Bu kapsamda İşcan ve beraberindeki heyet; Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aydoğan Savran’ı, Ege Üniversitesi Genel Sekreteri Prof. Dr. Bahattin Tanyolaç’ı, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse’yi, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu’yu ziyaret etti.
Ayrıca İzmir Bakırçay Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rasim Akpınar’ı, Dokuz Eylül Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zafer Bulut’u ve Dokuz Eylül Üniversitesi Genel Sekreteri Prof. Dr. Dündar Yener’i de ziyaret eden İşcan, programı kapsamında İzmir 4 No.lu Şube Yönetim Kurulu üyeleriyle istişare toplantısı gerçekleştirdi.
İşcan’ın bir sonraki durağı Çanakkale oldu. Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Fatih İşcan, Genel Başkan Yardımcımız Orhan Kütük, Çanakkale Şube Başkanı Etem Kuralay ve şube yönetim kurulu ile birlikte 9 Nisan 2026 tarihinde bir dizi ziyarette bulundu. Heyet, Çanakkale İl Millî Eğitim Müdürü Mine Hayta’yı, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Erenoğlu’nu ve Genel Sekreter Oğuz Ünal’ı ziyaret etti. Ayrıca Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde eğitim çalışanlarıyla bir araya gelen heyet, programın devamında İbrahim Bodur Anadolu Lisesi’nde görev yapan öğretmenler ve eğitim çalışanlarıyla da buluştu.
Rektörler tüm çalışanların özgür iradeleriyle yapılacak seçimler sonucunda belirlenmelidir.
Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Fatih İşcan, katıldığı programlarda yaptığı konuşmalarda üniversitelere rektör atama sistemini eleştirdi. İşcan, üniversite rektörlerinin tüm akademik ve idari personelin katılımıyla yapılacak seçimlerle belirlenmesi gerektiğini vurgulayarak, seçimlerde en yüksek oyu alan adayın kapsamlı bir güvenlik soruşturmasının ardından rektör olarak atanmasını gerektiğini bildirdi.
Mevcut sistemin ehliyet, liyakat ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmadığını ifade eden İşcan, rektör atama sürecinin bazı yapıların desteği ve lojistiğiyle yürütüldüğüne dikkat çekti. Bazı rektörlerin göreve geldikten sonra, destek aldıkları çevrelerin etkisi altında hareket ettiğini belirten İşcan, bu anlayışla üniversitelerin sağlıklı bir şekilde yönetilemeyeceğini dile getirdi.
Anayasa Mahkemesi’nin, üniversite rektörlerinin Cumhurbaşkanı tarafından atanmasına ilişkin düzenlemeyi iptal ettiğini hatırlatan İşcan, bu kararın ardından çıkarılan torba yasa ile Cumhurbaşkanının rektör atama yetkisinin korunduğunu söyledi. İşcan, üniversitelerin demokrasi kültürünün geliştiği ve kökleştiği kurumlar olması gerektiğini belirterek, bu yönüyle topluma öncülük etmelerinin önemine değindi. Üniversitelerin demokrasiyi içselleştirerek topluma örnek olabilmesi için rektörlerin, tüm üniversite çalışanlarının özgür iradesiyle yapılacak seçimler sonucunda belirlenmesi gerektiğini ifade eden İşcan, sandıktan en yüksek oyu alan adayın rektör olarak atanmasının sağlanması gerektiğini sözlerine ekledi.
Akademik Yükseltmelerde keyfiliğe son verilsin, şeffaflık öncelensin!
Akademik yükseltmelerde, özellikle doçentlik sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Fatih İşcan, ön yeterliliğin temelini adayların bilimsel çalışmaları ve öğretim faaliyetlerinin oluşturması gerektiğini vurguladı. İşcan, sözlü sınavın ise ancak bu bilimsel eserlerin yeterli bulunmasının ardından, yine bu çalışmalar esas alınarak gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade etti. Değerlendirme süreçlerinin tamamının keyfiliğe mahal vermeyecek şekilde nesnel ve şeffaf kriterlere bağlanması gerektiğini belirten İşcan, adayların başvurularını keyfi biçimde ya da asılsız etik gerekçelerle engelleyen jüri üyelerine yönelik caydırıcı yaptırımların hayata geçirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Akademik zam istiyoruz. En düşük akademisyen maaşı yoksulluk sınırının en az iki katı olmalıdır.
