Ekonomik zorluklar, ağırlaşan hayat şartları, düşen yaşam kalitesi ve onurlu bir yaşam mücadelesi… Hepimiz huzurlu ve mutlu bir gelecek hayali kuruyoruz. Ancak kısa insan ömrü, bu hayalleri gerçekleştirmeye çoğu zaman yetmiyor. Sönen umutlar, kurulamayan hayaller, karamsarlıkla geçen yıllar; eşine, çocuklarına yetememenin verdiği mahcubiyetle boynu bükülen anne ve babalar… Kara talihin değişmesi için dua eden, fakirliğe ve yoksulluğa alıştırılmaya çalışılan bir milletin en büyük dileği ise; barınmak, bürünmek ve beslenmek!

Bu millet, dilek dilerken bile az olanı ister. Ailece sığınabileceğimiz bir evimiz olsun, açıkta kalmayalım deriz. Eskiler buna “barınak” derdi, biz “evimiz” diyoruz. Çok şey istemeyiz aslında; çocuklarımız aç kalmasın, sağlıklı beslensin isteriz. Anne ve baba olarak, çocuklarımızın kışlık ve yazlık giyecekleri olsun isteriz. Zenginliği, huzuru ve mutluluğu; barınma, beslenme ve bürünmeden ibaret görürüz.

Emekli Maaşları Arasındaki Çarpıklık Giderilmelidir, Çok Prim Ödeyenler Cezalandırılıyor
Emekli Maaşları Arasındaki Çarpıklık Giderilmelidir, Çok Prim Ödeyenler Cezalandırılıyor
İçeriği Görüntüle

Barınacak bir ev alamıyorsak, çocuklarımızı sağlıklı besleyemiyorsak, gençlerimize bırakacağımız gelecek karanlıksa, alın terimizin karşılığıyla bir ay geçinemiyorsak; bunun adı yaşamak değil, hayatta kalmaktır. Kendilerine bir gecede 43 bin lira zam yapanların, memura 8.500 lira, asgari ücretliye 6.000 lira, emekliye ise 2.500 lira artış yapılmasına “evet” demeleri ve millete reva görülen yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşamı kabul etmeleri, bu adaletsizliğin ortağı olduklarını gösterir. Ne bu millet bunu hak ediyor, ne de bu millet bu yapılanları kabul ediyor!

Millete sürekli ‘sabır et!’ diyenler. Milletin dayanacak gücü kalmadı! biliniz.

Ev kiralarının 25-30 bin lira bandına hızla yükseldiği, faturaların 10-15 bin liraya ulaştığı, eğitim, ulaşım ve sağlık gibi insani giderlerin katlandığı bir Türkiye’de; “Olmayan yorgana göre ayağını uzat!” diyemezsiniz. Hakikat; eşitlik ve adil ücret ister. Hakikat; milli gelirin adil paylaşımını, her vatandaşın “Oh, bu bana yeter!” diyebileceği bir düzeni ister. Hakikat; umudun yeşereceği bir toprak ister.

Eğer 43 bin lira birilerinin maaş artışı iken, başka birilerinin ulaşmak için umut ettiği bir rakam haline geldiyse ve o umuda ulaşmanın imkânı kalmadıysa, orada adalet bitmiş demektir. Tüm düşüncesi “Ay sonunu nasıl getireceğim?” olan insanın, ailenin, babanın, gencin geleceğinde ne umut olur, ne hayal olur, ne de ışık olur.

Onurlu bir yaşam için adil ücret talebinin karşılığı; yoksulluk sınırının üzerinde ücretlerdir. Bu millet “yoksul, fakir, aç” bırakılmayı hak etmiyor, insanca yaşamayı hak ediyor!

Ümit DEMİREL

TEÇ-SEN Genel Başkanı