Genel Başkanımız Talip Geylan, 16-17 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul’da şubelerimizin yeni hizmet binalarının açılış törenlerine katıldı. Genel Başkan’a Genel Başkan Yardımcılarımız Orhan Kütük, Hüsami Erten ve Prof. Dr. Fatih İşcan eşlik etti.
Genel Başkanımız, İstanbul 11 No.lu Şubemizin teşkilat yöneticileriyle düzenlenen kahvaltı programında bir araya geldi. Programa İstanbul 11 No.lu Şube Başkanımız Bülent Çetin, şube yönetim kurulu üyeleri, ilçe ve işyeri temsilcileri, şube kadın komisyonu üyeleri, şube disiplin ve denetleme kurulu üyeleri ile iş yeri temsilcileri katıldı. Kahvaltı programının ardından şubemizin mülkiyetinde bulunan yeni hizmet binasının açılışı dualarla gerçekleştirildi.
Genel Başkanımız Geylan, İstanbul 8 No.lu Şubemizin mülkiyeti şubemize ait olan yeni hizmet binasının açılışını da gerçekleştirdi. Yeni hizmet binalarının hayırlı hizmetlere vesile olması temennisinde bulunan Geylan, İstanbul 8 No.lu Şube Başkan Mehmet Alphan’a ve açılışlarda emeği geçen herkese teşekkür etti.
Genel Başkanımız Talip Geylan, açılış programlarında ve istişare toplantısında yaptığı konuşmalarda sendikal mücadele ve toplu sözleşme süreçlerine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen, Allah’ın izniyle tüm Türkiye’de yetkili olacaktır.
Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen’in yetkiyi kendileri için değil, kamu çalışanlarının haklarını korumak ve geliştirmek için istediğini bildiren Geylan, “Çünkü kamu çalışanları kaybediyor!” dedi.
“Geride bıraktığımız sekiz toplu sözleşme sürecinde kamu çalışanları ne kazandı?” diye soran Geylan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Memur-Sen’in yetkili olduğu bu sekiz dönemde kamu çalışanlarının kazanımları yetersiz kalmış, toplu sözleşme süreçlerine ve sendikal mücadeleye duyulan güven ciddi biçimde zedelenmiştir.
Elbette bir sendika, işverenin karşısına oturduğunda her talebinin karşılık bulmasını sağlayamayabilir. Türkiye Kamu-Sen’in yetkili olduğu 2009 yılına kadar yürütülen toplu sözleşme ve toplu pazarlık süreçlerinde biz de her talebimizi kabul ettiremedik. Ancak kamu çalışanlarının sendikamıza duyduğu güven hiçbir zaman sarsılmadı.
Çünkü çalışanlar şunu gördü: ‘Benim sendikam, yetkili olarak o masaya oturduğunda her istediğimizi elde edemedi belki ama bizi o masada adam gibi temsil etti. Kora kor mücadele etti, ahlaklı sendikacılık yaptı ve dik durdu.’ İşte sendikacılık tam da budur: Onurlu bir duruş, kararlı bir mücadele ve kamu çalışanlarının hakkını her şartta savunmak!
Ancak son sekiz toplu sözleşme döneminde kamu çalışanları yalnızca hak ve kazanım elde edememekle kalmamış, aynı zamanda gerçek sendikal mücadelenin ve ilkeli sendikacılığın eksikliğini de yaşamıştır.
Sözde yetkili sendika, çalışanların haklarını kararlılıkla savunmak yerine, işverenin elini rahatlatan bir tutum sergilemiştir. Yüzde 3,5’lik zam oranına da imza atmıştır.
Enflasyon farkının dahi tutanağa geçirilmesinin unutulduğu bir süreçler yaşanmıştır.
3600 ek gösterge meselesi ise bunun en somut örneklerinden biridir. İki toplu sözleşme önce ucu açık ve muğlak ifadelerle yetinilmesi nedeniyle, birinci dereceye yükselen kamu çalışanları yıllardır 3600 ek göstergenin hayata geçirilmesini beklemektedir. 3600 meselesi 4 yıldır sürüncemede. Çünkü iki önceki toplu sözleşmede ucu açık ve muğlak ifadeler içeren maddelere imza atıldığı için, birinci dereceye inmiş kamu çalışanları 4 yıldır 3600 ek göstergeden yoksun kaldı. Demek ki o masaya sözde yetkili sendika, çalışanlar adına değil, işverene zaman kazandırmak için oturuyor. Bu nedenle, çalışanların daha fazla hak kaybına uğramaması için Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen o masaya oturmalı.
Devletin sözü havada bırakılamaz!
Öte yandan, hatırlarsanız Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 3600 ek gösterge konusunda bir sözü vardı. Cumhurbaşkanı Sayın Erdogan’ın seçimler öncesinde vaat ettiği, ‘Birinci dereceye inmiş tüm kamu çalışanlarının ek göstergesinin 3600’e çıkarılması’ düzenlemesi artık daha fazla ertelenmemelidir. 2026 yılı sona ermeden TBMM gerekli yasal düzenlemeyi hayata geçirmeli, kamu çalışanlarına verilen söz yerine getirilmelidir!
Bizim sloganımız belli: “Türkiye sevdamız, ekmek için kavgamız!”
Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen’in, yalnızca bir sendika değil; duruşuyla, mücadelesiyle ve ilkeleriyle öncü olmuş, başarılı bir sendikal hareket olduğuna dikkat çeken Geylan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sadece üyelerimizin değil, sendikamıza üye olmayanların, hatta başka sendikaların üyelerinin bile takdirle takip ettiği, örnek aldığı bir sendikayız.
Ancak biz kendimizi yalnızca bir sendika olarak görmüyoruz. Biz, bu ülkenin ve bu milletin geleceğine dair kaygı taşıyan, millî hassasiyetleri olan, ortak değerler etrafında bir araya gelmiş güçlü bir millî sivil toplum kuruluşuyuz. Sloganımız ‘Türkiye için sevdamız, ekmek için kavgamız!’ Biz, ekmek kavgasının, sendikacılığımızın önüne memleket sevdamızı koyduk.
Bu nedenle memleketimizin ve mensubu olmaktan şeref duyduğumuz aziz milletimizin ihtiyaç duyduğu her anda; sağımıza, solumuzda kim olduğuna bakmadan, biz varız diye öte atılan Türkiye sevdalılarıyız. Gerektiğinde bedel ödedik. Bugün de ödüyoruz, yarın da aynı kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz.
Elbette yorulacağız, elbette yıpranacağız. Ama biz, söz konusu vatanımızsa, söz konusu milletimizin geleceğiyse, söz konusu Türkiye’yse hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacağız. Yorulmayı da göze alacağız, yıpranmayı da, bedel ödemeyi de… Biz yorulalım, biz yıpranalım, biz bedel ödeyelim; yeter ki memleketimize zeval gelmesin!”




