Genel Başkanımız Talip Geylan, Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Fatih İşcan ile birlikte Mersin 3 No.lu şubemizin, üniversite sosyal tesislerinde düzenlediği kahvaltı programda üye ve temsilcilerimizle bir araya geldi. Programa Mersin Milletvekili Levent Uysal, Mersin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar, Tarsus Üniversitesi rektör danışmanı Doç. Dr. Veysel Alcan ve Tarsus Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bülent Şen, Mersin 1 No.lu Şube Başkanı Metin Ercan ve şube yönetim kurulu üyeleri, Mersin 3 No.lu Şube Başkanı Hakan Alptürker ve şube yönetim kurulu üyeleri ve çok sayıda davetli de katıldı.
Hiçbir gerekçe, eş durumu tayin taleplerinin karşılanmamasını meşru kılamaz.
Toplantıda bir konuşma yapan Talip Geylan, “Üniversite idari personelinin bugün eş durumu tayin hakkı dahi yoktur. Eş durumu mazeretiyle yapılan tayin taleplerinin karşılanmaması açık bir anayasa ihlalidir. Çünkü Anayasamızın 41. maddesi aile birliğinin korunmasını devlete görev olarak vermektedir.
Hiçbir gerekçe, eş durumu tayin taleplerinin karşılanmamasını meşru kılamaz. Bu nedenle Yükseköğretim Kurulu’nun eş güdümü sağlayacak şekilde bir tayin ve nakil yönetmeliğini hayata geçirmesi gerekmektedir.” dedi.
Üniversitelerimizde akademik olmayan yönetici pozisyonlarında da sınav esas alınmalı!
Üniversitelerin ve üniversite çalışanlarının sorunlarına dikkat çeken Genel Başkan Geylan, “Bilindiği gibi son iki dönemde Yükseköğretim Kurulu merkezi görevde yükselme sınavlarını yürütmektedir.
Biz, tüm üniversitelerin bu sisteme dahil edilmesini bekliyoruz. Sürecin tamamen sınav başarısına göre yürütülmesi gerektiğine inanıyoruz.
Üniversitelerimizde akademik olmayan yönetici pozisyonlarında da sınav esas alınmalı, idari personelimize öncelik tanınmalıdır.
Geliştirme ödeneğinden idari personelin de yararlanması gerekmektedir.
Akademik unvanlar sadece bilimsel kriterler ve akademik yeterliliğe göre belirlenmelidir. Doçentliği ve profesörlüğü hak ediyorsunuz; ancak bu unvanları alabilmek için sadece akademik yeterliliği sağlamak yetmiyor. Aynı zamanda yöneticilerle belirli ilişkiler içinde olmanız gerektiği gibi yanlış bir anlayış ortaya çıkıyor. Bunu asla doğru bulmuyoruz. Akademik yeterliliğini sağlamış her bilim insanına hak ettiği unvan, rutin bir uygulama olarak verilmelidir. Bu süreç kişisel inisiyatiflere bırakılmamalıdır. Üniversitelerimiz, lokomotif kuruluşlarımızdır. Ülkemizin daha müreffeh geleceğinde üniversitelerimizin fonksiyonu tartışılmazdır. Bu itibarla daha güçlü üniversite için öncelikle üniversite çalışanlarının beklentilerinin karşılanması, daha huzurlu çalışma ortamlarının oluşturulması önceliğimiz olmalıdır. Hem idari personelimiz hem de akademisyenlerimizin sorunlarının çözülmesi ve beklentilerinin karşılık bulması elzemdir. İdari personelimiz için; tayin nakil problemlerinin çözülmesi, akademik olmayan yönetici pozisyonlarında öncelik verilmesi, görevde yükselme ve unvan değişikliği süreçlerinin yazılı sınav esasıyla yürütülmesi, üniversite geliştirme ödeneğinden faydalandırılması, norm kadro yönetmeliği çıkarılması, sınavlarda görev verilmesi, 13/b-4 görevlendirmelerinin keyfiyetten kurtarılarak rıza dâhilinde yapılması gibi düzenlemeler artık geciktirilmemelidir. Bunun yanı sıra; bilim insanlarımızı geçim derdinden kurtarılması için akademik zam düzenlemesi, akademik kadroların tahsisinde kişisel ve yönetimsel inisiyatifin sonlandırılarak akademik yeterliliğin yeter ölçü kabul edilmesi, ek ders ücretlerinin %100 artırılması, akademik teşvik ödeneğiyle bilimsel çalışmaların desteklenmesi, rektör atamalarının seçimle yapılması gibi düzenlemeler de üniversitelerimizin ve bilim hayatımızın geleceğini ilgilendiren tedbirler olacaktır.” dedi.
