TEÇ-SEN - Tüm Eğitim Çalışanları Sendikası

Ümit DEMİREL: “Türkiye’de herkes ‘hayatta kalma modu’na geçti. İnsanlar sürekli “savaş ya da kaç” modunda çalışamaz, plan yapamaz, sosyalleşemez ve sürekli yorgundur.” Türkiye’de bugün milyonlarca insanın yaşadığı şey sadece ekonomik sıkıntı değildir; bu aynı zamanda derin bir psikolojik ve toplumsal tükenmişlik hâlidir. Ben buna açıkça “hayatta kalma modu” diyorum. Hayatta kalma modu; yüksek enflasyon, geçim sıkıntısı, kira baskısı, faturalar, borçlar, işsizlik korkusu ve gelecek kaygısı gibi kronik stres faktörleri nedeniyle insanın artık bireysel gelişimi, sosyal hayatı, uzun vadeli planları ve hayallerini bir kenara bırakıp yalnızca ay sonunu getirmeye, mutfağını döndürmeye ve temel ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanmasıdır. Bugün insanlar tatil planı yapmıyor; elektrik faturasını düşünüyor. Birikim hayali kurmuyor; kredi kartının asgarisini nasıl ödeyeceğini hesaplıyor. Çocuğunun geleceği için yatırım yapamıyor; beslenme çantasını nasıl dolduracağını düşünüyor. Kendi gelişimine, sosyal hayatına, kültürel faaliyetlere zaman ve bütçe ayıramıyor; çünkü bütün zihinsel enerjisi hayatta kalmaya harcanıyor. “Hayatta Kalma Modu Sadece Cüzdanı Değil, Zihni de Çökertir” Bu durumun ekonomik olduğu kadar psikolojik bir karşılığı da var. İnsan sürekli belirsizlik içinde yaşadığında, beyin normal karar alma düzeninden çıkar. Sürekli “ne olacak?”, “nasıl ödeyeceğim?”, “bu ayı nasıl çıkaracağım?” sorularıyla yaşamak insanı bir alarm hâline sokar. Normal şartlarda insan geleceği planlar, sağlıklı kararlar alır, sosyal ilişkiler kurar, kendini geliştirir. Ancak kronik ekonomik stres altında beyin daha çok “savaş ya da kaç” psikolojisiyle çalışır. Yani kişi uzun vadeli düşünmekten çok, o anki tehdidi bertaraf etmeye odaklanır. Bu yüzden bugün birçok insanın yaşadığı dağınıklık, yorgunluk, isteksizlik, unutkanlık, içine kapanma veya erteleme hâli basitçe “tembellik” değildir. Bunların önemli bir kısmı, ağır ekonomik baskı altında gelişen birer savunma mekanizmasıdır. İnsan sürekli geçim derdiyle boğuşurken üretkenliğini, neşesini, sosyal enerjisini ve geleceğe dair motivasyonunu kaybedebilir. Çünkü zihin artık büyümeye, gelişmeye, hayal kurmaya değil; yalnızca ayakta kalmaya programlanmıştır. “Gelecek Planı Yapamamak Bir Tercih Değil, Ekonomik Sonuçtur” Bugün gençler evlilik planı yapamıyorsa, bu hayal kurmak istemediklerinden değildir.Aileler tatile gidemiyorsa, bu dinlenmeye ihtiyaç duymadıklarından değildir. İnsanlar dostlarıyla buluşamıyor, kültürel etkinliklere katılamıyor, kendine zaman ayıramıyorsa, bu sosyal hayatı önemsemediklerinden değildir. Sebep çok açıktır: Gelirler hayatın gerçek maliyetleri karşısında erimiştir. Gelecek planı yapmak için önce bugünü güvenceye almak gerekir. Eğer bir insan ay sonunu getiremiyorsa, kira ve fatura arasında sıkışmışsa, market alışverişinde temel gıdayı bile hesaplayarak alıyorsa, ondan uzun vadeli plan yapmasını beklemek gerçekçi değildir. İnsanın hayal kurabilmesi için önce nefes alabilmesi