakkaniyetli bir sistemle yeniden belirlenmelidir. TEÇ-SEN olarak fazla mesai için somut ve uygulanabilir teklifimiz nettir: / 22 Bu formül, fazla mesaiyi “sembolik” olmaktan çıkarır; emeğin karşılığını ücretle ilişkilendirir; unvana ve gelire göre adaletli bir ölçek oluşturur.
Bizim talebimiz lüks değil; insani ve vicdani bir taleptir. Memurun fazla mesaiye kaldığında zarar etmediği; emeğinin karşılığını aldığı; yol parasını, temel ihtiyaçlarını hesaplamak zorunda kalmadan kamu hizmeti üretebildiği bir düzen istiyoruz.
TBMM’yi ve ilgili tüm kurumları; memurun fazla mesai ücretlerini, ikramiye hakkını ve en düşük memur maaşını kapsayan mali hak düzenlemelerini gecikmeden gündeme almaya davet ediyoruz. Memura reva görülen bu tablo değişmelidir. Çünkü adalet, yalnızca sözle değil; ücret bordrosunda da görünmelidir.





