Hamza Aydoğdu

Doktora hocamız rahmetli Prof. Dr. Şerif Aktaş, bir dersimizde bize şöyle demişti: “Gençler, çocuklarımıza iki kavramı öğretip bunları hayatlarının bir parçası hâline getirebilirsek toplumsal problemlerin birçoğu çözülür:

Teşekkür etmek ve özür dilemek.” Sonra üzerinde uzun uzun durmuştu. Teşekkür etmek; “Seni gördüm.” demektir. Emeğini gördüm. İyiliğini fark ettim. Varlığını sıradan saymadım. Sen benim için değerlisin, demektir. İnsan teşekkür ettikçe kendisine yapılan iyiliği hak olarak görmemeyi öğrenir. Küçük görünen bir emeğin arkasındaki insanı fark eder. Özür dilemek ise kendini bilmektir. Her zaman haklı olmadığını kabul edebilmek, hatasının karşısında mazeretlerin arkasına saklanmamaktır. “Özür dilerim.” diyebilmek insanı küçültmez. Aksine insanın kendi nefsinden bir adım geri çekilip karşısındaki insana, “Senin kalbin de benimki kadar değerli. Seni incittiysem bunun sorumluluğu bana ait.” diyebilmesidir. Belki çocuklarımıza çok şey öğretiyoruz. Başarılı olmayı, kazanmayı, kendilerini savunmayı… Ama iki cümleyi gerçekten öğretebilirsek insan ilişkilerinin dili de değişir: “Teşekkür ederim.” “Özür dilerim.” Biri insanın karşısındakini fark etmesidir. Diğeri insanın kendini bilmesidir. Rahmetli hocamızın yıllar önce sınıfta söylediği o iki kelimenin ne kadar derin olduğunu insan, hayatın içinde daha iyi anlıyor. Teşekkür edebilen insan kıymet bilir. Özür dileyebilen insan sınırlarını bilir. Prof. Dr. Şerif Aktaş Hocamıza rahmetle…