gerekir. “Sosyal İzolasyon ve Tükenmişlik Yaygınlaşıyor” Ekonomik kriz insanları sadece yoksullaştırmıyor, aynı zamanda yalnızlaştırıyor. Çünkü sosyal hayat artık birçok kişi için maliyetli bir alana dönüştü. Bir arkadaşla kahve içmek, ailecek dışarı çıkmak, bir sinemaya gitmek, çocukları bir etkinliğe götürmek, hatta şehir içinde ulaşım sağlamak bile ciddi bir harcama kalemi hâline geldi. Bu nedenle insanlar sosyal ilişkilerini azaltıyor, evine kapanıyor, daha az görüşüyor, daha az paylaşıyor. Bu da zamanla yalnızlık, tükenmişlik ve umutsuzluk duygusunu büyütüyor. Toplumun geniş kesimleri sürekli yorgun, gergin ve kaygılı hâle geliyor. Sokakta, iş yerinde, trafikte, okulda, evde bu gerginliği görmek mümkün. Çünkü ekonomik kriz, sadece rakamlarda değil; insanların yüzünde, ses tonunda, sabrında ve tahammül gücünde de kendini gösteriyor. “Tembellik Sanılan Şey Çoğu Zaman Tükenmişliktir” Burada özellikle altını çizmek isterim: Bugün birçok insana “tembel”, “isteksiz”, “plansız”, “çabasız” deniliyor. Oysa mesele çoğu zaman kişisel zayıflık değil, uzun süreli stresin insan üzerinde yarattığı yıpranmadır. Sürekli ekonomik baskı altında yaşayan bir insan; sabahları yorgun uyanabilir, karar almakta zorlanabilir, işlerini erteleyebilir, sosyal ilişkilerden uzaklaşabilir, küçük sorunlara büyük tepkiler verebilir, hayal kurmakta ve hedef belirlemekte zorlanabilir, kendini değersiz ve çaresiz hissedebilir. Bunlar tembellik değil; çoğu zaman insanın kendini korumaya çalışmasının sonucudur. Zihin ve beden, uzun süreli baskı altında enerjiyi kısmaya başlar. İnsan farkında olmadan sadece en zorunlu işleri yapacak kadar güç ayırır. Bu nedenle ekonomik krizleri yalnızca enflasyon, faiz, kur veya bütçe rakamları üzerinden okumak eksik kalır. Krizin bir de insan ruhunda açtığı derin yara vardır. “Millet Artık Yaşamıyor, Ayakta Kalmaya Çalışıyor” Bugün Türkiye’de milyonlarca insan yaşam planı yapmıyor; hayatta kalma hesabı yapıyor. Bu çok ağır bir tablodur. Bir toplumun sağlıklı olabilmesi için insanların sadece karnının doyması yetmez. İnsanların güven duyması, gelecek kurabilmesi, sosyalleşebilmesi, dinlenebilmesi, çocuğuna iyi bir hayat sunabileceğine inanması gerekir. Eğer insanlar yalnızca kira, fatura, mutfak ve borç arasında sıkışmışsa; eğer gençler hayal kuramıyor, aileler nefes alamıyor, çalışanlar emeğinin karşılığını alamıyor, emekliler insanca yaşayamıyorsa; orada mesele sadece ekonomi değil, doğrudan insan onuru meselesidir. “Hayatta kalma modu bir milletin kaderi olamaz.” İnsan sadece çalışmak, fatura ödemek ve ay sonunu getirmek için yaşamaz. İnsan umut etmek, üretmek, sevmek, dinlenmek, gelişmek ve geleceğe güvenle bakmak için yaşar. Bugün yapılması gereken, insanları hayatta kalma moduna mahkûm eden ekonomik düzeni değiştirmek; emeği, adaleti, güveni ve insanca yaşamı merkeze alan bir anlayışı hâkim kılmaktır. Ümit DEMİREL TEÇ-SEN GENEL BAŞKANI

Resim

·

Millî Eğitim Bakanlığı Sözleşmeli Bilişim Personeli Alımı
Millî Eğitim Bakanlığı Sözleşmeli Bilişim Personeli Alımı
İçeriği Görüntüle

195

Görüntüleme