Bugün akademik zam talebi sadece ekonomik sorun yaşayan bilim insanlarının meselesi değildir. Bu mesele aynı zamanda Türk üniversitelerinin, Türk akademisinin ve Türk bilim hayatının geleceği meselesidir.
Geylan, “Akademik zam meselesini de yıllardır dile getiriyoruz. Bugün işçi statüsünde çalışan bazı personellerden daha düşük maaşla geçinmek zorunda kalan akademisyenler bulunmaktadır. Zihni sürekli geçim sıkıntısıyla meşgul olan bir bilim insanından sağlıklı bilim üretmesi beklenemez. Bu nedenle akademik zam artık bir tercih değil, zorunluluktur. Bu konuda bir an önce gerekli adımlar atılmalıdır.
Lisans düzeyinde akademik başarısı en yüksek olan öğrencilerimiz bugün bir meslek olarak akademisyenliği tercih etmiyor. Çünkü daha yüksek gelir sağlayan mesleklere yöneliyorlar. Oysa Türk akademisinin yükselmesi, Türk bilim hayatının gelişmesi için lisans düzeyindeki en parlak öğrencilerimizin akademisyenliği tercih etmesi gerekmektedir.
Bugün akademik zam talebi sadece ekonomik sorun yaşayan bilim insanlarının meselesi değildir. Bu mesele aynı zamanda Türk üniversitelerinin, Türk akademisinin ve Türk bilim hayatının geleceği meselesidir. Bu nedenle akademik zam artık elzem hâle gelmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.
Taleplerimizin birtakım köhne ideolojilere, günlük siyasi polemiklere malzeme edilmesine ve devletimizin saygınlığının zedelenmesine asla izin vermeyiz!
Geylan, “Türkiye sevdamız, ekmek için kavgamız” sözü, Türkiye Kamu-Sen’i en güzel şekilde tanımlayan slogandır. 1992 yılında bu teşkilatı kuran büyüklerimiz, bu sözü söylerken aslında hem sendikamızı tarif etmiş hem de bizlere büyük bir misyon yüklemişlerdir.
Ekmek kavgasının tek ve doğru adresi Türk Eğitim-Sen ve Türkiye Kamu-Sen’dir. Ancak biz ekmek kavgasının önüne Türkiye sevdamızı koyduk.
Biz sadece bir sendika değiliz. Kamu çalışanlarının hak ve hukukunu korumak, geliştirmek için her türlü hukuki, idari ve demokratik mücadeleyi ortaya koyarız. Ancak bunu yaparken taleplerimizin birtakım köhne ideolojilere, günlük siyasi polemiklere malzeme edilmesine ve devletimizin saygınlığının zedelenmesine asla izin vermeyiz.
Çünkü biz Türkiye sevdalısıyız. Ekmek kavgamızın önüne Türkiye sevdamızı koyduk.
Türkiye varsa sendikacılığın da, ekmek kavgasının da bir anlamı vardır. Önce Türkiye vardır. Türkiye varsa diğer her şeyin bir değeri ve anlamı vardır.”
Türkiye bizim için nedir?
Türkiye;
Ay yıldızlı al bayraktır.
Atatürk’tür.
Anayasamızın ilk dört maddesinde anlamını bulan kıymetlerimizdir.
Devletimizin, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğü anlayışıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, sosyal bir hukuk devleti olduğu bilincidir.
Türkçedir.
Eğitim dilinin Türkçe olacağı şuurudur.
Anayasamızın 66. maddesinde ifade edildiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğu anlayışıdır; yani milli kimlik bilincidir.
Bu nedenle biz ekmek kavgamızın önüne Türkiye sevdasını koyduk.” dedi.
