Akademisyenlerin ekonomik ve özlük haklarına da değinen Prof. Dr. Fatih İşcan, en düşük akademisyen maaşının yoksulluk sınırının en az iki katı olacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı. İşcan, bu düzenlemenin, akademik mesleğin saygınlığını güçlendireceği ve nitelikli insan kaynağının üniversitelerde kalıcılığını sağlayacağına dikkat çekti.
İşcan, akademisyenlerin ders ve sınav ücretlerinin de günümüz ekonomik koşulları dikkate alınarak yetersiz kaldığını belirterek, bu ödemelerin en az %100 oranında artırılması gerektiğini ifade etti. Böyle bir artışın, akademisyenlerin emeklerinin karşılığını daha adil şekilde almalarına katkı sağlayacağını dile getirdi.
Ayrıca, yeni kurulan üniversitelerde yaşanan akademisyen açığına çözüm üretmek amacıyla “asker öğretmen” uygulamasına benzer şekilde “asker akademisyen” modelinin hayata geçirilmesini talep eden İşcan, bu kapsamda gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasının önemine işaret etti.
Geliştirme Ödeneğinde adaletsizlik son bulmalı!
Geliştirme Ödeneğinin, üniversitelerin bulunduğu bölgenin sosyo-ekonomik durumuna göre, özellikle öğretim elemanı sıkıntısı yaşayan gelişmekte olan üniversitelere öncelikli ve yüksek oranlarda verilmesi gerektiğini vurgulayan İşcan, şunları söyledi: “Daha önce kurulmuş bir üniversitede geliştirme ödeneği oranı %150 iken, sonradan açılan üniversitelerde bu oran %100 seviyesindedir. Bu uygulama, 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nun 14’üncü maddesi ve 04.04.2005 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile uyumlu değildir. Benzer adaletsizliklere, ülkemizin farklı şehirlerindeki diğer üniversitelerde de rastlamak mümkündür. Bu haksız uygulamanın, yeni açılan üniversitelerin lehine olacak şekilde düzeltilmesi gerekmektedir.”
Mevcut uygulamada Geliştirme Ödeneğinin, sadece akademik personele ödendiğini de söyleyen İşcan, bu durumun üniversitelerde çalışma ortamında adalet ve eşitlik duygusunu zedelediğini, idari personel arasında memnuniyetsizlik ve motivasyon kaybına yol açtığını bildirdi. İdari personelin, üniversitelerin asli unsurlarından biri olarak eğitim-öğretim faaliyetlerinin sorunsuz yürütülmesinde kritik bir rol oynadığına dikkat çeken İşcan, “Bu nedenle, idari personelin de Geliştirme Ödeneğinden faydalanabilmesini sağlamak amacıyla gerekli yasal düzenlemelerin bir an önce yapılması gerekmektedir. Böyle bir düzenleme, hem kurum içindeki çalışma huzurunu artıracak hem de üniversite personeli arasında eşitlik ve adalet anlayışını güçlendirecektir.” diye konuştu.
Görevde Yükselme Sınavı, YÖK tarafından merkezi ve yazılı olarak iki yılda bir yapılmalıdır.
İşcan, kurumlarda görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarının düzenli aralıklarla açılmasının zorunlu hale getirilmesi ve uygulamada yaşanan keyfi uygulamalara son verilmesini de talep ederek, “Görevde Yükselme Sınavı, YÖK tarafından merkezi ve yazılı olarak iki yılda bir yapılmalıdır. Üniversitelerde bu sınavların şeffaf, adil ve planlı bir şekilde yürütülmesi, hem personelin kariyer gelişimi hem de kurum içi düzenin sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır.” dedi.
Kadro yetersizliği veya ilgili sınavın açılmaması gibi nedenlerle personelin kendi unvanına uygun olmayan kadrolarda görev yapması durumunda,bu personele bir defaya mahsus olmak üzere unvanlarının karşılığı olan kadroların doğrudan verilmesini talep eden İşcan ayrıca, personelin isteği dışında alt kadrolarda veya kendi alanı dışındaki işlerde çalıştırılmaması gerektiğini vurguladı.
Tüm unvanların görev tanımlarının net bir şekilde belirlenmesini ve personelin alanı dışında çalıştırılmasının engellenmesini isteyen İşcan, “Yardımcı Hizmetler Sınıfında görev yapan personel, mezun oldukları okullara göre sınavsız bir şekilde bir üst kadroya geçirilmelidir” dedi.





























