MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğü

Din Öğretimi Genel Müdürlüğü olarak gençlerimizin inanç, ahlak ve anlam arayışlarında zihinlerini kurcalayan sorulara ilmî zeminde cevaplar üretiyoruz. Bu amaçla kurduğumuz İDEA Birimi çatısı altında akademisyenler, alan uzmanları ve eğitimcilerle bir araya geliyoruz. Büyük bir gayretle üretip sizlerle buluşturduğumuz bütün dijital içeriklerin arka planını da işte bu ilmi birikim oluşturuyor. Değişen Dünyada Din Dili ve Müşkilü’l-Kur’an gibi çalışmalarımızın devamında bugün de “Modern Dünyada İnsan, Anlam ve Hakikat” projesinin istişare toplantısını gerçekleştiriyoruz. Bu projenin üç çıktısı olacak: Öğretmen eğitimi, öğretmen el kitabı ve konuyla ilgili dijital içerikler.

Hayırlı cumalar

Nefsin Mazeretleri 7. bölüm. “Dünyaya bir kere geliyoruz.” Evet, cümle doğru. Fakat onu çoğu zaman yanlış bir sonuca bağlıyoruz. Telafisi olmayan hayata bir kere geliyorsak sahiden telafisi olmayan eylemlerde bulunup hayatı tüketmeli miyiz yoksa her anını kıymetli bilmeye mi çalışmalıyız. Çünkü bu hayatın tekrarı, telafisi ve baştan alma imkânı yok. Bir kere yaşıyoruz ama bir yere de bir kere gidiyoruz. Öyleyse bu cümle bizi daha çok hazza mı, daha çok hazırlığa mı çağırmalı?

“Ben marangozum elimden gelenin en iyisini yaptım. Kudüs’ü fethetmek de bir komutanın görevi” Kudüs için senin elindeki imkân ne? Bilgin mi, kalemin mi, mesleğin mi, sesin mi, duan mı?

Zihin Defteri’nin bu bölümünde bir musibet yaşadığımız zaman neden önce kaybettiğimiz şeyi değil, kime ait olduğumuzu söylediğimiz duaya odaklanıyoruz.

Hz. Eyyûb ağır bir hastalığa yakalandığında hastalıktan kurtulmak için Allah’ın merhametine sığınarak O’ndan şifa diledi. Rabbimiz duasını kabul edip onu sağlığına kavuşturduğu gibi bizim de dertlerimize derman versin

Hayırlı cumalar

Çocuklarımıza bir değeri kazandırmak isterken bazen çok fazla anlatıyor, çok sık hatırlatıyor ve hemen karşılığını görmek istiyoruz. Oysa değer eğitimi yalnızca sözle değil; çocuğun evin içinde tekrar tekrar gördüğü örneklerle, kurduğumuz ilişkiyle ve günlük hayatın küçük anlarıyla şekilleniyor. Sabırdan bahsederken sabırlı olabilmek, merhameti anlatırken merhametli davranabilmek, dürüstlüğü öğretirken kendi sözlerimize dikkat etmek… Çünkü çocuklar çoğu zaman söylediklerimizden önce yaşadıklarımızı öğreniyor.

Vefa Sultan dizisini izleyenlerin çoğunun bilmediği bir şey var… Dizide izlediğimiz Vefa Sultan gerçekten yaşamış bir isim. Ben de bugün onun izini sürmek için İstanbul’da Vefa semtine geldim. Bu semt adını, 15. yüzyılda yaşamış büyük gönül insanı Şeyh Vefa Hazretleri’nden alıyor. İlimle, tasavvufla ve şiirle ilgilenmiş; İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet bizzat kendisi İstanbula davet etmiş. Bugün İstanbul’da bir semte adını veren, yaşadığı dönemde insanların gönlünde iz bırakan Şeyh Vefa Hazretleri’nin izini sürmüş oldum. Yolunuz Vefa’ya düşerse siz de ziyaret edip bir Fatiha okumayı unutmayın.

Maarifin Kalbinde Oyun
Maarifin Kalbinde Oyun
İçeriği Görüntüle

Din Öğretimi Genel Müdürlüğü olarak gençlerimizin inanç, ahlak ve anlam arayışlarında zihinlerini kurcalayan sorulara ilmî zeminde cevaplar üretiyoruz. Bu amaçla kurduğumuz İDEA Birimi çatısı altında akademisyenler, alan uzmanları ve eğitimcilerle bir araya geliyoruz. Büyük bir gayretle üretip sizlerle buluşturduğumuz bütün dijital içeriklerin arka planını da işte bu ilmi birikim oluşturuyor. Değişen Dünyada Din Dili ve Müşkilü’l-Kur’an gibi çalışmalarımızın devamında bugün de “Modern Dünyada İnsan, Anlam ve Hakikat” projesinin istişare toplantısını gerçekleştiriyoruz. Bu projenin üç çıktısı olacak: Öğretmen eğitimi, öğretmen el kitabı ve konuyla ilgili dijital içerikler.

Ben bir tarım yapsam “Hasat ettim artık işim bitti” demem. Örneğin buğdayı düşünelim. Buğday tarlada hasat edilir, biçilir, ambara doldurulur. Ama orada kalırsa, kimsenin karnını doyurmaz. Onu öğütüp, yoğurup, pişirmeden ekmek olmaz, ekmek olmadan da sofranızda temel bir besin olmaz. İmam Tirmizi'nin derdi tam olarak buydu: Hadisler zaten toplanmıştı, biçilmişti. Ama hayatımıza girecek, bizi besleyecek bir ekmeğe dönüşmesi lazımdı. O, sadece "ne söylenmiş" diye rivayetleri sıralamadı, bir hadisi okuyan kişi bunu hayatına nasıl geçirecek, sorusunun cevabını da verdi. Eserleri, okuyanla hayat arasında kurulmuş bir köprü oldu. Tek yakıtı, bitmek bilmeyen bir öğrenme tutkusuydu. Bu tutku onu öyle bir noktaya götürdü ki, bir hadisi araştırırken duyduğu hasretle o kadar ağladı ki gözlerini kaybetti. Buna rağmen durmadı. Zifiri bir karanlığın içinde artık tek bir satır bile göremese de içindeki aydınlık hiç sönmediğinden ders vermeye devam etti. Öğrencileri ona hadisleri okudu, o da hafızasından hepsini tek tek kontrol etti. Hatta kontrolle de kalmadı, yeni bir yol açtı. Ondan önce bir hadis ya sağlamdı ya değildi. Tirmizi, aradaki boşluğu dolduran üçüncü bir kavram ortaya koydu: "Hasen." Yani tam kusursuz değil ama üzerine bir hayat kurulabilecek kadar güvenilir. O sadece rivayetleri aktarmakla kalmadı farklı mezheplerin o hadisten ne anladığını da eserlerine ekledi. Bugün elimizdeki hadis ilmi, kimin neyi nasıl yaşayacağı sorusuna cevap veren bir köprüden geçiyor. Ve o köprüyü, gözleri karanlıkta, kalbi aydınlıkta İmam Tirmizi kurdu. Kitabın tamamına ulaşmak için: http://etkinyuzler.com/etkinyuzler.pdf